BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Mahlûkun değil, Hâlık’ın beğendiği..

Mahlûkun değil, Hâlık’ın beğendiği..

“Bizim beğendiğimiz değil, Sahibimizin, Yaratanımızın beğendiği ve râzı olduğunu yapmak önemlidir. Çünkü bizim beğendiklerimiz, sevdiklerimiz ve yaptıklarımız, bizim için zararlı hatta felaket olabilir.”



İnsan, Allahü teâlânın yarattığı varlıklardan birisidir. Akıl, irâde ve rûh verilmek suretiyle, diğer mahluklardan üstün kılınmıştır. Ayrıca insana, yükselmesi, alçalması ve dünyada kalabilmesi için, diğer varlıklardan ayrı olarak, nefs de verilmiştir. Kendisine ihsân edilen bu husisiyetlerle insan, diğer varlıklardan üstün kılınmış ise de, bunları emredildiği gibi kullanmazsa, hayvanlardan da aşağı bir varlık haline gelmektedir. Zira A’râf sûresinin 179. âyet-i kerimesinde meâlen; (Onlar, hayvan gibidir. Belki hayvandan dahâ sapık, daha şaşkındırlar. Asıl gâfiller onlardır) buyurulmaktadır. Kul olabilmek İnsanın yaratılmasındaki maksat, Sahibine, Yaratanına kul olmaktır. Kul olabilmek de, emredilenleri yapmak ve yasak edilenlerden de, sakınmaktır. Bu hâl, Zâriyât sûresinin 56. âyet-i kerimesinde meâlen; (İnsanları ve Cinnîleri ancak, beni bilip itâat, ibâdet etmeleri için yarattım) buyrularak bildirilmektedir. İbâdet etmekten maksat ise, Allahü teâlânın emrettiği, Onun Peygamberi Muhammed aleyhisselâmın, açıklayıp gösterdiği, tebliğ ettiği, Eshâb-ı kirâmın naklettiği ve müctehid âlimlerin kitaplarında yazıp bildirdiklerine uymaktır. Buna uyulursa, Allahü teâlâya kulluk edilmiş ve üstün olarak yaratılan insanlık şerefine kavuşulmuş olur. Aksi olursa, bu şereften mahrum kalınır ve hayvanlardan da aşağıya düşülmüş olur. İmân ve İbâdet demek, emredildiği gibi inanmak ve yapmak demektir. Kendi görüşlerimizi, düşüncelerimizi imân, ibâdet diye yapmak, inanmak, bunları bu şekilde anlatmak ve yazmak, Hâlık’a, Yaratana isyândır, tavır koymaktır ve Onu cahil bilmektir. Bu hâl de insanı, hayvandan da aşağı duruma düşürmektedir. Felaketimiz olur Bizim beğendiğimiz değil, Sahibimizin, Yaratanımızın beğendiği ve râzı olduğunu yapmak önemlidir. Çünkü bizim beğendiklerimiz, sevdiklerimiz ve yaptıklarımız, bizim için zararlı hatta felaket olabilir. Zira Bekara sûresinin 216. âyet-i kerimesinde meâlen; (Beğendiğiniz, sevdiğiniz çok şey vardır ki, sizin için zararlıdır!) buyurulmaktadır. Bunun için, ibâdetlerde yapılacak ufak bir değişiklik, çok faydalı görünse bile, bu değişiklikleri yapmaktan, şiddetle kaçınmalıdır. İslâmiyyeti ve Müslümanları ortadan kaldırmak isteyenler, asırlardır müslümânları hıristiyan yapmaya, câmileri kiliseye çevirmeye uğraşıyorlar. Bu işi sinsice yapabilmek için, müslümân görünüyorlar. Câmilere ilerde masa sokabilmek için, secde yerlerini biraz yükseltmekle işe başlıyorlar. Basılan yere baş konulmaz, hastalık olur diyerek secde yerlerini uzun yıllarda yükselte yükselte, masaya yol açarız diye düşünüyorlar. Câmilere müzik, org sokabilmek için, önce hoparlörden, teypden başlıyor, ibâdetlerin çalgı âletleri ile yapılmasına, yavaş yavaş alıştırmak istiyorlar. Hoparlör, teyp ve benzerleri ile ibâdet etmek, iyi ve faydalı görülse bile, bidat olduğu ve ibâdetleri değiştirmeye yol açacağı için, ibâdet yerlerine sokulmamalı, islâm düşmanlarının plânlarına, tuzaklarına kapılmamaya dikkat etmelidir. Müslüman uyanık olmalı Yapılması günâh olmıyan, mubâh bir şeyin bile, ibâdet sanılması korkusu olursa, bu mubâh şeyi yapmanın harâm, büyük günâh işlemek olduğu, fıkıh kitaplarında yazılıdır. Bunun için, müslümânların çok uyanık olması, ibâdetleri Eshâb-ı kirâm gibi, müctehid âlimlerin kitaplarında bildirdiği gibi yapmaya titizlikle ehemmiyyet vermeleri lâzımdır. Eshâb-ı kirâmdan Ebû Hüreyre hazretlerinin haber verdiği bir hadîs-i şerîfde; (Bir zamân gelir ki, müslümânlar birbirlerinden ayrılır, parçalanırlar. İslâmiyyeti bırakıp, kendi düşüncelerine, görüşlerine uyarlar. Kur’ân-ı kerîmi mizmârlardan, yani çalgılardan, şarkı gibi okurlar. Allah için değil, keyf için okurlar. Böyle okuyanlara ve dinleyenlere hiç sevap verilmez. Allahü teâlâ bunlara lanet eder. Azâb verir!) buyurulmaktadır. Ateşin sıcaklığı Ka’b-ül-Ahbâr hazretleri buyuruyor ki: “Allahü teâlâya yemîn ederim ki, sizden biri doğuda, Cehennem ateşi de batıda olsa, sonra Cehennem ona gösterilse, ateşinin sıcaklığına aslâ dayanamazdı. Ey insanlar! Allahü teâlânın beğendiği şeyleri yapmak daha kolaydır. Bu yüzden Allahü teâlâya itâat ediniz. Bu ateşe düşmeyiniz. Çünkü dayanamazsınız.” Ebû Abdullah-ı Turuğbâdî hazretleri; “Allahü teâlânın rızâsına kavuşmak için, O’nun beğendiği şeylerden başkasını vesîle yapmayan kimselere müjdeler olsun! Çünkü O’na kavuşmak için, O’nun râzı olduğu şeylerden başka bir vesile yoktur” buyurmaktadır. Bekir Sıdkı Visâli hazretleri de, sevenlerine sık sık; “Dünyânın parasına, malına, mülküne kalbinizi bağlamayın. Bir gün gelip, her şey yok olup, elinizden çıkacak. Ancak Allahü teâlâ ve O’nun sevdiği, beğendiği ameller kalacaktır” buyururdu.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT