BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Savaş’ın iddianamesi

Savaş’ın iddianamesi

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Savaş’ın 7 sayfadan oluşan iddianamesinde, kapatılan RP’nin devamı olduğu belirtildi.



Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Vural Savaş, Fazilet Partisi’nin (FP) kapatılması talebiyle Anayasa Mahkemesi’nde dava açtı. Savaş’ın 7 sayfadan oluşan iddianamesinde, FP’nin Anayasa’nın 2, 24, 68, 69 ve Siyasi Partiler Kanunu’nun 78., 86 ve 87’inci maddelerine aykırı hareket ettiği ve kapatılan RP’nin devamı olduğu belirtildi. Başsavcı Savaş, 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu’nun 87. maddesinin ise ‘’Siyasi partiler devletin sosyal veya ekonomik siyasi veya hukuki temel düzenini kısmen de olsa dini esas ve inançlara uydurmak amacıyla veya siyasi amaçla veya siyasi menfaat temin, tesis eylemek maksadıyla dini veya dini hissiyatı veya dince mukaddes tanınan şeyleri alet ederek her ne suretle olursa olsun propaganda yapamaz, istismar edemez veya kötüye kulanamazlar’’ hükmünü öngördüğünü belirtti. Savaş, bu Anayasa ve yasa hükümleri ile Anayasa’nın ‘’Cumhuriyetin niteliklerini düzenleyen’’ 2’nci, ‘’siyasi partileri kurma, girme ve ayrılma ile ilgili’’ esasları düzenleyen 68’inci, ‘’siyasi partilerin uyacakları esasları’’ öngören 69. ve Siyasi Partiler Yasası’nın ‘’Demokratik devlet düzeninin korunması ile ilgili yasakları’’ içeren 78’inci, ‘’laiklik ilkesinin korunması ve halifeliğin istenemeyeceği’’ hükmünü öngören 86. maddelerinin birlikte değerlendirilmesi halinde FP’nin temelli kapatılmasına karar verilmesi gerektiğini kaydetti. ‘’VAMPİRLER GİBİ...’’ Savaş, şöyle devam etti: ‘’Hal böyle iken ve hiçbir uluslararası sözleşmede (Dinsel kimliğini açığa vuran giysilerle öğrenim görme veya kamu kuruluşlarında görev yapmanın inanç özgürlüğünün bir parçası olduğu veya insan haklarından sayıldığına) dair herhangi bir hüküm bulunmamasına rağmen Fazilet Partisi Genel Başkanı dahil tüm yöneticileri, milletvekilleri ve belediye başkanları, adeta kandan başka bir şeyle beslenemeyen vampirler gibi vatandaşlarımızın bir kısmının dinsel inançlarını en kolay bu yoldan sömürüp, laik devlet düzenimizle çatışmaya sokabileceklerinin bilincinde olarak ve Anayasa Mahkememiz’in anılan kararını hiçe sayarak meydan meydan, köy köy dolaşıp, tüm televizyonlardaki açık oturum ve söyleşilere katılarak (Kamu kurumlarında ve üniversitelerde başörtüsü ile çalışma ve öğrenim görmenin vazgeçilmez bir insan hakkı olduğunu, yasaklar getiren mevzuat ve bunları uygulayan kamu görevlilerinin laikliğe aykırı davranışta bulunarak suç işlediklerini) iddia ederek, halkımızın bir bölümünü devletimize karşı kışkırtmayı alışkanlık haline getirmişlerdir.’’ Bu kışkırtmaların sonucunda ‘’Başörtüsüne uzanan eller kırılsın’’ sloganının atıldığını, bu sloganların yazılı olduğu pankartların taşındığı toplantılar ve yasalara aykırı yürüyüşlerin düzenlendiğini kaydeden Savaş, televizyon ekranlarına da yansıyan bu toplantı ve yürüyüşlerde FP yöneticisi, milletvekili veya belediye başkanlarından birçoğunun hazır bulunduğunu, bu slogan ve pankartları işitmeleri ve görmelerine rağmen başörtüsü yasağının mutlaka kalkması gerektiğine ilişkin konuşmalar yaptıklarının görüldüğünü ifade etti. ‘’ÖZEL OLARAK SEÇİLDİ’’ Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Savaş, iddianamesinde Merve Kavakçı ile ilgili olarak da şu ifadelere yer verdi: ‘’18 Nisan 1999 tarihinde yapılan Milletvekili Seçimleri’nden önce annesi türbanı çıkartmadığı için bir kamu kuruluşundan uzaklaştırılmak zorunda bırakılmış, kendisi de türbanlı ve (hiçbir zaman ve hiçbir yerde türbanı çıkarmayacağını) her zaman söyleyen Merve Kavakçı adlı hanım, FP yöneticileri tarafından seçilebilecek bir yerden önce milletvekili adayı gösterilmiş; başta Recai Kutan olmak üzere FP’nin tüm yöneticileri Merve Kavakçı’nın hem Meclis’te türbanlı olarak yemin edebileceğinin hem de Meclis çalışmalarına türbanlı olarak katılabileceğinin propagandasını yapmaya başlamışlardır.’’ Savaş, bu konuda FP İstanbul Milletvekili Nazlı Ilıcak’ın iki özel televizyondaki açıklamalarının yer aldığı kaseti Mahkeme’ye delil olarak gönderirken, Ilıcak’ın konuşmalarının bu hususla birlikte değerlendirildiğinde başörtüsü kavgasının TBMM’ye taşınmasının sağlanması için Merve Kavakçı’nın ‘’özel olarak seçildiği’’ ve Meclis’te yapacağı eylemi tüm FP milletvekilleri ve parti yöneticilerinin bildiğinin anlaşıldığını vurguladı. Mahkeme’ye gönderdiği kasetlerin incelenmesinden başörtüsü ile yemin etme eylemi yapmak için FP İstanbul Milletvekili Nazlı Ilıcak’ın refakatinde gelen Kavakçı için yapılan tezahürat ve yemin töreninin sonuna doğru salonda bulunmadığı halde Kavakçı’nın ismi okununca FP milletvekillerinin tümünün katıldığı tezahürata da dikkati çeken Savaş, şunları kaydetti: ‘’3 Mayıs 1999 günü Merve Kavakçı’nın TBMM’de yaptığı ve başörtüsü eylemini insafsız ve ancak bir ajan provokatöre yakışacak biçimde Amerika’da zencilerin insan hakları için yaptığı mücadeleye benzettiği basın toplantısına FP Grup Başkanvekili Abdüllatif Şener ile birlikte FP’nin pek çok milletvekilinin katılması, eyleminin FP yöneticileri tarafından planlandığını ve teşvik edildiğini açık bir biçimde göstermektedir.’’ ‘’ÇİLEDEN ÇIKARAN HAREKETLER’ Başsavcı Savaş iddianamesinde, bu olayın ‘’tarafsız, içtiği andın anlamını bilen ve pek çok kamu görevlisinin aksine içtiği anda bağlı kalan’’ Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in olay gecesi TRT-1’de yayınlanan ‘’Politikanın Nabzı’’ programındaki değerlendirmeleri ile ‘’olgun kişiliğiyle’’ tanınan Başbakan Bülent Ecevit’in TBMM’deki olay anında ‘’çileden çıktığı’’ görüşüne yer verdi. İddianamede, ‘’Daima ülkemizde özgürlüklerin genişletilmesinden yana tavır koymuş’’ olan Hürriyet Gazetesi Yazarı Oktay Ekşi’nin, ‘’...Yaklaşık 8 yıl önce TBMM’nin yeni bir yasama dönemine başlayacağı gün aynen Merve gibi militan bir ruhla oraya gelmiş bir Leyla Zana vardı... Ancak onunki bölmek, Merve ise yıkmak için gelmişti’’ şeklinde görüşünün yer aldığı yazısının olayı gerçek anlamda değerlendirdiği kaydedildi. Vural Savaş, iddianamesinde, TBMM İçtüzüğü’nde, ‘’Türbanla yemin edilemez’’ şeklinde yasaklayıcı bir hüküm bulunmamasının FP yöneticileri ile İstanbul Milletvekili Merve Kavakçı’nın eylemine meşruiyet kazandırmayacağına dikkat çekti. Anayasa Mahkemesi’nin bu konuda verdiği daha önceki kararı hatırlatan Savaş, şunları kaydetti: “TBMM’de hanım milletvekillerinin başörtüsü ile yemin etmelerine ve yasama faaliyetlerine katılmasına izin veren TBMM Başkanı hakkında gereğini yapmak görevli Cumhuriyet başsavcılarına ait olmakla birlikte, Anayasamızın değişmez ilkeleri ve Anayasa Mahkememizin uyum gösteren içtihatları karşısında resmi dairelerimizde, belediyelerimizde, okullarımızda, TBMM’de, bir başka değişle tüm kamusal kuruluşlarda, başörtüsü veya türban gibi dinsel kaynaklı giysilerle eğitim veya görev yapılması için girişimde bulunan veya destek veren siyasi partiler hakkında kapatma davası açmayan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın görevi kötüye kullanmak suçunun sanığı olabileceği de gözden uzak tutulmamalıdır.” ‘’LAİK DEVLET DÜZENİ ALEYHİNE PROPAGANDA’ FP Genel Başkan Yardımcısı Abdullah Gül’ün 2 Mayıs 1999’da Kanal 7’de yayınlanan hafta sonu haberlerindeki konuşmasının kasetini de deliller arasında gösteren Başsavcı Savaş, Gül’ün ‘’...Başörtülü birisi Meclis’te Anayasa’yı ihlal ediyorsa Meclis’in dışında da ihlal ediyor demektir. O zaman dışardaki bütün başörtülüleri topla, otobüstekiler de ihlal ediyor demektir. Uçağa da bindiremezsin. Eğer bu Anayasa’yı ihlal suçu ise özel hayatınızda Anayasa’yı ihlal edersiniz, laikliği ihlal edersiniz, milletvekili olunca laikliği ihlal edemezsiniz. Bu çok yanlış bir mantık’’ sözlerine atıfta bulundu. Savaş, Gül’ün bu sözlerini şöyle değerlendirdi: “Adı geçen Genel Başkan Yardımcısı, Anayasa Mahkemesi kararlarına uygun şekilde, dünya işlerinin laik hukukla, din işlerinin de kendi kurallarıyla yürütülmesini kabul etmiyor. Her ikisinin de aynı kurallara tabi olmasını istiyor. Anayasamızın 24/son ve Siyasi Partiler Kanunu’nun 87. maddesine aykırı şekilde dini hissiyatı alet ederek laik devlet düzenimiz aleyhine propaganda yapıyor.’’ Savaş, Siyasi Partiler Kanunu’nun 101. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendine göre, siyasi partilerin genel başkan yardımcılarının sözlü ya da yazılı beyanlarının partiyi bağlayacağına da değindi ve bu durumun siyasi partilerin uyacağı yasaklara ilişkin hükümlere aykırılık teşkil ediyorsa yalnız başına kapatma nedeni olduğunu ifade etti. DİĞER DELİLLER Açıkladığı bu eylemlerin FP’nin laikliğe aykırı eylemlerin odağı haline geldiğini kanıtlayacağına inancının tam olduğunu bildiren Savaş, ayrıca Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Başsavcılığı’nın 22 Mart 1999’da yaptığı suç duyurusundaki belgeleri de Yüksek Mahkeme’nin incelemesine sundu. Savaş, söz konusu belgeler arasında, FP Denizli Milletvekili Ramazan Yenidede’nin basın açıklaması ile Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Başsavcılığı’nın ‘’Milli Görüş Hakkında İddianame’’sinin ve dayanağı deliller ile FP Hatay Milletvekili Mehmet Sılay’ın geçen yıl yayınlanan ve mahkeme kararıyla toplatılan ‘’Parlamentodan Haber’’ başlıklı kitapta yazdıklarının özellikle gözönünde tutulmasında yarar gördüğünü ifade etti. ‘’AYAK OYUNLARIYLA YARGI SAYGINLIK KAZANAMAZ’’ Anayasa’nın 69. maddesinin 7. fıkrasının, temelli kapatılan bir partinin başka bir ad altında kurulamayacağını hükme bağladığını hatırlatan Savaş, RP’nin kapatılacağını anlayan yöneticilerinin kapatma tarihine yakın günlerde ve kendi yakınlarına ‘’hülle partisi’’ olarak adlandırılabilecek şekilde FP’yi kurdurduklarının ‘’sokaktaki çocuklar tarafından dahi’’ bilinmekte olduğunu kaydetti. ‘’Malum olanın ayrıca ispatı gerekmez ve ayak oyunlarıyla yanıltılabilen bir yargı saygınlık kazanamaz’’ diyen Savaş, RP’nin kapatılmasına ilişkin gerekçeli kararın 22 Şubat 1998 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanmasından sonra kapatılan RP’nin 123’ü 24 Şubat 1999 tarihinde olmak üzere 147 milletvekili ile RP’li belediye başkanlarının tamamına yakınının FP’ye geçtiğini vurguladı. Siyasi Partiler Kanunu’nun 95. maddesine aykırı şekilde, kapatılan RP’nin milletvekillerinden 21’inin 17 Aralık 1997 tarihinde kurulan FP’nin Genel İdare Kurulu ve Disiplin Kurulu üyesi olduklarını bildiren Savaş, başka nedenler olmasa bile Anayasa’nın 69. maddesine göre, bu durumun parti kapatma nedeni olduğunun gözden ırak tutulmaması gerektiği görüşüne yer verdi. Savaş, ‘’FP, yalnız RP’nin değil, aslında ülkemizde dini siyasete alet ettiği için kapatılan tüm siyasi partilerin devamı niteliğindedir. Metastas yapan, habis bir ur gibi demokrasimizin sağlıklı işlemesini engelleyen, Anayasal düzenimiz için daima (açık ve yakın tehlike) oluşturmuş bu çeşit partilerin kapatılması Türkiye Cumhuriyeti’ni sonsuza kadar yaşatabilmenin vazgeçilmez koşuludur’’ dedi. “MİLLETVEKİLLİKLERİ SONA ERSİN VE 5 YIL YASAK...” Başsavcı Savaş, iddianamenin sonuç bölümünde, Anayasa’nın 2, 24/son, 68, 69’uncu, Siyasi Partiler Kanunu’nun 78, 86 ve 87. maddeleri gereğince FP’nin temelli kapatılmasını istedi. Savaş, FP’nin kapatma nedeni sayılacak politikalarını benimsemediğini zaman zaman açıkça ortaya koyan Aydın Menderes dışındaki tüm üst düzey yöneticileri ile milletvekillerinin Anayasa’nın 69. maddesine göre, ‘’Kapatma kararının Resmi Gazete’de yayımlanmasından başlayarak 5 yıl süreyle bir başka partinin kurucusu, üyesi, yöneticisi ve denetçisi olamayacağını’’ ve ayrıca bunlardan milletvekili olanların milletvekilliklerinin Anayasa’nın 94. maddesinin son fıkrası hükmü gereğince sona erdirilmesine karar verilmesini talep etti. Çankaya Köşkü’nde bir törene katılan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Vural Savaş, davaya ilişkin ısrarlı sorular üzerine, önce açıklama yapmaktan kaçındı. Soruların devam etmesi üzerine Savaş, “İddianamemde her şeyi yazdım. Tek kelime konuşmayacağım” dedi.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT