BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Onu hiç göremeyeceklerdi...

Onu hiç göremeyeceklerdi...

Tarık konuşurken sesi titriyor, gözlerinin altı büzüşüyordu. Hâlâ bir ümit vardı içinde...



Tarık konuşurken sesi titriyor, gözlerinin altı büzüşüyordu. Hâlâ bir ümit vardı içinde. Sanki kapalı kapılardan biri açılıverecekmişçesine dalgın ve dolgun gözleriyle kapılara bakıyordu. Sanki bir kapı açılacak, oradan çıkan kız kardeşi Sibel boynuna atılacaktı. ‘Hoş geldin abiciğim! Seni çok özledim!’ diyecekti. Nefesi durmuş bir şekilde ümitle, heyecanla bekledi. Sibel’in ölümüne kendini bir türlü inandıramıyordu. Gözlerini kapadı, Sibel’i gördü; açtı, karşısında gene gülümseyen Sibel’i buldu. Yüreği şiddetle sancıyor, gözlerinden çenesine doğru iki ıslak yol uzuyordu. Ölüm elbette kaçınılmayan bir olaydı. Günü gelen her canlının öleceği kesindi, mutlaktı. Zengin, yoksul, yaşlı, genç, şöhretli, unvanlı, güçlü diye de bir ayırım yapmazdı ölüm. Yeri ve zamanı belli olmazdı. Ama böylesi bir ölüm... “Enişten de akşama gelir” dedi ablası. “Babam bana haber verdikten sonra, Orduevi’ne gitmişti. Sanki az önce hıçkıran ablası değildi. Gözleri, yağmurdan sonra ışıldayan berrak gökyüzü gibiydi. Oysaki ablası Fatma, kız kardeşinin yasını hafızasından yavaş yavaş silmekteydi. Aslında onun sevgisini, kişiliğini ve anılarını hiçbir zaman yüreklerinden silemezlerdi. Silmek istedikleri tek şey: Zavallı Sibel’in kötü akıbetiydi. Ama erkek kardeşi Tarık’ı görünce; hem sevinç, hem de Sibel’in yokluğunu daha çok hissetmişti. Tarık’ın ani gelişiyle birlikte yaraları tazelenmişti. Sanki Sibel, çok uzun bir yolculuktan geri dönmüş gibiydi... * * * Ertesi sabahı nasıl ettiğini bilemeyen Tarık, salondaki divanın üstünde sırtüstü yatıyordu. Elinin biri başının altında, diğerinde külü uzamış bir sigara ve açık gözleri tavana dikiliydi. Baktığı her yerde, kız kardeşi Sibel’i görüyordu. Zaten başka bir şey düşünecek durumda değildi. Canından çok sevdiği ve adeta birbirlerine arkadaş oldukları kız kardeşi, daha yaşamanın ne olduğunu anlamadan göçüp gitmişti bu dünyadan. Otobüsle Konya’dan ayrılırkenki Sibel’in son hareketi bir türlü gözünün önünden gitmiyordu. Artık bir daha onu hiç göremeyecekti. Sibel adında bir kız kardeşi hiç olmayacaktı. Ne kadar acıydı bu gerçekleri düşünmek! Ablası ve annesi gözyaşlarını tutamazlarken, en dirençli babasının davrandığını görmüştü. O da durmadan sigara üstüne sigara yenilemiş ve “Yaah!..” diye içini çekip durmuştu. Eniştesi de bu tür olaylarda, halkın ille de bir tarafa bulaştırılmak istendiğine dikkat çekmişti. Ya sağ ya sol!.. Bunun dışında hiçbir alternatif yol tanınmıyordu. İki tarafa da yanaşmayanlar korkaklıkla suçlanıyordu. Yürekleri yaralı babası ve annesi de kendilerinden pay biçerek ,”Biz neyiz?” demişlerdi. “Yaygara yapmanın, kavga-gürültü çıkararak huzur bozmanın âlemi ne? Eğer bir tarafı destekliyorsak, seçimlerde oy vererek varlığımızı ortaya koyarız. Her şeyden önce insanız. Elhamdülillah Müslümanız ve de Türküz... Ama her millete, her dine, her düşünceye saygılıyız. Anarşi ve huzursuzluk, işte bu saygının bittiği yerde başlıyor. Biz cahiliz ama, mürekkep yalamış koca kafalılar gibi birbirimize düşman olacak kadar cahil değiliz. Olan, onlara aldanan gençliğimize oluyor...” Akşam geç saatlere dek oturmuşlardı. Sibel’den, onun ölmeyecek anılarından, insanlara huzursuzluk veren ortamdan konuşmuşlar ve bu olayların nasıl önlenmesi gerektiği yolunda fikir yürütmüşlerdi. Onlara göre, Allah’a inanan ve onun buyruklarına uyan kimse huzursuzluk üretemezdi. Tüm bu şaşkın ortam, başıbozukluktan kaynaklanıyordu. Akşam konuşulanları ve aralıksız Sibel’i düşünen Tarık’ın kulaklarına, düş dünyasının arasında kanarya sesi çalındı. Bu güzel ötüşlü kanarya kapının zil sesiydi. Kapıyı açan annesiyle konuşan da tanıdık bir sesti. Kenan’ın sesini tanımıştı. Tarık’ın annesinin elini öperek içeri giren Kenan’ın yanında Ela da vardı. Tarık, onların yanına geldiklerini farkettiği halde, istifini hiç bozmadan aynı şekilde yatmasını sürdürüyordu. Parmaklarının arasındaki sigarasını çoktan unutmuştu bile. Sigarası sönmüş, uzayan küller üstüne dökülmüştü. Kenan yaklaşıp: - Merhaba Tarık! dedi. Hâlâ yatıyor musun? Tarık, arkadaşını duymamışçasına cevap vermedi. Daha sonra Kenan da başını önüne eğerek bekledi: - Başınız sağ olsun! - Dostlar sağ olsun dedi Tarık’ın annesi Nazmiye kadın: Sizler sağ olun; vatanımın cümle çocukları sağ olsun yavrularım! DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT