BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Strateji ve konjonktür

Strateji ve konjonktür

Türkiye’nin Müzakeresi, Avrupalıların kafasını ciddi olarak karıştırmış vaziyette. AB’nin kurt politikacıları rasyonel olmak ile popülist olmak arasında, akılcı veya önyargılı olmak konusunda sıkışmış vaziyetteler.



Türkiye’nin Müzakeresi, Avrupalıların kafasını ciddi olarak karıştırmış vaziyette. AB’nin kurt politikacıları rasyonel olmak ile popülist olmak arasında, akılcı veya önyargılı olmak konusunda sıkışmış vaziyetteler. Bir tarafta AB’nin, birlik olarak geleceğin dünyasında stratejik ağırlık kazanmak için elzem gördüğü Türkiye’nin üyeliği kararı, diğer tarafta ise tarihi türk düşmanlığının ve fanatik milliyetçiliğin zorladığı Türkiye’nin reddedilme baskısı. Vizyoner olmak veya bugünü kurtarmak... AB’nin aklı selimle imtihanı burada başlıyor. Üstelik bir kurallar ve standartlar manzumesi olan Birliğin, kriterleri yerine getiren ve hukuken müzakere hakkı kazanan Türkiye’ye nasıl dirsek çevirebileceği de ayrı bir tartışma konusu. Anayasa referandumu sürecinden dış kabuğunda hatırı sayılır bir çatlakla çıkan Avrupalı ülkeler, ikinci derin çatlağa türkleri tartışırken maruz kalacaklar galiba. Elit ve halk Halihazırda, AB’nin yönetici elitlerini üç gruba ayırabiliriz diye düşünüyorum. a) Türkiye’nin üyeliğini Birliğin gelecekteki stratejik öncelikleri açısından elzem görenler, b) Tarihi veya dini sebeplerle türkleri sevmeyen ve hiçbir zaman da sevmeyecekler; bunlar Türkiye üye olduktan sonra da hep itiraz etmeye devam edeceklerdir. c) Türkiye’ye muarız olmayan ama konjonktürel olarak dün taraftar iken, bugün iç politika saikleriyle üyeliğimize itiraz edenler. Müzakere sürecimizin Bulgaristan’ınki, Macaristan’ınki gibi nispeten sakin ve rutin geçmesini hiçbir zaman beklememeliyiz. İtiraz edenler hep olacaktır ve her aşamada pürüz, her dosyada engeller çıkacaktır. Sinir uçlarımıza dokunan, kışkırtan birşeyler daima olacaktır. Önemli olan müzakere etmeye devam etmeyi başarmak, bizi masanın dışına itmeye çalışan, bu noktada kışkırtmaktan da hiç kaçınmayan “türkofobik”lerin tuzağına düşmemektir. Avrupa’nın bir parçası olmak bizim için vazgeçilmez değil ama, ülkemizin hem demokratik hem de ekonomik olarak ilerlemesi için AB çıpası vazgeçilmezdir. Duygusal değil pragmatik olmayı hem siyaset olarak hem bireyler olarak öğreneceğiz, başka çaresi yok.
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT