BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Veren aziz, isteyen zelil olur

Veren aziz, isteyen zelil olur

Fedakarlık etmek, vermek demektir. Haklı olduğu halde, ‘sen haklısın’ demek, vermektir. İnsanlara güler yüzle muamele etmek, vermektir. Yük çekmek, vermek demektir... Bunun için veren aziz olur. Alan ise, zelil olur...



Dinimizde vermek kıymetlidir, muteberdir. Zira bir şey istemek zillet, bir şey vermek ise izzettir. Allahü teala dünyaya zillet, ahirete izzet vermiştir. Kuldan isteyen zelil, Allahü tealadan isteyen ise aziz olur. Hadîs-i şerîfte: (Veren el, alandan yüksektir) buyuruldu. Fedakarlık etmek, vermek demektir. Haklı olduğu halde, ‘sen haklısın’ demek, vermektir. İnsanlara güler yüzle muamele etmek, vermektir. Yük çekmek, vermek demektir... Bunun için veren aziz olur. Alan ise, zelil olur. Yükünü çektiren, sıkıntı veren, fedakarlıktan sakınan, haklı olmadığı halde haklıyım diyen, neticede zelil olur. Fedakarlıkta bulunan yani vermesini bilen, sevilir, sayılır, hürmet görür. Hep almaya çalışan ise, sevimsiz olur, horlanır, itibarsız olur. Abdullah-ı Ensârî hazretleri; “Sana iyilik eden kimsenin esiri olursun. Ona karşı boynun bükük olur. Kendisine iyilik ettiğin kimseye karşı ise, tam tersi olur. Onun için, dâima herkese iyilik etmeli, faydalı olmaya çalışmalıdır” buyurmaktadır. Şeyh Edebâlî hazretlerinin, Osman Gâzi’ye yaptığı meşhur vasiyette ise: “Sana itâat edenleri hoş tutasın! Askerine inâmı, ihsânı eksik etmeyesin ki, insan ihsânın kulcağızıdır” buyurulmaktadır. Dini kurtarmak için, dünyayı vermek lazımdır. Zira dünya malını kalbinden atan, Allahın sevgili kulu olur. İyi sebebe yapışan iyi netice alır. Üstünlük mal ile değildir!.. Para, dünyada iş görmek için yaratılmıştır, sevmek ve biriktirmek için değil. Zira paranın sevgisi yılan sevgisi gibidir. Mal kazanmakla, şeref kazanılmaz. İzzet ve şeref, Allahü tealaya kul olmakta, ilimde, edebde, ihlas ile amel etmektedir. İlim rütbesi, rütbelerin en üstünüdür. İnsanın şerefi de ilmi ve edebi ile belli olur. Allahü teala kime izzet vermişse, onu kimse zelil edemez. Kime zillet vermişse, onu da, kimse aziz edemez. Peygamber efendimiz; (Şan, şeref ve üstünlük, mal ile değil, ilim ve irfân ile ölçülür) buyurmuştur. Abdülhâlık Goncdüvânî hazretleri, sevenlerine ve oğluna hitaben; “Sana vasıyyet eylerim ey oğul ki, her hâlinde ilim, edeb ve takvâ üzere ol! İslâm âlimlerinin kitaplarını oku! Fıkıh ve hadîs öğren! Câhil tarîkatçılardan sakın! Şöhret yapma! Şöhrette âfet vardır. Arslandan kaçar gibi, câhillerden kaç! Bid’at sâhibi, sapıklar ile ve dünyâya düşkün olanlar ile arkadaşlık etme! Helâlden ye! Çok gülme! Herkese, şefkat ve merhamet et! Kimseyi hakîr görme! Kimse ile münâkaşa, mücâdele etme! Kimseden bir şey isteme! Mayan fıkıh ve evin mescid olsun!” buyurmaktadır. Her izzet ve her nimet, Allahü teâlâya, ihlâs ile itâat ve ibâdet etmektedir. Her kötülük ve sıkıntı da, günâh işlemekten hâsıl olur. Herkese derd ve belâ, günâh yolundan gelir. Râhat ve huzûr da, itâat yolundan gelmektedir. Allahü teâlânın âdeti böyledir. Bunu kimse, değiştiremez. Kim Allahü teâlâdan korkarsa, haram işlemezse, bütün mahlukat ona itaat eder. Onu aziz eder. Kim, Allahü teâlâdan korkmaz, haram işlerse, Allahü teâlâ onu zelil, rezil eder. Allahü teâlâdan korkup haram işlemezse aziz olur. Aksini yapan zelil ve rezil olur. Ebû Ali Rodbârî hazretleri; “Dünyâyı kazanmakta nefsler için zillet, âhireti kazanmakta ise nefsler için izzet vardır. Acaba niçin insanlar, bâkî olan âhireti istemekteki izzetin yerine, fânî olan dünyâyı isteyerek zilleti seçerler” buyurmaktadır. Yahyâ bin Muâz-ı Râzî hazretleri de; “İnsanı Allahü teâlâdan uzaklaştıran şeyleri aramakta, kişiler için zillet, âhireti aramakta ise izzet vardır. Yok olacak şeylerin peşlerinde koşarak zillete düşmek, ebedî olanı terk edip, kendisini izzete ulaştıracak şeyleri terk edene ne kadar çok şaşılır” buyurmaktadır. İstenecek kapıyı iyi bilmeli! Kulun elbette istekleri olacaktır. Fakat istenecek kapıyı iyi bilmeli ve ona göre istemelidir. Çünkü Allahü tealanın nimetleri, ihsânları Güneş’ten dahâ açık ve Ay’dan dahâ âşikârdır. Başkalarından gelen nimetleri de gönderen O’dur. Başkalarının ihsân etmesi, bir emânetçinin, birisine emânet vermesi gibidir. Allahü tealadan istemeyip, başkasından yani O’nun yarattıklarından bir şey istemek, fakîrden bir şey beklemek gibidir. İstenecek kapıdan, istenecek şeyi de iyi bilmelidir. Cenab-ı Hak’tan, rızasını, muhabbetini talep etmelidir. İstek nimetinin kıymetini bilip, bunun elden kaçmasına sebep olacak şeylerden sakınmalıdır. Bu nimetin elden çıkmamasına en çok yarayan şey, buna şükretmektir. Çünkü, sûre-i İbrâhîmin 7. âyetinde meâlen; (Ni’metlerime şükrederseniz, elbette artırırım) buyuruldu. Netice olarak insan, kendini, almaya değil vermeye alıştırmalıdır. Çünkü bir gün en çok sevdiğimiz şeyi yani canımızı vereceğiz. Bunun için vermeye alışan, kolay can verir denmiştir...
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT