BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > ‘Batı Trakya’da rehavet var’

‘Batı Trakya’da rehavet var’

Hemen belirteyim, yukarıdaki başlık, tecrübeli gazeteci Hülya Emin’e ait. Emin, Bakırköy’de düzenlenen bir sempozyumda, yaşadığı bölgeden şikayetini dile getirirken “Batı Trakya’da rehavet var” ifadesini kullanmıştı.



> Haberin içinden > ALİ İBRAHİMOĞLU > GÜMÜLCİNE Hemen belirteyim, yukarıdaki başlık, tecrübeli gazeteci Hülya Emin’e ait. Emin, Bakırköy’de düzenlenen bir sempozyumda, yaşadığı bölgeden şikayetini dile getirirken “Batı Trakya’da rehavet var” ifadesini kullanmıştı. Aslında bölgedeki rehavet ve umursamazlığı ben de hissediyordum. Ancak, “hariçten gazel okuma” pozisyonuna düşmek istemedim. Maalesef, merhum Dr. Sadık Ahmet’i anma toplantılarının her yıl yerine, 5 yılda bir yapılmasını isteyenlere bile rastladım. Gençleri kaybettik Yine bende derin izler bırakan bir olay daha var. Anma için geçen yıl Gümülcine’nin ortasında halini hatırını sorduğum pir-i fani ak sakallı bir amcanın, “Çok şükür iyiyiz evladım. Teyzenle birlikte toplam 420 euro maaş alıyoruz. Bu bize yetip artıyor. Dünyalık bir sıkıntımız yok. Tek endişem buradaki gençler. Çok değil 10 yıl sonra burada bizim gençlerden bulmak çok zor. Gençleri kaybettik. Onun için üzülüyorum” sözleri hâlâ kulaklarımda... Evet; önceki gün, yine Batı Trakyalının hakları için gecesini gündüzüne katarak uluslararası platformlarda mücadele veren ve 10 yıl evvel meşum bir trafik kazasında hayata gözlerini yuman Dr. Sadık Ahmet’i anmak için kabri başındaydık. Bölgeden ve dışarıdan gelen yüzlerce insan, merhum Sadık Ahmet’i dualarla andılar, verdiği çetin mücadeleyi yine dile getirdiler. Ancak, törende ilk yılların heyecanı çok gerilerde idi. Kabrin dışına taşan eski kalabalıklar fotoğraflarda kalmıştı. (Herşeye rağmen geçen yıla göre katılım fazlaydı. Yeni Başkan Dr. Kaşifoğlu ve ekibinin başarılı organizasyonunu kutlamak gerekiyor.) Elbette, her olumsuzluk için mutlaka bir “mazeret” vardır. Havanın sıcaklığı, insanların tarlasında olması vs... Yanılmıyorsam bölgenin bir ucundan diğer ucuna azami 1.5-2 saatte ulaşılabiliyor. 10 yıl önceye göre yollar çok daha mükemmel... Eğer bir Batı Trakya Türkü, lideri için senede 3-5 saatini ayıramıyorsa, umursamaz bir tutum içinde ise, her bireyin elini şakağına koyarak bu vahim durumun sebeplerini analiz etmesi gerekir. Özellikle kamuoyuna malolan kişi ve kuruluşlar, yayın organları kendilerini sorgulamalıdır. Mesela geçen yıl, sağlığında, her sayısında merhuma geniş yer ayıran bölge gazetelerinden biri, anma gününe bir gün kala yayınlandığı halde (iç sayfalardaki küçük bir ilanın dışında) Dr. Sadık Ahmet’e tek satır yer vermemişti. Sorduğumda, “Bizim haberleri tören yapıldıktan sonra görün” savunmasını yapmışlardı. Ya kabirdeki törenden sonra? Asla kötümser değilim. Fakat, bazı gerçekleri de dile getirmemek en azından meslek ilkeleriyle bağdaşmıyor. Notlarıma baktığımda kabir başında 10 yıldan beri benzer ifadeler kullanılıyor. Ancak icraat hangi safhada. Mesela; kabir başında toplanan zevat, acaba yılda kaç defa biraraya gelip söylenenlerin takipçisi oluyor? Bölgede, özellikle gençler arasında yaygınlaştığı söylenen ve maneviyatımızı temelinden dinamitleyen kumar, fuhuş, hatta uyuşturucunun boyutları hangi ölçüde. Bu illetlerle ilgili ne gibi tedbirler alınıyor? Tanıyabildiğim kadarıyla rahmetli Sadık Ahmet, şahsi duygu ve menfaatlerini aklına bile getirmeyen bir mücadele adamıydı. Acaba diyorum; özellikle AB ile birlikte artan “euro, tek/çift maaş” konuları içimizdeki bencillik ateşini mi körükledi? “Bana dokunmayan yılan...” felsefesi ön plana mı çıktı? “Biz”in yerini “ben”ler mi aldı?. Birbirimiz için yaptığımız “fedakârlıklar” buz mu tuttu? Hani, biraz kendimizi aşarak bir de “ego”muzu sorgulasak? Yoksa, gerçekleri daha iyi görebilmek için, yukarıda sözlerini naklettiğim pir-i fani amcamızın “10 yılı”nın geçmesini mi bekleyeceğiz? Rehavetin sona ermesi ve yeni Sadık Ahmetler’in yetişmesi dileğiyle, merhuma Allah’tan tekrar rahmetler diliyorum.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT