BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Tam bir komedi!..

Tam bir komedi!..

Görüntü açık: Devletin, “en yetkili” kuruluşlarından birinin, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF)’nun müfettişlerinin aylarca uğraştıkları ve hazırladıkları rapor; hasır altı!..



Görüntü açık: Devletin, “en yetkili” kuruluşlarından birinin, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF)’nun müfettişlerinin aylarca uğraştıkları ve hazırladıkları rapor; hasır altı!.. Kabağın “sadece” bir futbolcunun, Cafer’in başına patladığı ve sonrasında “üstü kalın bir şal ile örtülen” büyük olay!.. Neden “hasır altı?” Zira, dosyada “büyük bir kulübün adı var!..” Devletin ve milletin güvenliğini sağlayan kuruluşun, Emniyet Genel Müdürlüğü’nün “üç tecrübeli” üyesinin aylarca iz sürüp hazırladığı “Spor Kulüpleri ve Mafya” dosyası; hasır altı!.. Neden?. Dosyada “büyük kulüplerin de adı geçiyor!..” Amma. İş “Akçaabat Sebatspor - Kayserispor maçına geldi” mi; şov hazır!.. “Saniye geçirilmeden olaya el konmuş” gösterisi içinde, haftanın günleri bitmiş ve sanki ülkeye hiç dönülmeyecekmiş gibi, Futbol Federasyonu “Bulgaristan’da, Sofya’da toplanıp” dosyayı görüşüyor, şu kadar futbolcu şuraya tedbirli, bu kadar teknik adam ve futbolcu buraya tedbirsiz gönderiliyor!.. Ne müthiş bir “ciddiyet, acûliyet ve de cesaret” değil mi? Alkışlar. “Bravo. Bravo...” sesleri!.. Acaba, “işin aslı” göründüğü gibi mi?. Ceza kuruluna sevk dosyasına bakıyoruz; suç, “şikeden değil, yasa dışı iddia oynamaktan!..” Bre aman; “dosyada adı geçenlerin” ne yaptığı iddia ediliyor? “Akçaabat Sebatspor ile Kayserispor arasındaki lig maçının ilk yarısının şu skorla, sonunun da bu skorla bitmesi için anlaştıkları” ve bu anlaşılan sonucun ışığında bahis oynayarak, “devletin yüzlerce milyarını almak istedikleri!..” Yani?.. Yani ; “anlaşmalı maç oynamak için anlaştıkları!..” Peki, Dünya futbolunun ve de tabii bizim futbolumuzun yönetmelikleri “maç sonucu konusunda önceden anlaşmaya” ne diyor? “Şike!!!.” İster “puan için, ister hatır için, ister bahis için anlaşın” bunun adı “anlaşmalı maç’tır, yani şike’dir!..” Maç oynanırsa “şike yapılmış olur”, anlaşma daha önce ortaya çıkar da maç oynanmazsa, “şikeye teşebbüs olur!..” Şimdi “biraz” gülelim; Futbol Federasyonuna göre “ortada anlaşmalı maç yok, yani şike yok!..” Eeee, peki “ortada suç kaldı mı?” Ortada “anlaşmalı maç, yani şike yoksa”, oynanacak olan bahis, “neden yasa dışı oluyormuş”; bakalım??? “Bahis oynamak suç mu?” Yönetmelikler müsait; adamlar ister 10 milyon liralık oynar, ister 10 trilyon liralık!.. Kime ne?. Futbol Federasyonu tescil ve ilân etti ki; “ortada anlaşmalı maç yok, niyeti, teşebbüsü de çok, yani şike de yok, niyeti ve teşebbüsü de”; öyleyse? Kim, kime, nasıl ceza verecek? Diyelim ki, “zorlamalarla, baskılarla” verse bile, “bu cezada olayın ve hukukun gereğinin tam olarak yapıldığına” kim inanacak? Ve “daha sonraki safhalarda” yanlış hesap Bağdat’tan dönmeyecek mi? Aynen geri iade!.. Hadi gazetenin adını yazmayayım da, ayıp olmasın!.. Türkiye’nin en büyük ve en itibarlı gazetelerinden biri. Spor sayfasında “koskoca” başlık: “Aynen geri iade” Bre aman; “aynen ileri iade” oluyor mu ki, “aynen geri iade olsun?” Türk Dil Kurumu Sözlüğü sayfa 352: “İade: Geri Verme, geri çevirme.” Koyalım, “iadenin yerine” karşılıklarını: “Aynen geri geri verme” ya da “aynen geri geri çevirme.” Ne yapıyoruz? “En itibarlı ve en büyük gazetelerimizden birinin spor sayfasını çıkarıyoruz!..” Hadi canım siz de!.. Neyse, “gazetecilik ve dil dersini bir yana bırakıp”, habere dönelim!.. Haber, koskoca Galatasaray kulübünün bütün uğraşmalarına rağmen, ne telefonla, ne posta ile, ne şunla, ne bunla, kaptan Bülent Korkmaz ile mevsim başından beri irtibat kurabildiğini, ama Fatih Terim’in “bir telefonla” Bülent’i milli takım kampına getirttiğini yazıyor!. Şimdi Galatasaray camiasına soruyorum: Hâlâ heyecanla bekliyorsunuz; sizler, bunca yıllık kaptanını, “mevsim başından beri İstanbul’da evinde bulamayan” bir yönetimin, “takıma yararlı olacak doğru dürüst bir futbolcuyu bulup, İstanbul’a getirebileceğine inanacak kadar saf mısınız”, Allah aşkına?.. Müthiş plânlama!.. Bir Galatasaray kulübü üyesinin hatıra defterinden: 17 Mart 2025: “Galatasaray kongresinde, kimse göreve talip olmadığı için yeniden seçilen ve ‘Verdiğimiz sözlerin arkasındayız, sezon biter bitmez Ali Sami Yen Stadı’na kazmayı vuracak, Seyrantepe’nin alt tapusunu temmuzda cebimize koyacak ve 998 milyon dolar olan borcumuzu tamamen kontrol altına aldığımız için bu transfer ayında öncelikle kulübümüzle 3 yıllık daha mukavelesi olduğu hâlde gitmek isteyen ve İtalyan Catania kulübü ile anlaşan eski kalecimiz Mondragon’un torunu genç kalecimiz Tondragon’u, transfer ücretine 200 bin dolar zam yaparak kulüpte kalmaya razı edecek, sonra da üç dünya çapında yıldızı kadromuza katacağız’ diyen Özhan Canaydın’ı kimse alkışlamadı, zaten salonda ben dahil 35 kişi vardı, bunlarından ben hariç hemen hepsi Canaydın’ın yönetim, denetim ve disiplin kurulları listelerine aldığı kişilerdi, aralarında Ergun Gürsoy ağabeyimizin torunu da bulunuyordu; yönetime yedek üye seçildi; galiba Ergun Abi, oğlunu Galatasaray başkanı yapamadı ama, torununu 2030 yılında Canaydın başkanlığı bırakınca, yapacak gibi görünüyor!..” 18 Mart 2025: “Hatıra defterimin sayfalarını şöyle bir çevirdim. Aaa. Bir de ne göreyim, bu Galatasaray yönetimi m üthiş bir plânlamacıymış, meğerse.O zaman çocuktum, sonradan kulağıma geldiğine göre, bu plânlamayı 2004’lü yıllarda kurt yönetici Ergun Gürsoy yapmış ve Özhan Canaydı n’a bırakmış... O da uyguluyormuş... Plânlamaya göre Galatasaray, 2005 yılında “önce” Figo’ya talip olacakmış. O olmazsa B plânı hazırmış: Rui Costa!.. O da olmazsa C plânı; Davits, o olmazsa D plânı; İnsua, o da olmazsa E plânı; Biscan, o da olmazsa F plânı; Ze Roberto, o da olmazsa, G plânı Buffel, o da olmazsa YUMUŞAK G plânı; Locatelli, o da olmazsa H plânı; Gallardo, o da olmazsa I plânı; Pires, o olmazsa İ plânı; Kily Gonzales,o da olmazsa J plânı; Olembe, o da olmazsa K plânı; Zapata..Off, sıkıldım.Aradakilerileri atlayayım, fazla uzatmadan alfabenin bir sonuna bakayım; V plânı Suriyeli Ahmet el Salam, o olmazsa Y plânı; Afganistanlı Muhammet Faris, o da olmazsa Z plânı; Bengladeşli Hacib ül Rahman. Merak ediyorum; şimdi bu Rahman’ı da alamazsak, bilmem ki Ergun Gürsoy’un torunu babasına koşup, ‘Dede, alfabede harf bitti, baştan başlayalım mı’ diye soracak mı?.” Zidane örneği!.. “Milli Takımı bıraktı” diye, onu Hakan Şükür’e “örnek göstererek” sayfa sayfa yazılar döşenenler, TV ekranlarında günlerce, gecelerce ahkâm kesenler, şimdi sus pus!.. Neden?.. İşte, Milliyet’teki haberden birkaç pasaj: “Montpellier La Mosson Stadı, 1998 Dünya Kupası’ndan kalma anlar yaşadı önceki gece... Fransa’nın Fildiş i Sahilleri ile oynadığı karşılaşma sıradan bir hazırlık maçıydı ama 34 bin seyirci kendilerine tarihlerindeki ilk ve tek Dünya Kupası’nı kazandıran büyük usta Zinedine Zidane’ın tekrar milli takıma dönüşünü kutlamak için tribündeki yerlerini almıştı. Yunanistan’a çeyrek finalde elendikleri EURO 2004 ‘Maviler’e veda eden 33 yaşındaki süperstar, kamuoyu ile taraftarlardan gelen yoğun baskı ve 2006 Dünya Kupası yolunda yeniden iddialı duruma gelebilmek için bu kararından vazgeçip, milli formaya dönme kararı almıştı. La Mosson’un tribünleri tıpkı 1998’de olduğu gibi “Zizou” tezahüratıyla inlerken, “Fransa sana teşekkür ediyor”, “Zizou bize Dünya Kupası’nın yolunu göster” pankartlarıyla donatılmıştı. Karşılaşmanın Zidane için de anlamı büyüktü. Çünkü Real Madridli ünlü yıldız, 1994 yılında ilk kez Çek Cumhuriyeti önünde milli formayı sırtına geçirdiğinde tarih 17 Ağustos’u gösteriyordu. Yani Zidane’ın Fransa ile ikinci doğuşu bir tesadüf eseri yine 17 Ağustos’a denk gelmişti. Zidane’ın maça çok iyi başladığı söylenemez ama giderek üzerindeki tedirginliği attı ve bir saatlik süre geçilirken, kornerden gelen meşin yuvarlağı şık bir vuruşla ağlara gönderdi. Zizou gibi tekrar milli takıma dönüş kararı alan Thuram ve Mkalele ile birlikte Fransa’yla Eylül ayında çıkacağı iki kritik Dünya Kupası Eleme maçı öncesi büyük hava getirdiği yadsınamaz bir gerçekti. Maviler, EURO 2004 sonrası göreve gelen Teknik Direktör Raynold Domenech yönetiminde ilk kez sahadan 3 farklı galip ayrı lıyorlardı. Kadrosunda Drogba, Dindane gibi önemli yıldızları barındıran Fildişi’ni 3-0 yenmek k üçümsenemeyecek bir başarıydı. Çünkü Fransızlar, Domenech ile çıktığı 10 maçta 9 gol bulup, sadece dünya futbolunda söz sahibi olmayan Macaristan, Faroe Adaları ve Kıbrıs Rum Kesimi karşısında, o da güç bela galip gelebilmişti. Sonuçta Fildişi galibiyeti ‘Usta’nın tekrar işinin başına döndüğünü ve varlığının bile rakipler için büyü k korku olacağını bir kez daha gösterdi.” “Giderken” onu “örnek gösterenler”, dönerken neden sustular?.. Bu sorunun cevabı açık: “Dediğim dedikçi” olduklarından, “Hakan fobisine” yakalandıklarından, Fatih Terim’i sevmediklerinden ya da Doğan Koloğlu ağabeyimiz gibi olaya biraz da “ideolojik” takıntı serptiklerinden!.. “Sadece” Zidane değil, “aynı kararı alan” Thuram ve Mkalele de “milli takıma dönmüşlerdi!..” Fransa alkışlıyor, Fransız basını alkışlıyor, benim “Hakan takıntılılarım” ise, Hakan’ın da, onu milli takıma çağıran Fatih Terim’in de moralini bozmak için yarışıyorlardı!.. Ne hazin bir manzara!..
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT