BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Bir iftar hikâyesi

Bir iftar hikâyesi

Karadeniz insanı” kültürel zenginliğimize önemli katkılar yapan bir sosyal gruptur. Hareketli, canlı, samimi bir o kadar da agresif, hatta asabi olurlar malum. İlişkilerinizde dengeyi sağlayabilirsiniz muhteşem dostluklar geliştirebilirsiniz onlarla.



Karadeniz insanı” kültürel zenginliğimize önemli katkılar yapan bir sosyal gruptur. Hareketli, canlı, samimi bir o kadar da agresif, hatta asabi olurlar malum. İlişkilerinizde dengeyi sağlayabilirsiniz muhteşem dostluklar geliştirebilirsiniz onlarla. İşte sabrın meyvesi oluşan arkadaşlık çerçevesinde bir “Rize”li geçen hafta “Rizelilerin geleneksel iftarı”na davet etti heyecanla. İftara biraz geç kaldım. Sarıyer’de Boğaz’a nazır Rizeliler Vakfı’nın sosyal tesislerinin kapısında kalakaldım. Olacak ya cep telefonumu da “oruç kafayla” evde unutmuşum. Arkadaş da beni epey bekleyip içeri yemeğe geçmiş. Şöyle bir boy göstereyim dedim. Herkes oruç açmanın keyfinde, en son bahçede bir masaya iliştim ve görevlilere arkadaşımı bulmalarını ve geldiğimi haber vermelerini söyledim. İliştiğim masada genç bir arkadaş vardı. Arkasını muhteşem Boğaz manzarasına dönmüş, devamlı restoranın kapalı alanındaki belli bir noktaya bakıyordu. Birkaç lokma alıp tekrar içeriyi gözetlemeye devam ediyordu. Hatta bazen ayağa kalkıyor, sonra oturuyordu. Dayanamadım sordum: “Af edersiniz, içeride bir şey mi var, sizi böyle diken üzerinde iftar ettiren olay nedir?” “Efendim bizim patron içerde de” dedi. “Tam bana göre bir durum. İşte çalışanlarla patronların arasındaki gergin ve çatışmalı ilişkilerin güzel bir örneği. Şimdi çalışanlarına ‘köle’ muamelesi yapan bir yönetici tipini daha yakından analiz edebileceğim. Şu arkadaşa birkaç soru daha sorarsam iş tamamdır. Hem bir yazı konusu hem de seminerlere bir anekdot çıkacak” dedim ve yüklendim. “Çok mu asabi birisidir. Herhalde Karadenizli olmalı. Hatta belki de Lazdır sizin patron” dedim. “Böyle her saniye ‘Bir şey emreder mi?’, ‘Aman beni çağırır da görmezsem beni duman eder’ endişesiyle birkaç lokmanızı bile rahat yiyemediniz” Sofra arkadaşım bir rüyadan uyanır gibi irkildi bir an ve “Siz ne diyorsunuz beyefendi, bizim patron kesinlikle böyle biri değildir. Şimdi çok yaşlandı. Şu anda da bana emanat edildi. Kendisi bize yıllar boyu sevgi ve şefkatle muamele etmiş ve bizleri kanatlarının altında korumuştur. Şimdi bizler de ona bir bakıma borcumuzu ödemeye çalışıyoruz...” Bendeniz yine bir özür dileme faslından sonra “Patronunuz kimdir?” diye fısıltıyla sordum. “Ahmet Çavuşoğlu Beydir. Çavuşoğlu Boya Sanayii’nin korucusu ve babasıdır” dedi. Bu arada davet eden arkadaş beni buldu. Apar topar protokol masasına savrulduğumu hissetim. İş dünyamızın “muhteşem liderler” sayesinde bugünkü haline geldiği gerçeğini bir an unuttuğum için kızaran yüzümü “iftar sofrasında gayretli çalışmamdan olmuştur zanneder insanlar” diye düşünerek... Bu arada karalahana sarması ancak bu kadar güzel olabilirdi. Süleyman’a teşekkürler...
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT