BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Gece sancıları (Diyalog Köşesi)

Gece sancıları (Diyalog Köşesi)

Aradan bir yıl geçti. Söz, ucu kırılan bir hançer gibi dilimde. Ey işleyerek dünyayı süsleyen kalem. Ey işleyerek yüreği ateşe çalan kalem. Ey dediği diyeceği yalan kalem.



Aradan bir yıl geçti. Söz, ucu kırılan bir hançer gibi dilimde. Ey işleyerek dünyayı süsleyen kalem. Ey işleyerek yüreği ateşe çalan kalem. Ey dediği diyeceği yalan kalem. Ey kalem, sen vasıtasın, kayıp oldun mu kim anlar halimden? Hiçe saydım başlayıp da devam edemediğim sayfaları. Taşmalı demiştim, taşmalı duygu, akmalı sonra. Yağmur seline karıştı yılların ardında nihan kalan yorgunluğum. Şimdi gözlerim, kapaklarını taşıyamıyor. Öyle ise yazmak vakti ey dil, inilemek vakti. Vasıtana bin ve git rengine meftun olduğun nefese. Onda erdiğin visal, huzurun eşiğinde. Ah kalbim ne çok gam taşıyorsun mahzeninde. Sükut, cilt cilt kitaplardan daha mânâlı evet; yüzler nağmeye tutundum da kurumadı acının kökleri. Perdeleri çekildi güneşin, eteğimden süzülüverdi suskun ay ışığı, vurdu yüzünü kimsesiz yollarına ömrümün. Sahrada günebakan bir kum tanesi gibi, bekledim, bir sabah umuda kazınsın adım. Olmadı. Hiçbir fırtına kopmadı yazsam da yazmasam da.. Anlar mısın denizde susuzluk çeken bir martının halinden? Ve Eylül, taşıp durdu içimin caddelerinden. Hayat, iğneli yol. Gece sancılarından düşen küldür avuçlarıma. “Yanan bir orman gibi tükendi baharım.” Tükendi baharım yanan bir orman gibi. Yüreğim, kırbaç altında tanıdı yalnızlığı. Sen benim, yıkılan surlarımı göremezsin. Kendi sokaklarımda yitirdim sesimi, aradım, kanatlarımı kırdı duvarlar. Aradım, kan rengi okyanusta bahtımın misalini. Hayallerinin buğusunda yas tutan bir çocuğum. İyi günler bu dünyanın harcı değil, bilirim. Bilirim, iyi günler bu dünyanın harcı değil. Irmakların yatağından kuşkulandığı günden beri, kan damıtır kalemim. İçimde çoğalan sızı... Mavi tellerle ördüm umudun kapısını. Denizde kurutuldum. Atlılarım, boş kuyuya köz taşıdı durmadan. Gözlerimden indi şu kanatsız martılar.. Kıyılar çizdim sonsuz adasına kalbimin. Fırtınalar, toprağımı tazeledi. Demir elleriyle ensemi tutan geceye kalem çalarak başlattım ayakta ölmenin hikayesini. Yanarak yazdım, yazarak yaşadım. Erdem sütunu gibi dimdik durmayı ve yükseldikçe incelmeyi istedim hep. “Ulu çınarlar, fırtınalı diyarlarda yetişir.” Ben olmadan da olsa ulaşmak için uzandığım kayıp yarınlarım vardı. “Baharın tükeniyor yanan bir orman gibi / Küllerinin altında yine sonsuz bir bahar” diyen şaire aldandım. Hüznü devşirdim çağa, ne kaldı ki geriye. Ellerimden karasıyla aktı bir nefeslik ömür, bir nefeslik rüya. Ve Eylül, taşıp durdu içimin caddelerinden... > Neriman Karayiğit Tatlıcı çocuk Ekmek kavgasında bir tatlıcı çocuk, Havada ayaz var, soğuk mu soğuk. Almış eline, bir koca tepsi, İşte sermayesinin hepsi Bir de çınlayan sesi: “Tatlı, tatlı, tanesi elli kuruş, Beğenmezsen öyle konuş. Tatlılarım taze taze, Bir tane alır mısın hanım teyze.” Bir tatlıcı çocuk, güz kadar solgun, Bir tatlıcı çocuk, büyükler gibi olgun. Söz vermiş babasına, bir katkı bütçesine, Karışmış gündüzü gecesine, Hava soğuk, sokaklar çamur, ne gelir elden. Ancak emekçiler anlar dilinden, Bir de merhametli şairler, Ne anlar sairler. Bir tatlıcı çocuk, dünya kadar yorgun, Bir tatlıcı çocuk, hayat kadar yoğun. Bir tatlıcı çocuk, doğmuş, Emeklemiş, emekçi olmuş, Baharı, yazı görmeden, güzü, kışı görmüş. > Ahmet Sandal / Kahramanmaraş Bayrak Öyle bir hal ki bu yürek yangısı Hainlerde olmaz bayrak saygısı Hani devletimin nerde? yargısı Bizde bir bayraktır dillere destan Burası ne Irak ne de Afganistan. Kimin haddine uzatmak bayrağa eli Kopartırım aksini konuşan dili Fırat durur, Dicle durur, akar kan seli Olamaz devletin üstünde devlet Kalamaz aciz, tarihi şanlı bu millet. Büyüktür, çok büyük oynanan oyun Ne bu cüret sende bir karış boyun Kozmoz da bir avuç bile yok soyun Bu ne hainliktir bu ne cahillik Bu ne ihanettir bu ne bilmezlik. Yüreğim yanıyor bu olanlara Vatanıma düşman o yılanlara Bir şey yokmuş gibi sus kalanlara Bu ne politika bu ne siyaset Bu ne sorumsuzluk bu ne cesaret. Burada Eşref’in derin tasası Vatan, Bayrak, İslam tek parolası Ay-yıldız aşkıdır kara sevdası Dar ağacı olsa da en son durağım Sen korkma dalgalan şanlı bayrağım > Eşref Koç Gurbet çilesi Terk eder köyünü, satar çiftini, Dağlara yuvalar konar gurbette. Yüklenir sırtına şehrin derdini, Bir hayale ömür sunar gurbette. Kızaran sularda batar ümidi, Kardeş ihaneti yıkar yiğidi, Bir dost vurgununda böyle eridi, Titrer ilikleri donar gurbette. Gri gök kubbeye hayaller dolar, Sıkışır yüreği, gözleri dalar, Saçlarını ıslatırken damlalar, Çatlar her zerresi, kanar gurbette. Burnunu sızlatır egzoz kokusu, Bir yelde yıkılır gecekondusu, Yanık söylenirken sıla türküsü, Tıkanır boğazı, yanar gurbette. > Hüseyin Özkaynakçı Sular Bir ninni anlatır şırıl şırıl su, Kuşların çınarda gelir uykusu... Nereye, nereye akar bu sular? Bilirim, akmazsa kokar bu sular. Hırsından köpüren suları sevdim; Sel sularında ben, yıkılan evdim... Azgın nehirlerin köprüdür üstü; Cılız derecikler yağmura küstü... Doğar doğmaz yola çıkar ırmaklar, Meğer ırmakları bekler ıraklar... Şelâle, kayadan attı kendini, Bir değirmenciye sattı kendini... Seller, azı dişi gibi ağacı Sökerken, toprak hiç duymaz mı acı? Hapsedilir âsî sular bentlere, Hayat bahşederler susuz kentlere. Sular, yer yüzünün yıkar kirini; Sular, boğabilir her an birini! > Mehmet Şensöz / Bursa Gül dalında Bülbülümü ben yitirdim Gül dalında gül dalında Buldum bağrıma yatırdım Gül dalında gül dalında Seher vakti öter idi Dertlerini döker idi Çilesini çeker idi Gül dalında gül dalında Hazan vakti geliverdi Yüreğimi deliverdi Vakit tamam deyiverdi Gül dalında gül dalında Kadirî der çilem bitti Bu dünyaya gelen gitti Yaşadığı ömür yetti Gül dalında gül dalında Aşık Kadirî / Uşak
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 109330
    % -0.31
  • 3.867
    % -0.62
  • 4.5554
    % -0.6
  • 5.158
    % -1.19
  • 156.209
    % -0.25
 
 
 
 
 
KAPAT