BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > İnsan bu dünya için yaratılmadı!

İnsan bu dünya için yaratılmadı!

İnsan, bu dünyada kalmak için yaratılmadı. Dünyada iş yapmak, çalışmak için yaratıldık. Çalışmalıyız! Çalışıp, kazanıp da ölen bir kimse için korkacak birşey yoktur. Hattâ böyle ölmek, bir devlet ele geçirmektir...



Basîret sâhipleri için cenâze, ölü bir ibret levhasıdır. Cenâzelerde hatırlatmak ve gaflette olanları uyarmak vardır. Ne yazık ki, gaflettekiler dâima başkalarının cenâzelerini göreceklerini ve kendilerinin ölmeyecekmiş gibi kalacaklarını sanarak gafletleri artar. Kendilerinin de tabuta girip taşınacaklarını hesâba katmazlar. Bunu düşünseler de, çok daha sonra olacağını sanırlar. Tabutlarda taşınan dostlarının da, hayatta iken aynı görüş ve düşüncede olduklarını hesâba katmazlar. Halbuki onların bu zanları boşa çıktı. Bir tabutun geçtiğini gören kimseye yaraşan, tabut içerisinde kendisini farzetmesidir. Çünkü mutlak surette kendisi de oradan geçecektir. Ölümün her an geleceğini düşünmelidir. Sıhhatin, gençliğin ölüme mâni olmadıklarını düşünmelidir. “Ölümü çok hâtırlayınız!” Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki: (Ölümü çok hâtırlayınız. Onu hâtırlamak, insanı günâh işlemekten, kötülük yapmaktan korur ve âhirete zararlı olan şeylerden sakınmaya sebep olur.) Hazret-i Ömer: - Yâ Kâ’ab, bize ölümü anlat! dedi. - Ölüm dikenli bir çalı gibidir. Âdemoğlunun içine girmiştir. O dikenlerin her biri, âdemoğlunun bir damarına uzanmıştır. Bu hâl içinde, güçlü biri, o dikenli ağacı tutup çekiyor. Kopan kopuyor, kalan kalıyor. Can vermek acısı, dünya acılarının hepsinden daha acıdır. Fakat, âhiret azâblarının hepsinden daha hafiftir. Mü’min, rûhunu teslim edeceği vakit, rahmet meleklerini, Cennet hûrilerini görüp, onların zevki ile yukarıda bildirilen can verme acısını duymaz. Rûhu tereyağından kıl çeker gibi, kolay çıkar. Ni’metlere kavuşur. Her Müslümanın, ölüme hazırlanması lâzımdır. Bunun için de, tövbe etmeli, kul hakkı altında kalmamaya dikkat etmelidir. Kimseye kötülük yapmamalı, herkesi tatlı dil ve güler yüz ile karşılamalı, kalb kırmamalı, kimse ile münakaşa etmemelidir. Allahü teâlânın haklarını da ödemek lâzımdır. Bu hakların en mühimi, İslâmın beş şartını yerine getirmektir. Namaz kılmayan bir kimse, Müslümanların haklarını da vermemiş oluyor. Çünkü, her namazda oturunca (... Ve alâ ibâdillâhissâlihîn) diyerek mü’minlere duâ etmek vazîfemizdir. Namaz kılmayanlar, mü’minleri bu duâdan mahrûm bırakıyor. Hakları olan bu duâyı yapmıyor. İnsan, bu dünyada kalmak için yaratılmadı. Dünyada iş yapmak, çalışmak için yaratıldık. Çalışmalıyız! Çalışıp da kazanıp da ölen bir kimse için korkacak birşey yoktur. Hattâ böyle ölmek, bir devlet ele geçirmektir. Ölmek, felâket değildir. Öldükten sonra başına gelecekleri bilmemek felâkettir. Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki: (Allahü teâlânın hidâyet ettiğine vâiz olarak, ölüm kâfidir.) (Ey ümmetim, emeliniz kısa olsun, ölümü çok hâtırlayınız!) İmâm-ı Gazâlî hazretleri buyurdu ki: “Ölüm büyük bir iştir, büyük bir tehlikedir. İnsanlar bunu bilmiyorlar. Hâtırlasalar da kalblerine fazla tesir etmiyor. Çünkü kalbleri dünya meşgalesine öyle dalmıştır ki, kalblerinde başka bir şeye yer kalmamıştır. Bundan kurtuluş çâresi, bazen bir yere çekilmek ve bir saat kadar kalbini dünya meşgalelerinden uzak tutmaktır. Nitekim ıssız sahralarda dolaşan bir kimse, başkalarından kendisine bir yardım geleceğini düşünmez, başının çâresine bakar, önceden tedbir alır. İşte tenha bir yerde oturup kendi kendine demelidir ki: Ölüm yaklaştı, belki bugün gelir. Eğer sana bilmediğin karanlık bir mağaraya gir deseler, ‘İçerisinde kuyu var mı? Yoksa zehirli veya yırtıcı hayvana rastlar mıyım veya ne var, ne yok bilmiyorum’ diyerek, dizlerinin bağı çözülür. Ölümden sonraki işin, mezardaki korkulu hâlinin bundan aşağı olmadığı, gün gibi meydandadır. Bunu düşünmemek ne biçim bir cesarettir. Bunun en güzel çâresi, ölen arkadaşlarına bakmak, onları düşünmektir... Mezardaki hâllerini düşün! Onları hâtırlayıp dünyada her birinin mevkisini, zenginliğini, işlerini, sıkıntılarını, neş’elerini, dünyada neye kavuştuklarını, ölümü nasıl unuttuklarını ve beklemedikleri bir zamanda, âhiret için ellerinde azık yokken, ölümün ansızın gelip onları götürdüğünü düşün! Şimdi mezardaki hâllerinin nasıl olduğunu, âzâlarının birbirinden nasıl ayrıldığını, etlerini, derilerini, gözlerini ve dillerini böceklerin, kurtların nasıl yediğini, onlar bu halde iken vârislerinin mallarını taksim edip rahat rahat nasıl yediğini göz önüne getir!..” İnsan, bu ve bunun gibi sözleri zaman zaman kendi kendine söylemelidir. Belki böylece kalbi ölüme karşı uyanık olur. Çünkü gafletle hâtırlamak kalbe tesir etmez...
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT