BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Sen bir de mutluluğun resmini yapmayı dene...

Sen bir de mutluluğun resmini yapmayı dene...

Herman Göring Hitler’in “Bakan - Danışman” gibi kullandığı tezgâhçı kollarından biri. En yakınında “Karşı propaganda - Özel Güvenlik - İç propaganda” üretenler vardı. Bunlardan içeriye yönelik hareket edenler halkı zinde ve dinç tutacağını zannederek karışıklık çıkartıp, bundan oligarşiye, oradan da savaşın son çare olduğuna ulaştırırdı Führer’ini. Toprağı az olsun, hatta olmasın, intihar etti asrın katili. İşi, görmek olan bizim Herman da...



Bu nasıl bir art niyettir, nasıl bir düşmanlık, fobi ve kâbustur ki; Herman, Fatih Terim’i düşman bellemiştir ve her fırsatta hücum eder. Bu nasıl bir otokontrol zâfiyetidir ki; söylediğini kulağı duymaz, yazdığını gözü görmez oldu. Bu nasıl bir zayıflıktır ki; gücünü kanıtlamak için saldırının belden aşağısını seçer ve terbiye sınırlarını kaçak geçer. Geçti de ne oldu?.. Terbiyeden sınır dışı edildi. Fena tükettiler tüketici dostunu. Danimarka maçından sonra “Biri yapar, biri bozar” diye bir yazı yazdı. Olabilir. Onun olduğu yerden öyle görünüyor olabilir. Fikridir, saygı duyarım. Ama yazının içinde Türkiye’nin kaybetmesinden sağlanacak bir Fatih Terim darbesini açıkça hissettim ve yazının sonundaki açık saçık fıkrada Türkiye’yi ne yerine koyduğunu üzülerek gördüm. Bir kere “Tümer çıkmaz, Tolga girmez” diyor. Burada büyük hata yaptı. Aynı hatayı Alpay antipatisi nedeniyle Kâzım da yaptı. Hatta başka bazı isimler de. Ben stadda maçı anlatırken önümdeki monitörden Tümer’in “Tükendim, alın beni” işaretini gördüm. Onlar görmemiş olabilir. Dönelim o dakikaya, Tümer “Bittim” işaretini vermiş, geri düşen rakip de o çok kritik golü atan Soren Larsen adındaki deveyi oyuna sokmuş. Terim zaten ilk iki değişiklik hakkını “Taktik değişiklik” olarak kullanmış ve sonuncuyu kucağına düşecek bir sakat için ya da son oksijen hücresini de harcamış biri için kullanacak. Fatih Terim son değişiklik hakkını biten bir adamı oyundan alıp, yeni giren deveye şişirilecek uzun topları alsın diye taze bir adama kullanıyor. Bunun neresi yanlış? Peki oyuna giren Tolga ne yapmış? Tomasson’a nefes aldırmayan Alpay’ı, Larsen’le bire bir bırakmış. Orada Herman’ın istediği, Fatih Terim’in tribüne dönüp, Herman’a doğru ellerini açıp, “Ne yapayım şimdi Herman hocam” demesi. Aslında amacı da “Teknik değerlendirme yapmak” değil, amacı maça kötü niyetle bakmak. Son dakikada yediğimiz gole sevinmiş olması da muhtemeldir. Kâzım Alpay’a gıcık, Herman Terim’e gıcık, Milli Takım eleştirileri vıcık vıcık. İspanyol hakemin tavrını, yorumlarını, işimizi nasıl zora soktuğunu, rakibinkini de nasıl kolaylaştırdığını, son goldeki elle oynama ihtimalini, verilmeyen 1.5 penaltımızı ve boynumuzu büken Rüştü, Tuncay, Nihat, Serhat, Necati, Ergün ve Emre’nin yokluğuna eklenen Yıldıray’ın maç içinde sakatlanmasını görmezden geliyorlar. Çünkü bunlar “Fatih Terim’in işine yarar” diye düşünüyorlar ve bu nedenle Terim’in işine yarayanların Türkiye’nin de işine yarama ihtimaline değişiyorlar. Herman için bu doğaldır. Onun futbolculuğu ve yorumculuğu “Basit faullerden ibaret” bir kısırlıktadır. O hayatında hiç milli forma giymemiş, döneminin sıradan bir topçusudur. Sonraları da hep radikal olmaya çalışan ve bugünlere yatırım düdükleri çalan sıra dışı bir hakemdir. Daha sonradan da ağzına geleni “Kahve köşelerinden fuhuş edebiyatına taşıyan” art niyetli bir yorumcudur. Zamanında yaptığı işler nedeniyle ya oynamış, ya yönetmiş, ama hiç maç seyretmemiştir. Ya oynayarak, ya da düdükleyerek “Bir çok maçı bozmuş, topu kırmış, düdüğü sakatlamış” ve sonunda da yorumculukta devirdiği çamlarla orman yakmıştır. Yazısının sonunda Türk Milli Takımı’nı bir fırkayla neye benzettiğini düşününce, ağzına geleni söyleyen Herman’ın Maraton’da yaptığından daha beter bir cevheri fikir yazısı diye ortaya atmasını çok doğal buluyorum. Führer gitti, Herman bitti... Bizim Erman da... S-ÖZ Eğer ‘doğru’ ile ‘erdem’ arasında bir gün tercih yapılacaksa, siz bu tercihi yapın, insanlık da size kim olduğunuzu söylesin. Ümit Aktan Raporu ele geçirdim F.Bahçe Başkanı Aziz Yıldırım eski topçuları çağırıp hayli bilimsel (!) bir çalışma yaptırdı. Onlara dedi ki; “Bakın bakalım şu bizim topçular birbirine pas veriyor mu, yoksa bir çapanoğlu mu var işin içinde, kimin kafasını kopartayım” dedi. İşte o akademik çalışmanın raporunu ben ele geçirdim. Konuşma bantlarını deşifre ettirdim ve bazı bölümlerini sadece gazeteciliğe olan aşkım nedeniyle sizlere sunuyorum. - Bak bak ula. Alex iki metre ileri atıyo. Atmasa, neydi bu arabın adı... Anelga. Anelga... Anelga’nın ayana oynasa. Atak sağdan gelcek. Ama Alex var ya, ille de Nobre’ye... Yaz bunu bi kenara. - Gördüngü, şu bizim Serkan burnunu silerken Ümit ona nasıl da kötü kötü bakıyo. Bunu da not et. - Şunu bi daa geri al bakiim. Bah bah şuraya iyi bah.. Anelga çalımı atıyoo, Tuncay’ın gaşı da nassı galgıyoo. Melanet vaa bu işte. - Bak şimdi ciğerim, bu pas harbi, içten vermiş adam. Söyliyelim başkana da bunu haftaya da oynattırsın. - Yavaş oynat abi.. Daha yavaş. Bak gözü nassı da türbünde. Türbüne oynuyo vallaa. Kessinler bunu... İşte bu da spor alemine bir hizmetimdir. Oynamadan kazanmayı öğrenmek Böyle iki trajik maçımız var. Biri Letonya barajı, diğeri Danimarka maçı. Dünyada hiç bir ekol o son 3 dakikayı oynamaya çalışmaz, tam tersine oynamaz ve oynatmaz ve de orada bitirir maçı. Fatih Terim kenarda yırtınırken “Yere indirin, bir kaç pas ve sonra uzun atın” derken ilerideki tek adama yanaşabilmeyi ve ona ileri çıkacak zaman kazandırmayı kastediyordu. Oysa biz oynamaya çalıştık ve o uzun topu da rakibe attık. Atan da Ümit Özat’tı ve o sırada Terim söylediğim işareti Ümit’e anlatmaya çalışıyordu. Farkında mısınız 2-1’den sonra iki gol kaçırdık. Biz golü, gol kaçırmayı düşünebildiğimiz için yedik. Herkesin sandığı gibi kalecinin kucağına oturmadık. Tam tersi taca kuşa vurmadığımız için yenildik. Demek ki; bir kaç dakika oynamadan kazanabilmeyi öğrenebilmeliyiz. POST-İT Bazı insanlar vardır ki; giyinmesi kumaşı ödüllendirmektir. Bazılarınınki de, sadece örtünmek. Fatih Terim’in başaramaması uğruna uzatmadaki gole sevinenler ise çıplaklardır. Ümit Aktan Vah benim spor yazarım!.. Ergun Gürsoy aynen şunları söyledi: “Benim için Eric Gerets’in basın toplantılarında ve canlı yayınlarda söyledikleri önemlidir. Yoksa gazetelerde yazılanları fazla dikkate almam.” Benim tüyü bitmemiş, ya da yoluna yoluna tüyü bitmiş spor yazarı meslektaşlarımdan en küçük bir tepki gelmedi. Demek ki; Ergun Gürsoy haklıymış. Gazeteleri ve spor basınını fazla ciddiye almamak gerekmiş. > “İlkelerimi boz” diye çuvalla para ödemek!.. TRT Spor’da hiç mi Türkçe sorunu olan bir sunucu veya buruşuk siyah t-shirt giyebilen bir yorumcu yok!.
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT