BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > “Söğüt Alayı” ve Abdülhamid Han

“Söğüt Alayı” ve Abdülhamid Han

Sarayda üslenmiş olan ve tamamı Karakeçililerden meydana gelen muhafız bölüğüne ‘Söğüt Alayı’ deniyordu. Bu askerler Söğüt, Bilecik ve Eskişehir havalisindeki eski Türk kabilelerinden olan ve cesaretleri ile tanınan yiğitlerdi...



İkinci Abdülhamid Han, şahsi güvenliğine aşırı derecede dikkat eden bir padişahtı. Bu yüzden sıradan muhafızlara da güvenmemiş ve güvenliğini kendi kurduğu özel bir bölüğün sağlamasını istemişti... Yıldız Sarayı’nda üslenmiş olan bölükteki askerler Söğüt, Bilecik ve Eskişehir havalisine yerleşmiş eski Türk kabilelerinden olan ve mertlikleri, cesaretleri ve dürüstlükleriyle tanınan ‘Karakeçili’ aşiretinin mensuplarıydılar. İkinci Abdülhamid Han, Karakeçililere son derece güveniyor ve her gece yatak odasının kapısında bile Karakeçili aşiretinden bir muhafız tutuyordu. Yeni muhafız alınacaktı!.. Sarayda üslenmiş olan ve tamamı Karakeçili aşireti mensuplarından meydana gelen süvari bölüğünün adı ‘Söğüt Alayı’ idi. 1899 yılında, alaya 30 yeni muhafız alınması gerekti. Abdülhamid Han, asker seçimini yapacak olan sarayın Baştüfekçisi Tahir Paşa’ya verdiği talimatta, yeni muhafızların taşımaları gereken özellikleri şöyle sıralamıştı: Muhafızlar, Osmanlı Devleti’nin kurucusu Osman Gazi’nin babası Ertuğrul Gazi ile Söğüt’e gelmiş ailelere mensup, yakışıklı ve uzun boylu olmalıydılar. Ata çok iyi binmeleri gereken bu askerler, orduda görev yapanlardan yahut ihtiyat sınıfına ayrılmış olanlardan seçilebilirdi. 1897 Osmanlı-Yunan savaşına katılanlar, özellikle tercih edilecekti. Askerlerin arasında, ileride subaylığa yükselebilecek kabiliyete sahip olanların bulunması da gerekiyordu. Seçilecek bu 30 askerin iyi ahlâk taşımaları ve beş vakit namaz kılmaları şarttı... İkinci Abdülhamid’in seneler boyu Başkatipliğini yapmış olan Tahsin Paşa, hükümdarın Söğütlü askerlerden ‘Benim öz hemşehrilerim’ diye bahsettiğini yazıyor, Söğüt Alayı’nın mensuplarını hatıralarında şöyle anlatıyordu: “Hiçbiri ihanet etmedi” “Yıldız Sarayı’nda yaşamış olanların her çeşidini, ahlâki davranışların her rengini, iyilik ve kötülüklerin her derecesini görmüş bir insan sıfatıyla şunu söylemeyi kendime vicdan borcu bilirim ki; damarlarında Türk neslinin temiz ve mübarek kanı dolaşan Karakeçili bölüğünden hiçbir fert, hiçbir şekil ve surette ne şahsen, ne de birisine aracı olarak fenalık etmemiş ve fenalığa alet olmamıştır. Bunlar Yıldız Sarayı’na bir kaya gibi girdiler, dönüş zamanı geldiğinde yine bir kaya gibi tertemiz ve lekesiz çıktılar. Allah kendilerinden razı olsun!”
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT