BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Kız Kurusu

Kız Kurusu

Pemboş Production sunar; “Az sonra okuyacaklarınız tamamen hayal ürünüdür. Yazıdaki karakter ve olayların, henüz evlenmemiş hanımefendilerle, akıllı uslu kısmetini bekleyenlerle, gerçek ve tüzel kişilerle bir de yazarın şahsıyla hiçbir alakası yoktur. Yazı sırasında yardımlarından dolayı Çatkapı Belediyesi’ne, The Laylon Bulaşık Leğenleri’ne ve Garnizon Komutanlığı’na teşekkür edemiyoruz çünkü alaka bile yok...



Pemboş Production sunar; “Az sonra okuyacaklarınız tamamen hayal ürünüdür. Yazıdaki karakter ve olayların, henüz evlenmemiş hanımefendilerle, akıllı uslu kısmetini bekleyenlerle, gerçek ve tüzel kişilerle bir de yazarın şahsıyla hiçbir alakası yoktur. Yazı sırasında yardımlarından dolayı Çatkapı Belediyesi’ne, The Laylon Bulaşık Leğenleri’ne ve Garnizon Komutanlığı’na teşekkür edemiyoruz çünkü alaka bile yok... Saygıyla.” Dünya başına yıkılmıştı. “Kız Kurusu’sunuz” dedi doktor metanetli olmaya çalışarak. Başını hüzünle iteleyerek caddenin karşısındaki aktar vitrini işaret etti: “Orada dedi. Sizden önceki hastayı kurtaramadık maalesef...” Esas kız, tozlu baharatçı rafına baktığında, tam da Sinameki’nin yanında, tutkalı sararmış etiketinde “Kız Kurusu” yazan kavanozu gördü... Dudaklarını ısırdı acıyla. Ayşecik filmlerindeki gibi elini yumruk yapıp “Hayır, haaayırrr” diyerek ısırdı. Koştu, koştu... İl halk kütüphanesine girdi. Ansiklopediyi kaptı. Ka, Ke, Kı, Kız, hah buldu; Kız Kurusu... Kız Kurusu: İng: The Kalık Lady, İt: Al Dente Bayatte, Alm: Das Muşmula Net bir tanımı olmayan, hatta Türk Ceza Kanunu’nda da yer almayan “belirli yaşa” kadar evlenmemiş bayanın mental yan etkiler eşliğinde yaşadığı kısır döngü rahatsızlığı. Zihinsel bir süreç olmakla beraber hastalığın seyri yavaştır. 16 yaşlarında konan erken tanıyla birlikte, 30’lu yaşlara doğru inceden inceden hissedilen belirtileri bazen de 40’lı yaşlarda hiç tınmayanları vardır. Ancak literatürde aşırı dozda kız kuruluğundan ölüm vakasına rastlanmamıştır. Genellikle armudun sapı ve üzümün çöpü sebebiyle gelişir ve hastalığın kuluçka evresine ‘gelmeyecek ne doktorlar ne mühendisler’ sanrıları eşlik eder. Avcı: Evde kalma değil piyangoyu tutturamama paranoyası baş göstermiştir. Kalantor koca bulmaya programlanan bellek, sık sık hata verir. Avda ve savaşta her yol mubahtır der. Özgür kadınım ben naraları atsalar da bir kutu madlen yaptırıp gelecek avı çiğ çiğ yerler. Seviyeli birliktelik insanıdır bunlar. Sevi yeli ters estiğindeyse kapı önüne konulurlar. Düzelmez... Elektrik şarteli: Nöbetler halinde gelen “Ay kız anne ne hoş çocuk di meee?” sorusu İbni Sina’dan bu yana tıbbın çare bulamadığı bir reflekstir. İkide bir ondan bundan elektrik alma gibi tanısal bozukluklar mevcuttur. Kafada sivilce çıkınca beyin tümöründen şüphelenmek benzeri vehimlere sahiptir. “Belli mi olur belki bana da gönlü düşer “ zihniyeti bilinçte bulanıklık yapar; zincirleme ilişki kazalarında sekizde sekiz suçludur. “Önüme kedi çıktıydı” der, ha bir de iyi niyetinden kaybeder. Plaza çiçeği: İki zincir çekip oda takımı örenlere laf ededurup, ofis ortamında forward mailler zinciri kurarak oda takımı örme çabasındadırlar. Çetteki nick’lerden gizlice fal tutup, “Yok yaa... Evlilik bana göre diil sanırsam, ben şimdi terfiime odaklandım” derler. Israr ediyorum açın bakın, çeyizlerinde beton çivisi bile mevcuttur! Büyüyünce Bezdirgen olur... Bezdirgenler: Bunlar insanın ömrünü yer. Gazete sütunlarında “... dul bir beyle ileriye yönelik yazışmak istiyorum” kapanışlı ilanlar yittiğinden bu yana ne yapacaklarını şaşırmış ve kendileri de kafa kağıtları da sararıp solmuş bünyelerdir... Hele de müdür, şef vb. etkin bir konumdalarsa Çin işkencelerine parmak ısırttırıp ‘Sigorta prim günleri dolsa da kurtulsak’ dedirtir, eğitmense alfabeden soğuturlar... Salon beyefendisi hizasında başlayan beklenti çıtası gittikçe irtifa kaybetmiş, yere düşmüştür. Sert bir şuuuut! Ve çıta dağlarda. Çıta dağlarda sayın seyirciler! Ağlamak istiyorum... Dağ nerde? Dağ yandı bitti kül oldu cicim... “Ev kızı” ile ‘kız kurusu’nu eşanlamlı algılayan tüm zihinlere armağan olsun... > Ninem diyor ki: Akılsız başa devlet konmaz, konsa bile çok durmaz. > Profesör Mualla: Dünya, sonsuzluk içinde küçük bir parantezdir. Halime Gürbüz ------------- > Ramazan’da beslenme Bu ayda oruç tutan bireyler, diğer zamanlarda olduğu gibi sağlıklı, yeterli ve dengeli beslenmeye özen göstermelidirler. Genelde 3-4 öğünde tüketilen besinler, beslenme düzeninin tamamen değiştiği bu dönemde 2 öğüne sıkıştırılmaktadır. Özellikle tatlı, hamur işleri, şarküteri ürünleri gibi karbonhidrat ve yağ içeriği yüksek besinlerin tüketiminde artış olmakta, buna karşılık su, sebze ve meyve tüketimi azalmaktadır. Halbuki bu dönemde günlük almamız gereken enerji, protein, vitamin ve mineral oranları değişmemektedir. Oruç ile zayıflanmaz! Kilo problemi olan bazı bireyler ramazan ayını zayıflamak için fırsat olarak görmekte ve yalnızca iftarda bir şeyler tüketmektedir. Böyle bir beslenme şekli sonrası birey kilo vermek yerine kilo bile alabilir. Bu durum hem fazla hem de hızlı yemek yenilmesine yol açmaktadır. Ayrıca bazal metabolizma hızının yavaşlaması, iftar ve sahur vakitlerinin günün daha az hareket edilen zamanlarına denk gelmesi ve kan şekeri düşüşüne bağlı olarak tatlılara karşı isteğin artması genellikle kişilerin bu dönemde ağırlıklarının artışına neden olmaktadır. Hareket dengenizi koruyun Üzerinde durulması gereken bir diğer önemli husus ise; fiziksel aktivitenin bu süreç içerisinde azalmasıdır. Özellikle çalışmayan bireyler günlük enerji harcamalarını azaltmak adına geç saatlere kadar uyumaktadır. Her türlü aktiviteden kaçınmak, oruç tutarken fazla acıkmadan rahat bir gün geçirmeyi sağlar. Buna karşılık metabolizma daha da yavaşlar. Eğer ki kilo almadan bu riskli dönem aşılmak isteniyorsa mutlaka günlük aktivite arttırılmalıdır. ? Mutlaka sahura kalkın Ramazanda gün boyu aç kalınacağı için yatmadan aşırı yemek yerine, sahura kalmak çok daha sağlıklı olacaktır. Sahura kalkılmaz ise yaklaşık 12 saat olan açlık süresi ortalama 18 saate çıkmaktadır. Bu durumda kan şekeri günün daha erken saatlerinde düşmekte ve kişinin veriminin azalmasına yol açmaktadır. İftar ve sahurda bunlara dikkat! * Sık sık ve azar azar beslenilmelidir (sahur, iftar ve 2 ara öğün şeklinde). * Besinler çok iyi çiğnenmeli, yavaş yenilmelidir. * Mutlaka sahura kalkılmalı ve yemek yemek yerine hafif bir kahvaltı tercih edilmelidir. * Uzun bir açlık sonrası, iftara mümkünse 1 kase çorba ile başlayarak 5-10 dakika kadar yemeğe ara verilmeli, ardından ana yemeklere devam edilmelidir. * İftar ile sahur arasında belirli aralıklarla su ve diğer içeceklerden yeterince içilmelidir. * Daha hafif ve sağlıklı olması için yiyecekler kızartma ve kavurma yerine; haşlama, ızgara yapma, buğulama veya fırında pişirme yöntemleri ile hazırlanmalıdır. * Oluşabilecek kabızlığı önlemek için, lif oranı yüksek gıdalar (kuru baklagiller, kepekli tahıllar, sebze ve meyveler) tercih edilmelidir. * Lokma, tulumba, baklava gibi ağır tatlılar yerine; sütlü, meyveli tatlılar tercih edilmelidir. Hatta bu tatlıların yapımında -enerji alımını azaltmak adına- yapay tatlandırıcılar tercih edilebilir. > Reflü problemi Ramazan ayında en sık karşılaşılan problemlerden ikisi, mide asidinin yemek borusuna kaçması olarak tanımlanan reflü ve kabızlık. Reflü’yü önlemek için kahve, kakao, çikolata gibi aşırı kafein alımından kaçınmalı, yemeği yer yemez yatmamalı, yağlı yiyecekler yememeli. Bunun dışında kabızlık problemi çekenler, posalı besinleri daha fazla tüketmeli. Bunun için meyve ve sebze tüketimlerinin artırılması, tam buğday veya çavdar ekmeği tüketilmeli, su tüketimi artırılmalı.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT