BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Malazgirt Meydan Muhârebesinin önemi

Malazgirt Meydan Muhârebesinin önemi

Türk-İslâm târihinin en büyük zaferlerinden biri olan ve Türklere Anadolu’nun kapılarını açan bu Selçuklu-Bizans Savaşı, dînî, millî, siyâsî ve askerî neticeleri bakımından çok önemlidir...



Bugün, 26 Ağustos 1071 târihinde, Doğu Anadolu’da Malazgirt Ovası’nda, Büyük Selçuklu Sultanı Alparslan ile Bizans İmparatoru Romen Diojen’in kuvvetleri arasında meydana gelen “Malazgirt Meydan Muhârebesi”nin bir yıldönümü. Türk-İslâm târihinin en büyük zaferlerinden biri olan ve Türklere Anadolu’nun kapılarını açan bu Selçuklu-Bizans Savaşı, dînî, millî, siyâsî ve askerî neticeleri bakımından çok önemlidir. Malazgirt Zaferinden sonra, sâdece onbeş yıl içinde bütün Anadolu’nun tapusu, Türklerin eline geçti. Bu bakımdan, Malazgirt Zaferi, Türk ve dünyâ târihinde çok önemli bir dönüm noktası oldu. Selçuklu Türkleri, bu muhârebeden daha yıllar önce, Allahü teâlânın dînini yaymak için Anadolu içlerine gazâ akınları tertîb ettiler. Bu akınlarda, Anadolu’nun, Türklerin yerleşmesine müsâit coğrafî husûsiyet ve zenginliklere sâhip olduğu tespit edildi.  Diojen’in gözü doğudaydı Bunları ifâde ettikten sonra, harp hakkında kısa bir bilgi verelim: Bizans İmparatoru Romen Diojen, 13 Mart 1071’de İstanbul’dan 200.000’den ziyâde Frank, Norman, Slav, Gürcü, Abaza, Ermeni ve Rumeli’de yaşayan İslâm dînini kabul etmemiş Peçenek ve Uz Türkleri’nden de ücretli asker alarak Anadolu’ya geçti. Diojen, doğuya doğru hareketinden önce verdiği nutukta azmini şöyle belirtiyordu: “Doğu hudûtlarımızda büyük bir İslâm tehlikesi belirmiştir. Bu tehlikeyi büyümeden ortadan kaldırmalıyız. Ordunun başında; bu tehlikeyi kesin olarak kaldırmaya gidiyorum.” İmparator, sâdece Anadolu’yu elinde bulundurmak ve Türkleri yok etmekle kalmayıp, bütün İslâm ülkelerini de almak istiyordu. Horasân, Rey, Sûriye, Irâk-ı Acem ve Arap vâlîliklerini, komutanlarına vermeyi tasarlamış ve hattâ vâdetmişti. İstîlâ edeceği İslâm ülkelerindeki câmilerin yerine kiliseler açmayı ve bu sûretle İslâm dînini ortadan kaldırmayı da kafasına koymuştu. Sultân Alparslan, Bağdâd’taki Abbâsî Halîfesine, düşmânla dövüşeceğini bildirdi; o da kendisine bir âlim gönderdi. Büyük Sultan, savaş başlamadan evvel, bütün Müslüman orduların yaptıkları gibi, Halîfe El-Kâim (1031-1075)’in gönderdiği İbnü’l-Mahlebân’ı, değerli komutanlarından Sav Tigin’le birlikte Diojen’e elçi olarak gönderdi. Sultan Alparslan’ın heyeti, 25 Ağustos 1071 sabâhı, Bizans ordugâhında hafîfe alınıp, hakârete uğradı. Diojen, Müslümânların sulh teklîfini şiddetle reddedip; “Sultânınıza söyleyiniz; kendileriyle sulh müzâkerelerini Rey’de yapacağım, ordumu İsfehân’da kışlatıp, Hemedân’da sulayacağım” dedi. Sultan Alparslan, bu muhârebede, maddî ve manevî her türlü tedbîri aldı: 1- Muhârebe öncesi Halîfe’den duâ taleb etti. Abbâsî Halîfesi, Cuma namazından önce câmilerde okunmak üzere, İslâm âleminin her tarafına bir hutbe metni gönderdi ve Alparslan ile ordusunun muzaffer olması için duâ ettirdi. 2- Selçuklular, Bizanslılar safında bulunan Türk asıllı birliklerle temâs kurdular. Onların Bizans ordugâhından ayrılarak Selçuklu ordusuna katılmalarını temîn ettiler. 3- Muhârebe gecesi, Alparslan seçtiği bir kuvvetle, Bizanslılara oklar attırıp naralar ile de bütün gece tâcîz ederek onları yorgun bir hâle düşürdü. 4- Selçuklu Sultanı Alparslan, âlim ve devlet adamlarının tavsiyesiyle, muhârebeyi mübârek Cumâ günü yapmayı tercîh etti. 5- Cumâ günü (26 Ağustos) askerlerini toplayan Alparslan, atından inip büyük bir tevâzu ile secdeye kapandı; “Yâ Rabbî sana tevekkül ediyor, azametin karşısında yüzümü yere sürüyor ve senin uğrunda cihâd ediyorum. Yâ Rabbî, niyetim hâlistir. Bana yardım et; sözlerimde hilâf varsa beni kahret!” diye duâ etti. 6- Sonra askerlerine dönerek; “Burada Allahü teâlâdan başka bir sultân yoktur; emir ve kader O’nun elindedir. Bu sebeple benimle birlikte cihâd etmekte veya benden ayrılmakta serbestsiniz” dedi. 7- Askerler coşarak hep bir ağızdan; “Aslâ senin emrinden ayrılmayacağız” mukâbelesinde bulundular. Sonra hepsi ağlayarak helâlleştiler. “İstikbâl bizimdir!” 8- Sultan, beyazlar giydi. Atının kuyruğunu bizzât kendisi bağladı, eline er silâhı olan gürzü alıp, şöyle hitâp etti: “Askerlerim! Şehîd olursam, bu beyaz elbise kefenim olsun; işte o zaman benim rûhum göklere çıkacaktır. Benden sonra oğlum Melikşâh’ı tahta çıkarınız ve ona bağlı kalınız. Zaferi kazanırsak istikbâl bizimdir.” Bu nutku, hitâbet sanatının ve muhârebe öncesi psikolojik şartların bütün inceliklerine sâhipti. Askerler coşup, şevke geldi. NETÎCE: Harpten önce çok kibirlenen, Müslümanların 5 katı olan büyük ordusuna güvenen mağrur Bizans İmparatoru Diojen, onca cengâverliğine rağmen hiçbir şey yapamadı ve yaralı hâlde bütün mâiyeti ile berâber esîr edildi; ordusu da mağlûb ve perişân oldu.
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT