BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > 3 Ekim tarihî bir dönüm noktasıdır

3 Ekim tarihî bir dönüm noktasıdır

“Çerçeve’den Yansımalar” programına katılan Prof. Dr. Eser Karakaş, Türkiye’nin, müzakere süreci ile birlikte parlak bir döneme adım attığını, kavga ve belirsizlik gibi olumsuzlukların artık geride kalması gerektiğini söyledi.



İSTANBUL - Prof. Dr. Eser Karakaş, 3 Ekim tarihinin, 46 yıldır süren bir belirsizliğin, ülkemiz için belirginlik kazandığı bir tarih; müzakere sürecinin ise ülkenin çehresini değiştirecek bir dönüm noktası olduğunu söyledi. Genel Yayın Müdürümüz Fuat Bol ve yazarımız İsmail Kapan’ın ortaklaşa hazırladığı “Çerçeve’den Yansımalar”ın bu haftaki konuğu Bahçeşehir Üniversitesi Akademik İşlerden Sorumlu Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Eser Karakaş idi. TGRT HABER TV’de yayınlanan programda, AB ile müzakere sürecinin ülkemize getirdiği sorumluluklar ve faydalar ele alındı. Ülkenin çehresi değişecek 3 Ekim’de başlayan süreci herkesin farklı yorumladığını kaydeden Prof. Dr. Eser Karakaş, vatandaşların çoğunluğunun, kendi geleceklerini veya çocuklarının geleceğini AB’de gördüğünü ve destek verdiğini söyledi. 3 Ekim’in 46 yıldır süren bir belirsiz sürecin çok büyük ölçüde belirginlik kazandığı bir tarih olduğunu vurgulayan Karakaş, “Eskiden aday ülkeydik, artık giriş yapan bir ülkeyiz. Statümüz değişti. Bu olay, Türkiye’nin cumhuriyet tarihi boyunca yaşadığı en büyük olaylardan biridir. Ülkenin çehresini değiştirecek bir dönüm noktasıdır. Türkiye’deki büyük kavgaların geride kalacağı bir döneme giriyoruz. Bu kavgalar çok daha azalacak, kabul edilebilir boyutlara inecektir. Bizim bakışımız böyle. Bundan sonraki Türkiye, siyasal istikrarı daha güçlü bir Türkiye olacak.” şeklinde konuştu. Prof. Dr. Eser Karakaş, Çerçeve Belgesi ile ilgili topluma yanlış bilgi verildiğini söyledi. 70’li yıllar pahalıya mal oldu Bu noktaya gelininceye kadar geçmiş dönemlerde birçok hükümetin ve siyaset adamının sürece katkıda bulunduğunu, bunlara teşekkür etmek gerektiğini söyleyen Prof. Dr. Karakaş, 70’li yıllarda yürütülen siyasetin bu süreci olumsuz etkilediği görüşünü dile getirdi. Karakaş şunları söyledi: “Bu dönemde Türkiye’den Avrupa’ya büyük bir işçi göçü vardı. Almanlar, ‘bize işçi göndermeyi durdurursanız size uçak ve silah satmayız’ diyordu. Böyle bir dengenin olduğu bir dönem. Sonra bizim iç kavgalarımız başladı. O süreç Türkiye’yi ihtilale, komşumuz Yunanistan’ı ise AB tam üyeliğine götürdü. Eskiden komşumuzla atbaşı giden ekonomik durum, bir anda makas gibi açıldı. Sonuç olarak, Yunanistan’ın vetosuna kalmış durumuna getirdi bu süreç bizi. Daha da kötüsü, Kıbrıs Rum Kesimi’nin vetosuna kalmış bir ülke durumuna getirdi. 70’li yıllardaki basiretsiz politikalar bize pahalıya mal olmuştur.” Gümrük Birliği eleştirileri yersiz Türkiye’nin Gümrük Birliği sürecinde cari açık verdiğini, ancak bunun yanısıra pek çok yararlar sağladığını dile getiren Prof. Dr. Eser Karakaş, “1960’ların başından günümüze kadar dış ticaret açığının ve cari açığın milli gelire yansımasında önemli bir değişiklik olmadığını görüyoruz. Çünkü dış ticaret hacimimiz çok büyümüştür. Rakamlara bakıldığı zaman Gümrük Birliği cari açığı çok etkilememiştir. Milli paramız değerlenmiştir. Buna getirilen eleştirileri anlamak mümkün değildir. Bugün itibarıyla kişi başına gelir 1000 doları geçmiştir. Bunda Gümrük Birliği’nin büyük etkisi vardır. Bu, AB sürecine karşı olanların etik olmayan bir eleştiri şeklidir. Gümrük Birliği’nin getirileri, maliyetini kat kat aşmıştır” şeklinde konuştu. Avusturya’nın tavrı çirkindi Önemli bir kesimin AB’ye henüz çok mesafeli baktığını söyleyen Prof. Dr. Karakaş, “Yunanistan bizden 25 yıl önce bu sürece girdi. Onlar milli değerlerinden ne kadar kaybettiyse, biz de o kadar kaybederiz. Türkiye küçük bir lokma değildir” diyerek, endişelerin yersiz olduğunu kaydetti. Avusturya’nın 3 Ekim öncesindeki tavrını çirkin bulduğunu belirten Karakaş, “9 ay önce imzalanmış bir belgeyi değiştirmek için harakete geçtiler, bu onlara bir onur kazandırmadı. Onlar, Türkiye’nin büyük nüfusundan ve tarımsal yapısından çekiniyorlar. Sokaktaki Avusturya, Fransız, Alman vatandaşlarının korkularını iyi anlamalı ve değerlendirmeliyiz.” dedi. > Kıbrıs konusunda taviz verilmedi “AB Türkiye’yi birliğe almak istemiyor” düşüncesinin doğru olmadığını söyleyen Prof. Dr. Eser Karakaş, “Eğer bu müzakere süreci açılmasaydı, AB 40 yıldır görmediği bir kriz içine düşebilirdi” dedi. Müzakere çerçeve metnini satır satır defalarca okuduğunu kaydeden Karakaş, Türkiye’nin AB’nin ‘derin devleti’ tarafından gizlice desteklediğini idda etti. Belgedeki bazı ifadeleri eleştirenleri anlamakta güçlük çektiğini söyleyen Karakaş şöyle konuştu: “Örneğin ‘ucu açık’ kavramı. Müzakereler zaten doğaları gereği ucu açıktır. Bu yazılmayabilirdi, ama niye yazıldı? Bunun altına imza atan dışişleri bakanlarının kendi halklarıyla sorunları var. Kendi seçmenlerine karşı bu gibi ifadeleri kullanmak durumundalar.” Pazarlık yapılabilir 7. maddenin, Kıbrıs konusunda Türkiye’nin elde ettiği avantajları kaybetmesi anlamına gelmediğini ifade eden Prof. Dr. Karakaş “Bugüne kadar Kıbrıs konusunda verilmiş hiç bir taviz yoktur. Türk askeri oradadır. Annan Planı’na destek vermişizdir. Ermeni meselesinde de bir taviz verilmemiştir. Önümüzdeki dönemde Kıbrıs’ta nihai çözüme gidilirse, Türkiye ve Yunanistan buna imza atacaktır ve olay kendiliğinden çözülecektir. Bu olmazsa, tam üyeliğe kadar Rum Kesimi’ni tanıma ihtimalimiz yoktur. Hangi iktidar gelirse gelsin, bu değişmez. Ek protokol doğrultusunda atılacak adımlara gelirsek, Türkiye’nin bir tek kırmızı çizgisi vardır, tam üyelik hedefinin vurgulanmasıdır. Bu da çok net bir şekilde vurgulanmıştır. Bunun dışında her şeyin pazarlığı yapılabilir. Mesela, KKTC’ye izolasyonların kaldırılması karşılığında limanları açabiliriz, bu pazarlık konusudur. Bu Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ni tanımamız anlamına gelmez.” dedi. Hükümet iyi yolda Türkiye’nin parlak bir döneme girdiğini belirten Prof. Dr. Karakaş, AK Parti hükümetinin, bugüne kadar hiçbir siyasal hareketin göstermediği bir performansı gösterdiğini söyledi. Hükümetin, “yaşam biçimi” şeklinde AB sürecine sarıldığını, bunun da sevindirici olduğunu söyleyen Karakaş, “Bundan sonra yavaş yavaş geçmişte ne olduğunu tarihçilere bırakalım. Önümüzde konuşacağımız daha hoş konular var. Geçmişi kapatalım. Önümüzde ülkenin çehresini değiştirecek bir müzakere süreci var” diye konuştu. AB zenginleştirecek Tam üyelik için müzakere sürecinin başlamasıyla birlikte, bazılarında “AB bizi zengin edecek” kanaati bulunduğunu söyleyen Prof. Dr. Karakaş “AB’nin sihirli değneği yok. Evet bir zenginleşme olacak, ama bu zenginleşme AB’den gelecek kaynaklarla olmayacak. AB, kendi öz kaynaklarımızı daha verimli kullanmamızı sağlayacak” dedi. > Ekonomi büyüyor Prof. Dr. Karakaş, Türkiye’nin geçtiğimiz 10-15 yılda inanılmaz kötü bir yerde bulunduğunu, ancak son 3 yılda bunun önemli bir oranda giderildiğini söyledi. “Görünen o ki, 2006’ya çok az bir bütçe açığı ile giriyoruz. Bu konuda birçok AB üyesi ülkeden kötü durumda değiliz, hatta iyi olduğumuz ülkeler var. Reel faiz yüksek. Bu da Türkiye’nin kredi notunun yükselmesinin ardından düşecektir” diyen Karakaş, Türkiye ekonomisinin büyümekte olduğunu, müzakere çerçeve belgesinin getireceği ek faktörler doğrultusunda 2006’da da büyümeyi sürdüreceğini kaydetti. > Tarama süreci bir röntgendir Tarama sürecinin, ülkenin röntgenini çekmekle aynı anlamı taşıdığını ve bir tespit süreci olduğunu belirten Prof. Karakaş, şunları söyledi: “Bu süreç, Türkiye ile AB arasındaki farkı gösterecektir. Bundan sonra ilgili bakanlıklar, bu farkın kapanması için çalışacaklardır. Müzakere edilecek fazla bir şey yok, Türkiye ulusal mevzuatını AB müktesebatına uyarlayacaktır. Tarama süreci bittikten sonra, ‘siz burdasınız, AB müktesebatı buradadır’ denecek. Örneğin Tarım Bakanlığı, diyecek ki, ‘ben ulusal mevzuatımı sizin müktesebatınıza şöyle bir program çerçevesinde uygulayacağım.’ Burada karşı tarafı ikna edebilmek önemli. Müzakere pozisyon belgemizi biz hazırlayıp vereceğiz, sonra da müzakereler başlayacak. Bazı dönüşümler ciddi kaynak gerektirecek ve kolay olmayacak.” > Tarım kritik Tarım dosyasının en kritik dosya olacağının altını çizen Prof. Dr. Karakaş, AB’de bir tarım işçisinin çok daha fazla iş üstlendiğini örnek vererek, aynı uygulamanın Türkiye’de yapılması halinde birçok tarım işçisinin açıkta kalacağını söyledi. Karakaş, şöyle konuştu: “AB ortak tarım politikası bugünkü yapısıyla verimsizliği finanse eder. Türkiye müzakere sürecinde Türk tarım işletmesinin verimini yükseltmek zorunda. Bu da ortalama tarım işletme büyüklüğünün 4’e katlanması demektir. Bu işletmeler kolay kolay yan yana gelemiyor. Türkiye bu problemin altından nasıl kalkar, göreceğiz. Tarım sektörünü dönüştürmek için kaynak isteyeceksek, tarımdan çıkacak insanlara beceri kazandırmak için bu kaynağı isteyelim. Bu belki de bir şans, çünkü en çok kaynak eğitim alanına ayrılıyor. Milli Eğitim Bakanlığının bu beceri alanına ciddi bir şekilde eğilmesi gerekiyor. Bugünden büyük projelere girmemiz gerekiyor, yoksa ciddi problemlerle karşılaşabiliriz. Ama sonu hepimiz için çok yararlı bir döneme giriyoruz.”
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT