BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > İlim mi, amel mi?

İlim mi, amel mi?

Hakîkî ilim, insana aczini, kusûrunu ve Rabbinin büyüklüğünü bildirir. Yaratanına karşı korkusunu ve mahlûklara karşı tevâzuunu artırır. Kul haklarına ehemmiyyet verir. Böyle ilmi öğretmek ve öğrenmek farzdır...



Bir şeyin sûretinin, görünüşünün zihinde şekillenmesine veya bir şeyi hakkıyla bilmeye, anlamaya ilim; ilim sahibine de âlim denir. Yapılan işe, ibâdete ise, amel denir. Dünyada rahata, ahirette de ebedi saadete kavuşmak için ilim şarttır. Zira Zümer sûresinin 9. âyetinde meâlen; (Bilen ile bilmeyen hiç bir olur mu? Bilen elbette kıymetlidir) buyurulmaktadır. Hadîs-i şerîfte de; (Beşikten mezâra kadar ilim öğreniniz, çalışınız!) buyurulmuştur. Yeme-içmeden giyinmeye, kullanılan eşyalara, insanlarla olan münasebetlere ve yapılacak ibadetlere kadar her şeyde ilim şarttır. Müslüman olmak ve Müslüman kalabilmek de, ilme bağlıdır. Zira Resûlullah efendimiz; (Nerede ilim varsa, orada Müslümânlık vardır. Nerede ilim yoksa, orada kâfirlik vardır!) buyurmuşlardır. Dinimizde kadının da, dînini, îmânını, farzları, ibâdetleri, harâmları öğrenmesi farzdır. Bu bilgileri, babası, evli ise kocası öğretmesi lâzımdır. Öğretmezlerse, büyük günâha girerler. Eğer bunlar öğretmemiş ise, kadının gidip kendi imkanlarıyla öğrenmesi lâzım olur. Önce lâzım olan şey... Ölmemek için, yemek ve içmek lâzım olduğu gibi, din düşmanlarına aldanmamak, dinden çıkmamak için de, İslâmiyyetin emir ve yasaklarını öğrenmek lâzımdır. Ecdâdımız, her zamân bir araya gelir, ilmihâl kitaplarını okur, dinlerini öğrenirlerdi. Ancak, bu şekilde Müslümân olarak kalabilmişler ve İslâmiyyeti, bizlere doğru olarak ulaştırabilmişlerdir. Bizim de Müslümân olarak kalabilmemiz, çocuklarımızı din düşmanlarına kaptırmamamız için, tek çâre, Ehl-i sünnet âlimlerinin hâzırladığı imân, itikâd ve ilmihâl kitaplarını okumak, öğrenmek ve öğretmek olmalıdır. Her Müslümana önce lâzım olan şey, îmânı, farzları, harâmları öğrenmektir. Bunlar öğrenilmedikçe, Müslümânlık olamaz. Îmân elde tutulamaz. Hak borçları ve kul borçları ödenilemez. Niyet, ahlâk düzeltilemez ve temizlenemez. Düzgün niyet edinilmedikçe, hiçbir farz kabûl olmaz. Hadîs-i şerîfte; (Bir sâat ilim öğrenmek veyâ öğretmek, sabâha kadar ibâdet etmekten dahâ sevâbdır) buyuruldu. İlim elde etmek, bu kadar kıymetli olduğu, ilimsiz hiçbir şeyin olmayacağı apaçık meydanda iken, acaba sadece ilim sahibi olmak, insanı sonsuz felaketten, âhirette yüzünün kara olmasından insanı kurtarabilir mi? Bu konuda İmâm-ı Gazâlî hazretleri, bir talebesine hitaben buyuruyor ki: “İyi bil ki, amelsiz ilim, insanı kurtaramaz. Bunu sana bir misâl ile anlatayım: Bir kimse, dağda bir arslana rastlasa, yanında tüfeği ve kılıcı bulunsa ve bunları kullanmasını iyi bilse ve ne kadar cesûr olursa olsun, bu âletleri kullanmadıkça, arslandan kurtulabilir mi? Sen de bilirsin ki, kurtulamaz. İşte bunun gibi, bir kimse ne kadar ilim sâhibi olursa olsun, bildiğine göre hareket etmezse, ilminin faydası olmaz... İlm öğrenmekten maksadın eğer dünyâ menfaatlerini toplamak, şöhret, mevki sâhibi olmak ve Müslümânlara büyüklük göstermek idi ise, sana yazıklar olsun! Çok aldanmışsın, kendini azâba sürüklemişsin! Yok eğer maksadın İslâmiyyete ve Muhammed aleyhisselâmın dînine yardım etmek ve ahlâkını temizlemek ve nefsini kırmak idi ise, sana müjdeler olsun! Kendine ne güzel ve ebedî bir istikbâl hâzırlamışsın.” İbn-i Semmâk hazretlerine amelsiz ilimden sual edilince; “Amelsiz ilim peşinde koşanın misâli şeytandır” cevabını vermiştir. Çünkü iblis, çok şey biliyordu ama bildikleri ile amel etmediği ve kibre kapıldığı için, sonsuz felakete düştü. Ma’rûf-ı Kerhî hazretleri, sık sık; “Amelsiz Cennet’i istemek ve emir olunduğunu yapmadan rahmet ummak, câhillik ve ahmaklıktır” buyururdu. Amel etmeden Cennete gitmeyi ummak, cahillik ve ahmaklık olduğu gibi, sebeplere yapışmadan dua etmek de makbul değildir. Mü’min, kendine lazım olan bilgileri öğrenir, bunlara uygun olarak amel eder, şartlarına riayet ederek duasını da yapar ve neticesinden de razı olur. Faydalı ilim nedir? Tâbiînin büyüklerinden olan Ebû Abdurrahmân Sülemî hazretleri; “Bizim Kur’ân-ı kerîm öğrendiğimiz sahâbîler, okudukları on âyeti öğrenip bu âyet-i kerîmelerde buyurulan hususlarla amel etmeden başka âyet okumazlardı. Bizden sonra gelenler, Kur’ân-ı kerîm okuyacaklar, onu su gibi içecekler fakat Kur’ân-ı kerîm boğazlarından aşağıya inmeyecek” buyurmuştur. Hakîkî ilim, insana aczini, kusûrunu ve Rabbinin büyüklüğünü, üstünlüğünü bildirir. Hâlıkına, yaratanına karşı korkusunu ve mahlûklara karşı tevâzuunu artırır. Kul haklarına ehemmiyyet verir. Böyle ilmi öğretmek ve öğrenmek farzdır. Buna İlm-i nâfi yani faydalı ilim denir. Böyle olan ilim, ihlâs ile ibâdet etmeye sebep olur. Netice olarak, amel ve ihlâs ile olmayan ilim zararlıdır. Kurtulmak için; İlim, Amel ve İhlâs şarttır...
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT