BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Ecdâdımızın insanlığa hizmeti...

Ecdâdımızın insanlığa hizmeti...

Müslümanlar, hangi milletten olurlarsa olsunlar, dînin emirlerine hakkıyla sarılıp, bozuk fikirlere sapmadıkları müddetçe, hep başarılı olmuşlardır. Tersi olunca da bugünkü duruma düşmüşlerdir...



Ecdâdımız, bütün dünyaya İslâmiyeti duyurdular. İlme, insanlık âlemine büyük hizmetleri oldu. Durgun bir göle bir taş attığımızda, önce bir daire, sonra halka halka genişleyerek yayılan daireler meydana gelir. Bu dairelerin merkezi İslâmiyet, bunun etrafındakiler de dîne hizmet oranını temsil eden, daireler olsun. Buradaki ilk daire, yanî merkeze en yakın daire, Eshâb-ı kirâmdır. Bunların hizmetleri hiçbir şeyle mukâyese edilemez. Onlar müstesnâ insanlardır. Bundan sonraki daire ise, ecdâdımız Osmanlılara nasîb oldu. Eshâb-ı kirâm ile Osmanlılar arasında, Emevîler, Abbâsîler gibi birçok İslâm devleti olmasına rağmen, dîne hizmette ikincilik, sadece Osmanlı’ya nasîb olmuştur. Bunu kimse inkâr edemez. Bunu ancak kavmiyetçilik hastalığına tutulanlar inkâr edebilir. Bugünkü Orta Doğu ülkeleri gibi... Osmanlılardan başka... İslâmiyete, Osmanlılardan başka devletlerin de hizmeti olmuştur. Bunlardan biri Emevîlerdir. Emevîler, İslâm dînini, İspanya’dan, Avrupa’ya taşıdı. Fas, Kurtuba ve Gırnata Üniversitelerini kurup, Batıya ilim ve fen ışıklarını yaydılar. Hristiyanlık âlemini uyandırıp, bugünkü müsbet ilerlemenin esas temelini ortaya koydular. Dünya yüzündeki ilk üniversitenin, Fas’ın Fez şehrinde bulunan Keyruvân üniversitesi olduğu, bütün ansiklopedilerde yazılıdır. İşte bu üniversite 859 yılında kurulmuştur. O zamanın Avrupası, ilimden, medeniyetten bihaberdi... Karanlık çağlarını yaşıyordu. Endülüs Emevî Sultânı Üçüncü Abdurrahmân, memleketini genişletti. Mükemmel donanma yaptı. Kendisi ve adamları ilim ve edeb sâhibi idiler. Âlimlere ve ilme çok kıymet verirdi. Bunun için, Endülüs’te ilim ve fen çok ilerledi. Sarayı ve devlet dâireleri birer ilim kaynağı oldu. Her memleketten ilim öğrenmek için Kurtuba’ya akın akın toplandılar. Kurtuba’da büyük ve mükemmel bir tıp fakültesi kurdu. Avrupa’da ilk yapılan tıp fakültesi de yine budur... Avrupa kralları ve devlet adamları, tedâvî için Kurtuba’ya gelir, gördükleri medeniyete, güzel ahlâka, misâfirperverliğe hayrân kalırlar, iyileşip ülkelerine dönerlerdi... Üçüncü Abdurrahmân, ayrıca altıyüzbin kitap bulunan bir de kütüphâne yaptırdı. Kurtuba’dan üç saatlik mesâfedeki (Vâdi-yül-kebîr) kenarında, (Ezzehrâ) isminde pek büyük ve ince san’atlarla dolu bir saray ile mükemmel bahçeler ve büyük bir câmi inşa ettirdi. Kurtuba’da çok sayıda derin âlim yetişti. Ancak, bunca hizmetlerden sonra, maalesef, bu işte ilerlemenin, bu medeniyetin lokomotifi olan İslâm ahlâkını, Allahü teâlânın emirlerini bıraktılar. Hattâ ve hattâ, Ehl-i sünnet i’tikâdından ayrıldıkları gibi, bir de düşman oldular. Yalnız ilim ve fennin tek başına kendilerini hedefe götüreceğini zannettiler... Fakat, ne yazık ki, böyle oldukları için, Pirene Dağlarını aşamadılar. 1031’de Ümeyye devleti çöktü... Daha sonra, İspanyollar, Gırnata şehrini de alıp Müslümanları kılıçtan geçirdiler... O güzelim san’at eserlerini yerle bir ettiler... Böylece Allahü teâlânın emirlerine uymamanın cezâsını buldular. İslâm ahlâkı unutulunca Fakat bu çöküş bir açıdan da faydalı oldu. Sebebi de şu: Eğer, İspanya fâciası olmasaydı, felsefeci İbnürrüşd’ün ve İbni Hazm’ın bozuk fikirleri, belki din ve îmân hâlini alıp dünyaya yayılacak, bugünkü hazîn levha, asırlar öncesinden meydâna çıkacaktı. Çünkü artık son zamanlar, dînin emirleri yerine, felsefecilerin fikirleri hâkim olmuştu. Müslümanlar, hangi milletten olurlarsa olsunlar, dînin emirlerine tam hakkıyla sarılıp, bozuk fikirlere sapmadıkları müddetçe, hep başarılı olmuşlardır. Beşeriyeti ıstıraptan, felâketten kurtaran, îmânı ve ameli bozuk devletler değil; Emevîler, Timur oğulları ve Osmanlılar gibi, Ehl-i sünnet olan ve dînine sarılan milletler olmuştur. Bunlar, din ve fen kollarında bütün insanlığa ışık tuttular. Zamanla İslâm ahlâkı unutulunca, bu ışık söndü. Müslümanlar karanlıkta kaldı, önlerini göremez hâle geldi. Allahü teala o ışıklı günlere tekrar kavuşmamızı nasip eylesin!..
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT