BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > AB’nin Doğu Sınırları ve Türkiye

AB’nin Doğu Sınırları ve Türkiye

'The Economist’ dergisinin 25 Haziran- 1 Temmuz 2005 tarihli sayısında çıkan ‘AB’nin Doğu Sınırları’ başlıklı 16 sayfalık bir ‘Araştırma’ yazısında, AB’nin Doğu yönündeki genişlemesi ele alınıyor. 2004 yılında 10 yeni üye devletin AB’ye katılmasından sonra AB’nin, Polonya, Slovakya ve Macaristan’ın katılımı ile, Doğuya doğru genişlediği bilinmektedir.



'The Economist’ dergisinin 25 Haziran- 1 Temmuz 2005 tarihli sayısında çıkan ‘AB’nin Doğu Sınırları’ başlıklı 16 sayfalık bir ‘Araştırma’ yazısında, AB’nin Doğu yönündeki genişlemesi ele alınıyor. 2004 yılında 10 yeni üye devletin AB’ye katılmasından sonra AB’nin, Polonya, Slovakya ve Macaristan’ın katılımı ile, Doğuya doğru genişlediği bilinmektedir. Bundan sonra ise, Avrupa’nın Doğusunda bulunan diğer 15 ülkeden hiç olmazsa 11’i, en çok önümüzdeki on yıl zarfında, AB üyesi olmak ümidini taşımaktadırlar. Gerçekten, bunlardan Romanya ile Bulgaristan şimdiden katılım anlaşmalarını imzalayarak, 2007 ve 2008’de üye olmayı beklemekte, 3 Ekim 2005’te katılım müzakerelerine başlanacak olan Türkiye bakımından ise sürecin tamamlanması için, en az 10 yılın geçmesinin gerekeceği anlaşılmaktadır. Hırvatistan’ın ise görüşmelere başlaması, La Haye’deki Savaş Suçları Mahkemesi ile iş birliği yapmasına bağlıdır. Diğer taraftan, Arnavutluk, Bosna, Makedonya, Sırbistan ve Karadağ gibi Batı Balkan ülkelerine, ilke olarak AB üyeliğinin vaat edildiği, fakat bir takvim verilmediği bilinmektedir. Ukrayna da, ileride AB’ye katılmayı arzulamakta ve fakat görüşmelere başlaması için en az 10 yılın geçeceği anlaşılmaktadır. Moldovya ve Gürcistan’ın da, Ukrayna’yı izleme arzusu içinde oldukları anlaşılmakta, Doğu Avrupa’daki etkinliğini kaybetmekten korkan Rusya ise, AB’ye katılmak yerine, eski Sovyet Cumhuriyetlerinden oluşan bir karşı blok oluşturmaya çaba sarfetmektedir. Araştırmaya göre, ‘Avrupa Liberalizmi, Türkiye’de “Ilımlı İslam Toplumu” ile ‘Laik Devlet’ arasındaki nazik dengenin korunmasında önemli rol oynamakta, diğer Balkan ülkeleri için ise AB, bu ülkelerin, savaş sonrası fakirlik ve izolasyonundan kurtarılmasının tek şartını oluşturmaktadır. Araştırmaya göre, Türkiye, büyüklüğü, fakirliği, kalabalık nüfusu ile AB için ‘İdare edilmesi güç’ bir ülke durumunda bulunmakta, fakat Türkiye’nin siyasal kurumlarının ‘Laik’ olması, AB’nin bu ülkenin 1987’de yaptığı üyelik başvurusunu ancak 12 yıl sonra, 1999 yılında kabul etmesinde büyük rol oynamış bulunmaktadır. Araştırmada Türkiye’nin, AB ile bütünleşmesinin sağlayacağı avantajlar arasında; ‘İslamın demokrasi ile uyumu’, AB ile NATO arasındaki gerginliklerin azaltılması, AB’nin Kafkasya ile Hazar Denizindeki petrol ve gaz kaynaklarına yaklaşması ve ABD’nin arzusuna uygun olarak, AB ile ‘NATO’nun Karadeniz ve Güney Kafkaslar’da uyumlu çalışmaları gibi hususlar zikredilmektedir.
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 109330
    % -0.31
  • 3.867
    % -0.62
  • 4.5554
    % -0.6
  • 5.158
    % -1.19
  • 156.209
    % -0.25
 
 
 
 
 
KAPAT