BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Terzi ve ütüsü

Terzi ve ütüsü

Bildiklerini, başkalarıyla paylaşmayan insanlarla, bilmediklerini bilenlere sormayanlar arasında pek fark yoktur... İkisi de, bencildir...



Bildiklerini, başkalarıyla paylaşmayan insanlarla, bilmediklerini bilenlere sormayanlar arasında pek fark yoktur... İkisi de, bencildir... İkisi de, ufuklarını genişletmemek için ter dökmezler... Sadece, kendilerine yaşamayı marifet sayan bu gibilerin, hayattaki başarıları, ya şansa, ya da birilerinin çok özel desteğine mahkûmdur... Bu yüzden, onlar ya sevilmez, ya da, saygı duyulmaz insanlar olarak, sadece aramızda kalırlar... *** Bu ülkede Fatih Terim’i beğenenler kadar, beğenmeyenler de çoktur... Terim’in teknik direktörlük kariyerine uzaktan sallamak, aslında, eşyanın tabiatına ters bir şeydir... Onun UEFA Kupası’nı Türkiye’ye getiren bir hoca olarak anılması dışında, G.Saray’a ve Türk futboluna kazandırdıkları, altınla dahi tartılamaz... Terim’in gerek disiplin, gerekse futbol mantalitesi, kimselerde olmayan yüksek bir seviyededir... Bu yüzdendir ki; kimin başı sıkışsa, hangi takım darda kalsa, mutlaka Terim ismi gündeme gelir... Terim, öyle ucuz satın alınacak, öyle kolay aileye katılacak bir insan değildir... Önce onu anlamak, sonra da yapacaklarına inanmak gerekir... *** Ersun Yanal’dan aldığı milli takım hocalığı, ne yazık ki, Terim için şanslı bir başlangıcı getirecek nemalara sahip değildi... Çünkü, futbolumuzun öne çıkmış bütün isimleri, neredeyse sakatlanmış, bir kısmı da formsuzluk kıskacına sıkışmıştı... Gökdeniz gibi bir yıldızımızın da, adının bazı istenmeyen olaylara karışması, bir anlamda Fatih Tekke’yi partnersiz bırakmak anlamını taşıyordu... İşte bu şartlarda Terim, hiç kimsenin cesaret edemeyeceği radikal kararlar alarak, herkesi şaşırttı... Unutulan Alpay’ı ay-yıldızlı forma için davet etti... Çünkü o, Terim’in vazgeçilmezleri sırasında ilk başta düşündüğü isimdi... Alpay; çıktı aslanlar gibi oynadı iki maç... İnanmanın ve güvenmenin dayanışmasından, bir kere daha Türkiye kazandı... *** Emre’nin Yıldıray’ın, Nihat’ın sakatlık belasına yakalanması sonucu, Terim, milli takımın orta alanına F.Bahçe’nin yedek bıraktığı Selçuk’u çağırdı... Ama herkeste bir burun kıvırma ve homurdanmaların bulutu kapladı ortalığı... Son iki maçta gördük Selçuk’u... Takımımızın en iyisi, en çalışkanıydı... Ve bu başarı, ona tekrar F.Bahçe formasını kapmayı sağladı... Milli takımımız kazanırken, F.Bahçe de yeni çalışkan yıldızına kavuştu... İşte bu, bir teknik direktörün, derin düşünceler ve araştırmalar sonunda ortaya çıkardığı cevher gibi, bir kazançtır... *** Bir de bakın Beşiktaş’a... Alınıp da kazanılan tek futbolcu yok... Rıza Çalımbay, sadece Anadolu’nun vasat takımlarında oynayabilecek kapasitedeki isimleri, Beşiktaş’a transfer ederken, kendisinden başka, kimseyi güçlü bir Beşiktaş’a inandıramamıştı baştan beri... Koray, iyi futbolcu, tamam... Ama Koray, Beşiktaş’ın hangi maçında yıldızlaştı? F.Bahçe’den yenen iki golde de onun kademe hatası var... Son Ankaraspor maçında yine Koray’ın yenilen gollerde imzası bulunuyor... Adem, Kürşat, Ali Tandoğan, Güven ve Youla Beşiktaş’a ne fayda sağladı? *** Bir tarafta, yedek ve unutulmuş futbolcularla, Milli Takım’ı Almanya’daki finallere götürmeye çalışan, Danimarka ve Ukrayna gibi devlerle boğuşan Terim; diğer yanda “yıldız aldım” diye hem kendini, hem yönetimi avutan, siyah beyazlı camiayı sıkıntıya boğan Rıza Çalımbay... Birisinde yenilik ve ileri görüş, diğerinde, kendisinden başka kimsenin inanmadığı bir hedefe yanlış adamlarla koşuş... Sen, transfer edilenlerin, birisi, ikisi, üçü ile değil, hemen hemen alınan tüm futbolcularla Beşiktaş’a “fiyasko ve hayal kırıklığı” yüklersen ve inatla “Şanssızdık, rakip takımın kalecileri, bizim maçlarda yıldızlaşıyor” gibi bahanelerin arkasına sığınırsan, işte o zaman adama sorarlar: “Senin hiç mi suçun yok kardeşim?” Hani “Terzinin dikişi kötü, ayıbını örter ütü” misali, yönetimi her seferinde “Arkasındayız” demeye mecbur etmek, Beşiktaş’ın kara talihi olmamalı hiç bir zaman... Bir yerde ümidin kalacağına, emeğin kalsın ki; hep aranılan kişi olasın... NOT: Gün oldu, şairlere özendim, şiir yazdım... (Şiir deyip geçmeyin; ne sırlar var içinde !) Gün oldu, boş-avare kaldırımlarda gezdim... (Gün deyip geçmeyin; asırlar var içinde !) Cevdet SÖZTUTAN “ Sessiz hikaye - Bir deste nükte - Gül, kül oldu Bağdat’ta “ kitaplarını bize yadigâr bırakan “Sessiz insan” Cevdet Söztutan, aramızdan sessizce ayrılıverdi... Mekânı cennet olsun...
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT