BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > 3 Ekim için engel kalmadı

3 Ekim için engel kalmadı

AB Daimi Temsilciler Komitesi (COREPER)’in Türkiye’nin Kıbrıs Deklarasyonuna karşı yayınlanacak olan deklarasyon üzerinde anlaşması ile Türkiye’nin 3 Ekim’de müzakerelere başlaması için önü açılmış bulunmaktadır. Nitekim, ‘3 Ekim için engel kalmadı’ ifadesini kullanan BBC de, AB ülkelerinin üzerinde uzlaştığı deklarasyon ile Türkiye’nin Kıbrıs-Rum Kesimini, 10 yıl kadar sürmesi beklenen müzakerelerin herhangi bir aşamasında tanıyabileceğini yayınlarında belirtmiş bulunmaktadır.



AB Daimi Temsilciler Komitesi (COREPER)’in Türkiye’nin Kıbrıs Deklarasyonuna karşı yayınlanacak olan deklarasyon üzerinde anlaşması ile Türkiye’nin 3 Ekim’de müzakerelere başlaması için önü açılmış bulunmaktadır. Nitekim, ‘3 Ekim için engel kalmadı’ ifadesini kullanan BBC de, AB ülkelerinin üzerinde uzlaştığı deklarasyon ile Türkiye’nin Kıbrıs-Rum Kesimini, 10 yıl kadar sürmesi beklenen müzakerelerin herhangi bir aşamasında tanıyabileceğini yayınlarında belirtmiş bulunmaktadır. Gerçekten, Türkiye’nin AB yolu temizlenmiş görünmektedir. Bu sonuca ulaşılmasında dönem başkanı İngiltere’nin ve Başbakan Tony Blair’in destek ve çabaları inkâr edilemez. Böylece, Birinci Dünya Savaşı sonunda Türkiye düşmanlığının öncüsü olan İngiltere’nin bu defa kendisini affettirdiğini ve aynı zamanda ‘Milletlerarası İlişkiler’in ünlü ilkesi olan ‘Ebedi dostluklar ve ebedi düşmanlıklar yoktur. Edebi olan, ulusal çıkarlardır’ gerçeğini teyid ettiğini söylemek mümkündür. Bu davranışı ile İngiltere, 17 Aralık 2004’teki AB’nin Türkiye ile 3 Ekim 2005’te müzakerelere başlama kararına, Türkiye’nin bütün yükümlülükleri yerine getirmesi olgusu karşısında desteklerken, hem deneyimli bir devlet olarak, Türkiye’nin bazı AB üyelerinin durmadan çıkardığı engellemeler karşısında sabrının tükendiğini teşhis etmiş hem de AB’nin en büyük ve önemli bir ülkesine AB kapılarını açmıştır. Zira 11 Eylül 2001 El-Kaide saldırısından sonra, Türkiye’nin AB’ye alınması sadece büyük ve stratejik önemi olan bir ülkeye yardım etmek ve onu modernleştirmek arzusuna dayanmaz. AB yönünden Türkiye’nin önemi hem demokratik hem de laik ve nüfusu Müslüman olan bir ülkenin Batı dünyası bakımından öneminin kavranması anlamına da gelmektedir. Esasen bu konuda 17 Aralık 2004 gününde görüş birliği içinde olan Fransa ile Hollanda, AB Anayasasının, referandumlarda reddedilmesinin paniğine kapılarak rota değiştirirken 18 Eylül 2005 seçimlerinin galibi olacağına inanan Angela Merkel arkasına Avusturya’yı takarak Türkiye’ye ‘Tam Üyelik’ yerine ‘İmtiyazlı Ortaklık’ teklif etmeye kalkışmış ve fakat Alman seçimlerinin sonuçları karşısında bu konuda etkisiz kalmıştır. AB’nin anlaması gereken gerçek şudur: Türkiye’nin AB üyeliğinin engellenmesi AB’nin temel sorunlarının çözümünde bir çare değildir. Türkiye, AB’ye kabul edilmiş olsun veya olmasın, AB’nin bütçesini artan masraflara göre ayarlaması ve ekonomisini, serbest dolaşım hakkı verilmeyen Türk işçilerine göre değil, kendi işsizlerine yeni istihdam açacak yönde kuvvetlendirmesi zorunluluğu vardır. NOT: AB’nin ‘Müzakere Çerçeve Belge’sine son dakikada Türkiye için imtiyazlı ortaklık, Ermeni soykırımının ve Güney Kıbrıs’ın tanınması gibi ifadelerin sokuşturulmasını önleyememesi halinde, Türkiye’nin bu emrivakileri kabul edemeyeceğini ve AB’yi tarihi sorumluluğu ile baş başa bırakabileceğinin iyice bilinmesi gerekir. İ.G
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT