BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Deneme iç sesimiz

Deneme iç sesimiz

Denemenin, yazarın iç sesi olduğunu belirten Ali Çolak, “Denemede yazar kendisiyle konuşur. Kendi iç sesidir yazdıkları. Ama deneme asla bir monolog değildir” diyor.



Ali Çolak, denemeye farklı ve güzel bir tad getiren yazarlarımızdan. Yazılarında samimi bir eda, gerçek bir duygu ve tutarlı bir mantık bulunuyor. Yazar son eseri “İnce Sözler”de evlerden, sokaklardan, yaşadığımız şehirlerden bahsediyor. Hüzünlü yolculuklardan ve acı türkülerden dem vuruyor. Denemenin uçsuz bucaksız vadilerinde koşturuyor okuyucusunu. Bazen bir şiirle soluklanıyoruz, kimi zaman bir hikâyeye kapı aralanıyor. Çolak iç dünyasının sesini yansıtırken coşkusunu mânidâr bir sessizliğe büründürüyor. Şiirle, romanla, hikâye ile arası hoş olmayanlar bile “İnce Sözler”de ruhlarını dinlendirecekler. (Ötüken Neşriyat, 0 212 2510350) Ali Çolak, deneme çerçevesindeki sorularımıza cevap verdi. M.N.Y.: Niçin deneme? ÇOLAK: Ben yazı türlerinin insanların kişilikleriyle ilgili olduğunu düşünüyorum. İnsanlarda bir şair kişiliği, hikayeci kişiliği ya da romancı kişiliği vardır. Ve kendisini hangi türle daha güzel, daha yetkin ifade edebiliyorsa o türde yazar, ya da yazmak ister. Deneme, benim kendimi en iyi anlatabileceğim tür, en özgür hissedebildiğim tür. Benim yaşam biçimime, özgürlük tutkuma denk düşüyor. Her tür bir yazarlık biçimi gerektirir. Kendimde romancı ya da şair ya da oyun yazarı kişiliğini görmedim hiçbir zaman. Ama bir denemeci kişiliğim olduğunu farkedebiliyorum. Bir de tabii yetenek. İnsan istese de şair, ya da romancı olamıyor. OKUMANIN CAZİBESİ Onlar için çok daha farklı donanımlar gerekiyor. Benim yazıya başladığım günden bu yana ilgim ya da okumalarım daha çok deneme üstüne oldu. Bu okumalarımın cazibesine de kapılmış olabilirim. M.N.Y.: Bu türe yazarın kendi kendisiyle konuşması mıdır, deneme bir monolog mudur sizce? ÇOLAK: Evet denemede yazar kendisiyle konuşur. Kendi iç sesidir yazdıkları. Ama deneme asla bir monolog değildir. Kendisiyle konuşurken aslında o tüm insanlarla konuşuyordur. Onların iç sesini de dışa vuruyordur. Ben bugün Montaigne, Bacon’u, Eliot’u ya da Ataç’ı Haşim’i okurken onlarla konuştuğumu hissediyorum. Onlar bana çok şey söylüyor. Demek ki denemeciler yalnız kendi çağlarının insanları ile değil bütün çağlardaki okurlarıyla söyleşiyorlar yazarken. Onların seslerini de katıyorlar yazdıklarına. M.N.Y.: Deneme batıdan gelen bir tür mü. Bizde eskilere uzanan bir geleneği yok mu? ÇOLAK: Bizde deneme deyince daha çok anlaşılan Montaigne’nin getirdiği ‘kısa yazı’lar anlaşılıyor. Bu anlamda tabii ki deneme bize Tanzimat sonrasında gazete ve dergilerle geldi. Edebiyatın diğer türleriyle kol kola gelişti. Divan edebiyatı devrinde böyle bir türden söz etmek tabii ki mümkün değildir. Fakat deneme tadı hissettiren yazılar aramak ve ille de bir türle benzeştirmek gerekirse Divan edebiyatındaki süslü nesir örneklerini deneme tadında yazılar olarak görebiliriz pekâlâ. M.N.Y.: Bizde deneme türünün ustaları kimlerdir? ÇOLAK: Benim deneme türünün bütün ustalarına karşı bir saygım var. Ama bu saygı bazılarında sevgiye, dostluğa dönüşüyor. Mesela Ataç’ı önemli bir deneme ustası olarak görüyorum. Onu sayıyorum. Ama beni gönlümden vurduğunu söyleyemem. Bir çok fikrini tartışma gereği duyuyorum. Ayrıca beni tartışmaya yönlendirdiği için ona bir kere daha saygı duyuyorum. Eyüboğlu da öyle. Okurken ona kızdığım oluyor çoğu zaman. Tanpınar tastamam benim yazarımdır. Onun yalnız denemelerini değil bütün yazdıklarını yıllardır bıkmadan ve usanmadan okuyorum. Benim ustalarımdan biridir Tanpınar. Sevgiyle ve dostlukla okuduklarımdan biri. M.N.Y.: Bunların dışında kimler var denemeci olarak sevip okuduğunuz? ÇOLAK: Refik Halit Karay, Ahmet Haşim, Cemil Meriç, Salah Birsel, Sezai Karakoç benim denemeye gönül düşürmeme vesile olan yazarlardır. Onları okurken kendimi çok mutlu ve özgür hissediyorum. Ve onları kıskanıyorum. Bu kıskançlık beni bir gün daha güzel denemeler yazma hayaline götürüyor. Ama gittiğim her noktada, karşımda yine onları buluyorum. Denemenin farklı tarzları olduğu belirtiliyor. M.N.Y.: Füsun Akatlı deneme sayısınca deneme çeşidi vardır diyor. Ne dersiniz? ÇOLAK: Füsun Akatlı bu sözü biraz da yakınmayla söylüyor. Gerçekten de yazılan her şeyi ya da bir kalıba sığmayan her yazıyı deneme diye isimlendirme eğilimi var. Yazılan hikâye, inceleme, makale vs. sınıfına girmiyorsa bu denemedir ya da ben deneme yazıyorum deyip geçiyor insanlar. Oysa gerçek deneme olan yazıların sayısının çok fazla olduğunu sanmıyorum. Aksine denemenin tıpkı şiir gibi en zor türlerden biri olduğunu düşünüyorum. EDEBİYAT TADI Bütün o yazılanlar bir kalıba sığmayanlar içinde gerçek edebiyat tadı veren kalıcı olan yazılardır denemeler. Başta da söyledim ya, denemenin anlamı çok sınırlandırılıyor bizde. Bilimsel içerikli denemeler, herhangi bir konuyu ele alıp etraflıca işleyen bir kitap çapında yazılar da deneme türü içindedir. Ben kendimi kısaca Montaigne tarzı deneme diyebileceğimiz türe daha yakın hissediyorum. M.N.Y.: Nurullah Ataç’ın denemeye ve edebiyatımıza getirdikleri ve götürdükleri... ÇOLAK: Ataç, deneme ve günlük türlerin sevilip yerleşmesinde büyük emekleri geçmiş bir yazı ustası. Onun hep devrinin adamı olduğu ve belli kişileri empoze etmeye uğraştığı söylenir. Ben Ataç’ın böyle bir bilinçli çabası olduğuna pek inanmıyorum. Çünkü o hisleriyle yaşayan bir yazardır. Bugün alkışladığı, övgüler yağdırdığı bir yazarı, bir şairi yarın yerin dibine batırmaya uğraşır. Fakat onun beğendiği ve alkışladığı yazarlar, hemen öne çıkıvermiştir o dönemde. Biraz da çevresi Ataç’a böyle bir misyon yüklemiştir. Çok tartışılan, yazdığı herşey üzerinde fırtınalar koparılan bir yazar olmuştur Ataç. Sevdimi tam sevmiştir. Nefret edince bir daha yanına varılmamıştır. Evet Garipçileri övmüştür Ataç. Eski şiire karşı Orhan Veli’yi yücelttiği olmuştur. Ama Yahya Kemal’i de yere göğe sığdıramadığı gerçektir. Ben Ataç’ın tartışabilen kendi doğruları üzerinde kafa yorabilen bir denemeci olduğunu düşünüyorum. Yazılarını inceden inceye okursanız onun düşüncelerinde bir çelişkiler yumağı yattığını görürsünüz. Mesela Divan edebiyatı, Divan şairleri konusunda hisleriyle düşünceleri hep savaş halindedir. Fakat bir şey var. O oyunu hep yeniden yana kullanmıştır. Ve çalışkan bir edebiyatçıdır. Devrinin bütün genç yazarlarını izlemiştir. Bunlardan içinin sesine uyanları tutup öne çıkarmıştır. M.N.Y.: Günümüzde denemenin işlevini yitirdiği iddiasına katılıyor musunuz? ÇOLAK: Asla. Deneme yüksek sesle bir yazı türü değil. Belki yer altı suları gibi derinden derine sürdürüyor yürüyüşünü. Denemenin Haşim’lerle, Ataç’la#rla,Tanpınar’la ya da Salah Birsel’le bittiğini söylersek yanılırız. Bugün edebiyat dergilerine açıp bakın harikulade denemeler yayınlanıyor. Zaten bir türün bitmesi ya da işlevini yitirmesi diye bir şey olamaz. O türde başarılı yazarların yetişmemesinden söz edilebilir. Bugün Türkiye’de çok iyi deneme yazarları var. Mesela Füsun Akatlı, Hulki Aktunç, Hilmi Yavuz, Ahmet Turan Alkan, Ebubekir Eroğlu... M.N.Y.: Demek ki denemenin önü açık. ÇOLAK: Edebiyatın diğer türleri için mevcut tehlikeler tabii ki deneme için de sözkonusu. Toplumun genelinde sanata ve özellikle edebiyat eserlerine olan ilgi her zaman şüphe ile karşılanmıştır. Ve bazı türlerin öldüğünden ya da öleceğinden söz edilegelmiştir. Hayır. Hiçbir edebiyat türü ölecek değildir. Bu insanlığın da ölmesi anlamına gelir. Ölen ya da zayıflayan ilgilerdir sadece, dikkatlerdir. Toplumdaki gelgitler arasında kimi zaman bazı şeylerin üstü örtülür tümden. Ama çok sürmez bu. Ben insanlığın edebiyatsız yaşayabileceğine inanmıyorum. KİTAP SEVGİSİ Kitapçılara gidiyorum. İnsanlar vızır vızır dolaşıyor. Kucakla kitap alıyorlar. Sonra pek çok genç insan şiir yazıyor, deneme yazıyor, bunları okutmak tartışmak istiyor. Bir yerlerde hergün bir edebiyat dergisi çıkıyor. Biri kapanıyor, ertesi gün biri çıkıyor. Yazmanın ve okumanın insanın vazgeçilmez dertlerinden biri olduğuna inanıyorum. Edebiyatın en sıcakkanlı türü olan ve evrensel dertlerimizi konuşup tartışan denemenin önemini yitirmesi asla düşünülemez. M.N.Y.: Denemenin diğer edebiyat türleriyle olan ilgisi konusunda düşünceniz nedir? ÇOLAK: Evet deneme, bir çok tadı bir arada barındırır. Ben onu pek çok sebzenin katıldığı leziz bir yemeğe benzetiyorum. Şiir de, öykü de, anı da, günlükler de ses verir denemede. Tabiatı itibarıyla denemenin şiirle aynı yerden doğduğu düşünülebilir. Zaten pek çok deneme yazarı işe önce şiirle başlamıştır. Ve çoğu da şairdir zaten. Eliot, Tanpınar, Haşim, Cenap Şahabettin, Salah Birsel... Söyleyişteki şiirsellik kelime tasarrufu ve üslupçuluk, denemeyi şiirle akraba kılıyor. Kimi denemelerde yazar, bir öykü ile başlıyor işe. Ya da öyküler serpiştiriyor yazının içine. Günlüklerinden, anılarından söz ediyor. Bunlar denemeyi diğer akraba türlerden büsbütün ayıramayacağımızı düşündürüyor. Belki denemenin tadı da buradan geliyor. İçindeki seslerin zenginliğinden. Ama o, ne şiirdir, ne anı, ne de öykü. Deneme, bütün onların üstünde, kendine mahsus ölçüleri, dinamikleri ve tadı olan bir yazı türüdür. Sözünü ettiğiniz yakınlıklar, geçişler denemenin imkanlarını genişletmektedir. Anlatım zenginliğini sağlamaktadır. Ve onu hakikaten vazgeçilmez bir tür kılmaktadır. M.N.Y.: Diğer denemeciler gibi siz de mi şiirle başladınız? ÇOLAK: Hayır demeyeceğim. Benim de denemeye şair olamamanın acısı ve intikamı ile başladığım doğrudur. Tıpkı Cemil Meriç gibi. İçimdeki şiir damarını büsbütün kurutmamak için denemenin dalına tutunuyorum. İçimdeki şairi deneme yazarak kandırmaya çalışıyorum. M.N.Y.: Denemeye sevdalanmış yeni yazarlara tavsiyeleriniz neler olabilir? ÇOLAK: Ustaları okuyor ve kıskanıyorum. Bunun daha iyi yazmak için iyi bir ateşleyici olduğuna inanıyorum. Ve gariptir yazdıklarımı yaşıyorum. Yani hep kendimi yazıyorum. Başkalarını yazarken bile. Kelimelerle ve cümlelerle muaşakayı önemsiyorum. Çoğu zaman kendimi bu aşkın akışına bırakıverdiğim oluyor. Temeli aşk olan her şeyin güzel olduğuna ve olacağına inanıyorum.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT