BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Bütçe ve Demokrasi

Bütçe ve Demokrasi

Okurlardan biri soruyor: “Bütçe ile demokrasinin ne alâkası var? Bütçe, teknik bir iş değil midir?”



Okurlardan biri soruyor: “Bütçe ile demokrasinin ne alâkası var? Bütçe, teknik bir iş değil midir?” *** Bütçe ile demokrasinin çok alâkası var. Bütçe, hazırlanması, uygulanması ve denetlenmesi itibariyle elbette teknik boyutları da olan bir süreç, ama sadece teknik bir süreç değil. Afrika’nın muz cumhuriyetlerinin de bütçeleri, daha doğrusu “kara defterleri” var. “Devlet benim!” diyen Kral XlV Louis’in ülkesinde bütçeyi, monarkın kaprisleri belirliyordu. Hitler, Mussolini ve Franco gibi diktatörlerin de bütçeleri vardı. “Biz tereyağı yemedik, top yaptık!” diye böbürlenen Hitler’in propaganda nazırı Göebbels’in Almanya’sında da bütçe ile demokrasi arasında hiçbir şekilde ilişki kurulamazdı; bütçe, çok büyük ölçüde teknik bir operasyondu. Bütçe, aynadır! Bütçe, demokrasilerde “asil-vekil” (halk ve halkın temsilcileri) ilişkisini yansıtan bir aynadır. Asiller vekillere yetki; vekiller, asillere hesap verir. Maliye hocaları, öğrencilerine kamu bütçesini anlatırken sorarlar ve ardından cevabı da kendileri verirlerdi. Bir tekerleme gibi şunlar söylenirdi: - Bütçeyi kim hazırlar? - Yürütme - Kim onaylar? - Yasama - Kim uygular? - Yürütme - Kim denetler? - Yasama Böyle bir süreç, batı demokrasilerinde tesadüfen ortaya çıkmamış. Vaktiyle halk, krala sormuş: “Bizden vergi alıyorsun, nereye harcayacağını bilelim!” Bu sorunun cevabı, bizi, “bütçe hakkı” diye bilinen bir kavram ile karşı karşıya getiriyor. “Bütçe hakkı” kavramıyla birlikte, çağdaş demokrasilerin anayasalarında yer alan bir ilke ile tanıştık. “Temsilsiz vergi olmaz!” (No taxation without representation!) diye bilinen ilke, demokrasilere damgasını vurdu. Kamu mali yönetiminde, özellikle harcamalara ilişkin süreçlerde, “saydamlık” ve “hesap verme sorumluluğu” gibi kavramları geniş açıdan ele aldığımızda karşımıza, “hukuk devleti”, “kuvvetler ayrılığı ilkesi”, “bütçe-hakkı” ve nihai olarak “demokrasi” çıkıyor. Maalesef bütçe dışı fonlar, görev zararları gibi yürütmeyi güçlendirici tasarruflar, “bütçe hakkı” denilen kavramı yozlaştırabiliyor. Kuvvetler ayrılığı ilkesinin sağlıklı bir biçimde işlemediği ülkelerde, kamu maliyesinin ve bütçe sürecinin yozlaşmasını önlemek mümkün değil. Yargı bağımsızlığının zedelendiği bir ortamda, “bütçe-demokrasi” ilişkisi, “kurt-kuzu” hikayesini çağrıştırır. Harcayalım, ama... Geçmişin “iş bitirici” ve “vizyon sahibi” iktidarları, bütçeleri bir borç yönetimi enstrümanına indirgedi. Dolayısıyla, kamu harcama reformu kaçınılmaz hale geldi. Kamu harcama reformu, bütçenin hazırlanması, parlamentoda görüşülmesi, uygulanması ve denetlenmesi ile ilgili süreçlerde reform yapılması anlamına geliyor. Mali saydamlık için gerekli olan minimum standartlar şöyle belirlenmiş: * Rollerin ve sorumlulukların netleşmesi * Bilginin kamuya açık olması * Bütçe hazırlama, uygulama ve denetleme süreçlerinin saydam olması * Ulusal denetim ve istatistik organlarının bağımsız olması Yukarıda yer alan standartlara uyum sağlayabilmek amacıyla, Hükümet, “Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu”nu çıkardı. Kanun, “saydamlık” ve “hesap verme sorumluluğu” diye bilinen iki önemli ilkenin ve bütçe disiplininin ihlal edilmesini önlemek için formüle edildi. Dileyelim, yasa delinmesin ve amacına hizmet edebilsin.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT