BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > “Anayasa kime emanet”?!.

“Anayasa kime emanet”?!.

Radikal Gazetesi’nin dünkü manşeti (23 Temmuz Cumartesi) herhalde epeyce tartışılacak. Zira “Anayasayı delen Serruh Kaleli, Anayasayı korumak için çalışacak” üst başlığı ile verdiği bu manşette, Radikal “Sezer’in Anayasa Mahkemesi üyeliğine atadığı Kaleli, Anayasa’daki ‘milletvekili transfer yasağı’ ilkesini delmek için 1994’te DSP lehine kurulan partinin genel başkanı olduğunu bizzat açıkladı...” bilgisini kayıtlara geçiriyor.



Radikal Gazetesi’nin dünkü manşeti (23 Temmuz Cumartesi) herhalde epeyce tartışılacak. Zira “Anayasayı delen Serruh Kaleli, Anayasayı korumak için çalışacak” üst başlığı ile verdiği bu manşette, Radikal “Sezer’in Anayasa Mahkemesi üyeliğine atadığı Kaleli, Anayasa’daki ‘milletvekili transfer yasağı’ ilkesini delmek için 1994’te DSP lehine kurulan partinin genel başkanı olduğunu bizzat açıkladı...” bilgisini kayıtlara geçiriyor. Aslında ilk kayda geçirme işlemini, Vakit Gazetesi; Serruh Kaleli’nin DSP üyesi olduğunu ifşa ederek gerçekleştirmişti. Ancak Türkiye garip bir ülke, ortaya çıkarılan önemli olayların, hangi tandanstaki basın organı tarafından kamuoyuna duyurulduğu önemli bir faktör. Yani mesela bazı doğrular, sırf “sağcı” basın yazdı diye pekala görmemezlikten gelinebilir veya yeteri kadar üzerinde durulmayabilir... Fakat bu defa sağdan ve soldan, medya organları aynı konuyu irdelediğine göre; herhalde gereken dikkat atfedilir bu önemli meseleye!.. Aslında Sayın Sezer bunu hep yapıyor... Daha önce de CHP üyesi, Av. Özdemir Özok’u Anayasa Mahkemesi üyeliğine atamıştı veya atamaya teşebbüs etmişti. Ancak gelen tepkiler üzerine Özok, Sezer’den affını istedi de, Cumhurbaşkanının düştüğü zor pozisyon böylece atlatılmış oldu. Sezer’in özellikle bazı önemli makam ve mevkilere yaptığı atamalar, ta başından beri hep dikkat çekiyor ve zaman zaman sert eleştiriler de alıyor. Lakin unutmayalım, Cumhurbaşkanlığı makamına karşı gösterilen dikkat ve özen, Sezer’in kişisel yanlışlarının fazlaca tartışılmasını önemli derece önlüyor. Zira, devletin en yüksek makamının yıpratılmaması konusunda hemen herkes belli bir hassasiyeti gösteriyor. Bunun altını çizelim. Peki Cumhurbaşkanlığı makamının yıpratılmak istenmemesi, o makamı işgal eden kişinin de aynı derecede hassas ve dikkatli davranmasına bağlı değil midir? Şu hususu net olarak ortaya koyalım; Sayın Sezer, özellikle hükümetin yaptığı atamaları; ki, Anayasa Mahkemesi üyeliği kadar önemli olmayan sıradan tayinleri bile, çeşitli gerekçelerle (Bazen liyakat, bazen atanan kişinin fikri yapısı veya sicil kaydı, bazen Anayasa ve kanunlara uygunluk açısından yapılan değerlendirmelerle vs.) geri çevirmekte, bunlara karşı kendi yetki sınırlarını çok zorlayan ve aşan müdahalelerde bulunmaktadır. Acaba devlet yönetiminde görev alacak kişilerin siyasi görüşleri, eğer belirleyici kriterlerden biri ise, bu tek taraflı olarak mı işlemektedir? Kafanız karıştı değil mi? Daha açık soralım: Yani bir kişi CHP’li veya DSP’li ise, bütün kapılar açık; buna karşılık bir kişi siyasi görüş olarak sağ partilere (AKP, ANAP, DYP, MHP vs.) yakınlık duyuyorsa, bu otomatik olarak bir mani midir? Sezer’in geri çevirdiği ve bu yüzden bir kısmı halen vekaleten görev yapan ve bundan dolayı Çankaya Köşkü’ne bile kabul edilmeyen onlarca bürokratın düşünce yapısına ve varsa siyasi kimliğine baktığınız zaman yukarıdaki sorunun muhtevası daha iyi anlaşılır!.. Evet, yukarıda bahsedilen manşetin de çok çarpıcı şekilde ortaya koyduğu gibi, Sezer’in bir kısım uygulamaları artık kesin bir biçimde tartışılır hale gelmiştir. Bu durum giderek bizzat Sayın Sezer’in konumunu tartışmalı hale getirir. Belli bir siyasi görüşe sahip olmak veya kendisini devletle özdeşleşmiş gören bir partinin mensubu olmak, Anayasa ve kanunların gerektirdiği ehliyet, liyakat ve tarafsızlık kriterlerini kendiliğinden hükümsüz kılmaz. Şüphesiz, Sayın Cumhurbaşkanı tarafsızlık konumunun gereği olarak bu konularda en fazla hassas davranmak durumunda bulunan kişidir... Burada Yargıtay Başsavcısı Sayın Nuri Ok’a da bir soru sormak yerinde olacak: Sayın Ok, Hükümetin hakim ve savcı açığını kapatmak için yaptığı yeni düzenlemeyi, yani avukatlıktan hakimliğe geçiş sürecini yargının siyasallaşması olarak görüyor ve eleştiriyor... Peki acaba, Cumhurbaşkanı Sezer tarafından avukatlıktan Anayasa Mahkemesi hakimliğine geçiş yaptırılan ve yukarıda hikayesi anlatılan Serruh Kaleli için ne düşünüyor?! Yani CHP’den transfer olan ve buradan DSP’ye milletvekili katılımının yolunu açmak için, Anayasayı delmek üzere kurulan muvazaalı bir partinin genel başkanı olduğunu itiraf eden Av. Serruh Kaleli... Acaba bu işte bir sakınca görüyor mu, yoksa görmüyor mu? Merak ediyorum doğrusu!..
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT