BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Kahreden bekleyiş

Kahreden bekleyiş

Marmaris’ten Rodos’a giderken; kaptanların bırakıp kaçması sonucu batan teknede oğlunu ‘kaybeden’ dertli baba Ferzende İlgar “İçimden bir ses onun yaşadığını söylüyor. Bir gün mutlaka dönecek” diyerek İsmail’in yolunu gözlüyor...



72 yaşında Ferzende İlgar. İş ve işçi bulma kurumundan emekli bir devlet memuru. En büyüğü 36, en küçüğü 13 yaşında 12 çocuk babası. 2’sini bebekken kaybetmiş çocuklarının. Seneler önce tuğla taşıyıp çalıştığı İstanbul’a onu getiren 3. çocuğu İsmail. “O İngiliz kıza hıyanet etti. Evleneceğim demiş kıza evlenmemiş. Dinimizde yok kadına hıyanet etmek, yanlış yapmış. Diğer oğlum Danimarka’dan bir kızla evlendi, şimdi oraya gitmeyi bekliyor. Ona da diyorum ‘sakın yanlış bir şey yapma’ diye.” İsmail turizm sezonunda Marmaris ve Bodrum’da çalışıyormuş. Sonra İstanbul’a gelmiş, beş kardeşini de getirmiş. “Üzülüyordu, ‘iş yok hep sana yüklendik’ diye. Ben ne kadar yalvardım. ‘Oğlum bir şey olmaz sabredin. Bir gün iş çıkar bekleyin’ diye. Çok şükür emekli maaşım geliyordu, evimiz vardı, idare ediyorduk. Şimdiki gençler sabredemiyorlar, anlatamadım.” İşler istediği gibi gitmeyince İsmail başka yollar aramaya başlamış. ‘Kardeşlerimi, yeğenlerimi kurtarmaya gidiyorum’ diye o da bir bilinmez yola çıkmış. “Benim saf oğlum 2 İranlı kardeşle tanışmış. Ekber ve Abdullah. 2 sene onlarla birlikte kalmış. İyi arkadaş olmuşlar, bu arada da Abdullah ‘Yunanistan’a geçersek Kanada’daki dayım gelir bizi alır’ diye aklını çeliyor. Askerdeki kardeşi Fatih’e telefon ediyor 13 Aralık’ta ‘ben bu gece geçiyorum kimseye söyleme’ diye.” Bir yaşadığını öğreneyim... İsmail bu telefonu ettikten 9 gün sonra haber bültenlerinde Marmaris’ten Rodos’a giden ve kaçak göçmenleri taşıyan tekneyi kaptanların bırakıp kaçtığı, 69 kişinin boğulduğu, sadece bir İranlının kurtulduğu haberi yer alıyor. Bir haber bülteninde bu haberi izleyen Fatih dayanamıyor, ailesini arıyor. ‘Ağabeyim de bir tekneyle Yunanistan’a gitmeye çalışıyordu’ diye. Ferzende İlgar soluğu Marmaris’te alıyor. Listede oğlunun adının da olduğu söyleniyor. Bu liste, yasal olmayan yollarla yurt dışına insan gönderilmesine karışan bir otelde kalanların listesi. O gün bu kişlerin tekneye bindikleri kabul ediliyor. ‘İlk gün teknede 72 kişi vardı dediler. Sonra Muğla valisi 60 kişi dedi. Aralarında kadınlar da varmış. Ama kaptan ifadesinde 15 kişi vardı diyor. Kıyıya 4 ceset vurdu. Onlara tek tek baktım, zenciydiler. Öbür tarafta da (Yunanistan tarafını anlatıyor) 8 ceset bulunmuş. Hiç kadın cesedi de çıkmadı. Ben o kurtulan İranlıya yetişemedim, onunla konuşamadım. Ben takdir-i ilahiye razıyım. Keşke bilsem var mı, yok mu? Yaşıyor mu? Bir yaşadığını öğreneyim. Ondan sonra varsın hiç gelmesin, hiç yüzünü görmeyeyim. O gittikten sonra annesi haftada 2-3 gün baygın vaziyette. Hastaneye götürüyoruz sürekli. Abdullah’ın dayısıyla konuştum telefonda, o da ulaşamamış yeğenlerine ama Rodos’ta polisin elinde olduklarını söylüyor. Benim içimdeki ses de oğlumun yaşadığını söylüyor.’ Çok iyi yüzerdi! Fatih de abisinin öldüğüne inanmıyor. “Çok iyi yüzme bilirdi, çok güçlüydü. Tedbirini almadan, hava kötüyse tekneye binmezdi zaten. Daha önce de arkadaşını bırakmamıştı bir kere ‘hava kötü’ diye. Marmaris’te kışın başlıyor bu iş, yaz başına kadar devam ediyor, insanlar teknelerle götürülüyor. Bu işi yapanlar hep birbiriyle bağlantılı. Zaten çoğu cezaevinde şimdi. Ama bu iş bitmez. İstanbul’dan oraya yolcu ediyorlar insanları, otelde misafir ediliyor sonra da teknelerle götürüyorlar. Biz de orada senelerce turizm işinde çalıştığımız için tanıyorlar. Abin o teknede olamaz’ diyor hepsi. Normalde bu yolculuk için 750-800 dolar alıyorlar kişi başına. Ama abim daha önce 400-500 dolara anlaşmıştı. Belki de para almamışlardır ondan. Türklerin iltica talebi ancak siyasi bir suçları varsa kabul edildiğinden yoksa, iade edildiklerinden, abim kolay iltica etmek için kendini İranlı olarak tanıtacağını anlatırdı hep. Kardeşlerim, yeğenlerim için bir şeyler yapmam, onları kurtarmam lazım derdi. Bizim hepimiz onu çok sayardık. O kimsenin esiri olmak istemiyordu.” İsmail 13 Aralık günü Aydın’daki baba evine kendinin ve iki İranlı arkadaşının kimliklerini, ehliyetlerini postalamış. Çünkü bu yolculuğa çıkanlar bütün geçmişlerini, isimlerini bile geride bırakıyorlar. İki yıldır Abdullah ve Ekber’in aileleri de arıyormuş ‘bir haber var mı?’ diye. Onların çocukları da bu bilinmezde kaybolmuş, yanlarında teyzelerinin kızıyla. Ferzende amca ve Fatih, İsmail’in gidiyorum dediği tarihten 9 gün sonra meydana gelen bu olayda teknede olmadığına, yaşadığına inanıyorlar. Ferzende İlgar oğlunun Yunanistan’da kaçak göçmenlerin alıkonulduğu bir kampta tutulduğuna inanıyor ve ondan bir haber bekliyor. Ağlamamak için kendini zor tuttuğu konuşmasında bir yandan şükrediyor, bir yandan da gençlere sabırlı olmalarını söylüyor. ------ > ‘Hüsranla biten yolculuklar’ ‘Umuda yolculuk’ diye adlandırılır onlarınki. Sonu çoğu zaman hüsranla biter. Araştırmalar dünyanın dört bir yanından kaçak yollardan yapılan ve insan tacirlerine para kazandıran bu ticaretin sürekli büyüdüğünü ortaya koyuyor. Uluslararası göç örgütü dünya raporlarına göre dünyada her 35 kişiden biri göçmen. Gelişmiş ülkelerde her 100 kişiden biri göçmenken, gelişmekte olan ülkelerde her 70 kişiden biri göç ediyor. Bu gidişle 2050 yılında sayının 230 milyona çıkacağı tahmin ediliyor. Türkiye’deki kaçak göçmen sayısı ise 1 milyon kişi. Yani küreselleşmeyle beraber doğulan değil doyulan yer kavramı yerleşiyor. ------ > “Umudun peşinden” diye bir bilinmeze... Haber spikeri olduğum dönemde beni en çok sarsan haberler arasında kaçak göçmenlerle ilgili olanları da yer alırdı. Bir kamyon kasasında, bir gemi ambarında, ya da camı olmayan bir odada ‘umudun peşinden’ diye bir bilinmeze gidenlerin hikayeleri. Tüm geçmişini, köklerini, selamladığı insanları, adımladığı yolları, gülmeleri, ağlamaları ve ‘adını’ geride bırakıp yeni bir hayata başlamayı bekleyen ülkesiz insanların hali. Gözleri hiç aklımdan çıkmıyor. Korkuyla bir bilinmeze açılan gözleri. Yeni bir dünya, yeni bir hayat hayali kurarken günlerce süren açlığın ardından bulduklarında bir dilim ekmeğe saldırışlarındaki çaresizlik, çelişki... Bir bakışta cevapsız bin soru barındıran gözleri.. Bir insana ne var ne yoksa hepsini bıraktırıp, kucağında ölümle bir bilinmeze yolcu eden nedir acaba? Her şeye sırt çevirebilmek büyük bir cesaret midir, yoksa bir delilik hali mi? Yoksulluk mu bunun cevabı? Krizler, ekonomik nedenler, iç savaşlar mı? Ya geride kalanlar? Nerede?, ne yapıyor?, nasılın? ötesinde tek soru var aslında kafalarında. Yaşıyor mu? Haberleri okurken kafamdan bu soruları kovmaya çalışırdım her seferinde. Ve onların gözlerine bakmamaya gayret ederdim. Sanki beni de suçlar gibi gelirdi bakışları. ‘Seninle eşit değil ki yaşamdan, dünyadan aldığım pay’ diye!
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT