BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Bu gelenek yaşatılmalı!

Bu gelenek yaşatılmalı!

Tam 46 yıldan bu yana ramazan davulculuğu yapan Kazım İliş, İstanbul’un bazı semtlerinde davulun yasaklanmasına çok kızıyor. “Eğer benim mahallemden biri gece uyur kalırsa bunun vebalini duyarım” diyen İliş’e göre bir asrı aşkındır süre gelen bu gelenek yaşatılmalı...



Hadis-i Şerîf Kim ramazanın faziletine inanarak ve alacağı mükafatı Allah’tan umarak değerlendirirse, anasından doğduğu gün gibi tertemiz olarak günahlarından kurtulur. Oruçlunun, akşam iftar zamanındaki duası reddolmaz. ------ Küfrü doksan dokuz vechi ile zâhir [açık] ve bir vech ile İslâm olan kimseyi, küfr ile hükm eylememeli. [Bir işinden veyâ bir sözünden yüz ma’nâ anlaşılsa, doksan dokuzu küfrünü, biri îmânını gösterse, îmânlı olduğunu anlamalı]. 3/37. [Se’âdet-i Ebediyye: 67.] ------ ------ Çocukluğunda sırtına davulunu alıp dedesiyle sokak sokak dolaşan ve tam 46 yıldan bu yana ramazan davulculuğu yapan Kazım İliş’e göre bu iş bir tutku. “Eğer benim mahallemden biri gece uyur kalırsa bunun vebalini duyarım” diyen davulcu Kazım, ilerleyen yaşına rağmen o eski geleneği yaşatmakta kararlı. Hacı Hüsrev’deki gecekondusunda görüştüğümüz Kazım İliş, Bursa İnegöl’den tam 46 yıl evvel İstanbul’a gelmiş. Tabii bu zaman zarfında yapmadığı iş kalmamış dolmuşçuluktan, eskiciliğe kadar ama hayatındaki en özel ve en sevdiği iş hep ramazan aylarında davulu sırtına alıp sokak sokak dolaşmak olmuş. Ramazan-ı şerifin ağır işçilerinden Kazım İliş, aslında bir müzisyen, klarnetten, zurnaya bilumum müzik aletlerini çalabildiğini söyleyen Davulcu Kazım, eskiden Yeşilçam’da birçok filmde, küçük de olsa roller üstlenmiş, Kemal Sunal’in Tosun Paşa filmi gibi... Kazım İliş bu aralar biraz durulmuş, geçen sene hac farizasını yerine getirdiğinden bu yana hayatınca çok şey değişmiş. Artık vakit namazlarını cemaatle kılmak için gözü saatinde, kulağı ezanda olan Kazım İliş, çok değiştiğini itiraf ediyor. Peygamber Efendimizin yaşadığı o mübârek topraklara yüz sürmenin güzelliğinden bahseden İliş, ramazan davulculuğunun da aslında bir hayır işi olduğunu söylüyor. * Ne zamandır bu işi yapıyorsunuz? Bu iş bizlere dededen kalma. Taa Osmanlı zamanından beri bizim dedeler ‘Ramazan Davulcusu’ olmuşlar. Hatta 5-6 yaşlarında sahurda dedemin arkasından gider, evlerden atılan delikli kuruşları, 10 paraları toplar, bahşişlerden harçlığımı çıkarırdım. * Hep bu civarda mı çaldınız? Elbette, ben Kasımpaşa Hacı Hüsrev’in ilk ramazan davulcusuyum. Önceleri davul mavul yokmuş buralarda. Özellikle ihtilalden sonra davul geleneğini burada tekrar canlandıran kişi ben oldum. * Ramazan davulcusu nasıl olunur? O artık kolay. Bir ikametgah alıp belediyeye gidiyorsunuz, onlar görev yetki belgesi veriyor, bunu alıp bağlı bulunduğunuz muhtarlığa onaylatıp tekrar belediyeye getirince iş bitiyor. Ama eskiden bu işler çok zordu. Biz evvelden ramazan girmeden 1-2 ay evvel bu işlemlere başlardık. İkametgah, Nüfus Cüzdan Sureti’ni al, İlçe Emniyeti’ne dilekçe ver, onlar karakola sevk, onlar da Gayrettepe Asayiş Şube’ye sevk, oradan sabıka kaydı için savcılık vs. derken perişan oluyorduk. * Bahşişleri nasıl topluyorsunuz? Başkalarına kaptırdığınız oluyor mu? Biz ramazanda iki kere bahşişe çıkarız; ramazanın ortasında ve bayramda. Ama bazı kurnazlar mı desem, utanmazlar mı desem, ramazanın 12-13’ünde bahşişe çıkıyorlar, işte, ‘Ben Gülüm Kazım’ın oğluyum, yeğeniyim...’ deyip bahşişi bizden önce kapıyorlar. Ama beni burada herkes tanır, mahalleli böyle sahtekârlıkları yutmaz, zaten birkaç kere de sopayla kovalamışlar sahte davulcuları. Hayır için yapıyoruz * İyi para getiriyor mu bu iş bari? Yani para olarak bakarsan çekilecek bir kahrı yok aslında. Eskidenmiş o para kazanmalar. Sevabına yapıyoruz. Bünye alışmış bir kere, ramazan gelince yerinde duramıyor. İlla o davulu çalacak. Hayır için yapıyoruz yani. Yoksa doyurduğu yok. Bir de yani gecenin bir yarısında sıcak uykundan kalk o soğukta yürü. Değecek bir şey değil, eğer benim mahallemden biri gece uyur kalırsa bunun vebalini duyarım. Sanırım en önemli şey de bu... * Örneğin geçen sene ne kadar kazandınız? Geçen sene 700 milyon falan kazandık. Asıl para eskiden kazanılırdı, artık o günler geçti. Zaten çoğu evden kimseler bozuk para bile vermeye çekiniyor. * Sizin bu taraflarda ‘davulun sesinden rahatsız oluyoruz’ diyip problem çıkaranlar oluyor mu? Yoo, bizim burda olmaz, zaten çoğu semtlerde de sorun yok, Levent, Şişli, Nişantaşı ve Ulus’un bazı mahallelerinde ramazan davulcularına pek izin verilmiyormuş diye duyduk. Zaten ben kibar gezerim, arsızlık yapmam, apartmanların içine girmem. Biz müzisyen adamız, nota biliriz, usulüne göre çalarız, bu yüzden kimsecikleri de rahatsız etmeyiz. Davulun kime zararı var ki... * İstanbul’un Kadıköy, Sarıyer, Kartal ve Beşiktaş’ta, Antalya’nın Alanya ilçesinde ve Adana’da ramazanda davul çalmak yasaklandı. Üstelik buna uymayanlara da 143 YTL ceza verilecekmiş. Ne diyeceksiniz bu işe? Sormayın kardeşim!.. Bir asrı aşkın bir gelenek bir çırpıda nasıl silinir anlamıyorum! Davulun kime ne zararı var ki... Üstelik hayır işi bu, bizim sayemizde onca insan sahura kalkıyor. Bazıları buna ‘ilkellik’ diyor ama bana sorarsan bunlar pek de iyi niyetli yaklaşımlar değil. Bu aralar Avrupa Birliği’ne giriş süreci gibi laflar ediyorlar, ne alakası varsa onu bir türlü anlayabilmiş değilim. Bizi davulumuzla almayacaklarsa, varsın almasınlar... * Ne kadar sürer sahurda mahalleyi dolaşmak? Keyfime göre değişir. Bazen on dakikada bitirdiğim olduğu gibi bazen de kaptırıp maniler falan, bir iki saat dolaştığım olur. * Ramazanda davulcuların hemen hepsi hiçbir ritim olmadan gümbür gümbür çalıyor, ne mani ne bir şey, nedir bunun doğrusu? Eee, her eline davulu alan davulcu mu olur? Ramazanda davul çalmanın bir adabı var. Rahatsız etmeden ağır aksak bir ritim ile başlar, belli bir tempo ile devam eder. Dar sokak aralarında davulun sesi daha da yankılandığından daha sessiz davranırız, bazen çocuğu ve hastası olanlar bizleri uyarır, biz de oralardan geçerken daha sesiz olmaya çalışırız. * Okuduğunuz manileri neye göre seçiyorsunuz? Biz ramazanın başında, ortasında, Kadir Gecesi’nde farklı, kadına, erkeğe, yaşlıya hep ayrı maniler söyleriz. Bazen balkondan sarkıp bizi dinleyenler olur onlara da bahşiş manisi söylerim. Bahşiş Manisi Beyefendi camdan bakar Kolalı gömlekler yakar Beyefendi davulcusunu görünce Bahşişini camdan atar... ------ > Her güne bir dua Korkulu zamanlarda... Korkulu zamanlarda, “Kelime-i temcîd”, yani “Lâ havle velâ kuvvete illâ billâhil’aliyyil’azîm” çok okumalıdır. Muhammed Mâsum Hazretleri buyurdu ki: “Dertlerden kurtulmak ve murâda kavuşmak için beş yüz kere ‘Lâ havle velâ kuvvete illâ billah’ ile evvelinde ve âhirinde yüzer defa salevât-ı şerife okuyup duâ etmelidir” Mu’avvizeteyn, yâni iki Kul-e’ûzü’yü çok okumak da faydalıdır. Ayrıca, Li îlâfi sûresi, her gün ve her gece hiç olmazsa on birer defa okumalıdır. “Sübhânellahi vel-hamdülillahi velâ ilâhe illallahü vallahü ekber velâ havle velâ kuvvete illâ billahil’aliyyil’azîm”, duâsını da gece gündüz çok okumalıdır. Peygamberimiz, “Allahümme innî es’elüke bihakkıssâ’ilîne aleyke”, ya’nî (Yâ Rabbî! Senden isteyip de, verdiğin kimselerin hâtırı için, senden istiyorum!) derdi ve böyle duâ ediniz buyururdu. Sebeplere yapışıp, emredilen şeyler okunduktan sonra böyle duâ etmelidir. Dert, bela, fitne ve hastalıklardan korunmak için İmam-ı Rabbanî hazretlerinin talebelerine tavsiye ettiği ‘Bismillahillezi la-yedurru ma’asmihi şey’ün fil-ard-ı velâ fissemâî ve Hüvessemi’ul’alim’ duâsını besmele ile okumalıdır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: “Bir yere gelen kimse ‘Euzu bikelimatillahi-ttâmmâtî min şerri mâ haleka’ okursa, o yerden kalkıncaya kadar, ona hiçbir şey zarar veremez.” Korkulu şeyden kurtulmak veya bir dileğe kavuşmak için, Taha suresi’nin 37. ayetinden (Velekad’dan), 39. ayetin sonuna (ala ayniye) kadar kağıda yazıp, su geçirmez bir kılıfla veya PVC ile kaplatıp yanında taşımalıdır. Faydası çok görülmüştür. > Oruç ve sağlık Oruçlular enfarktüse daha dayanıklı Kalbin oruçla ilgili bahse konu olacak en önemli özelliği glokojen deposu olmasıdır. Kalp dokusu normalde biraz glokojen depolar. Kalp dokusu depolamış olduğu az miktardaki glokojen, kendisine kan sağlayan koroner arterlerin tıkanmaları anında tıkanmanın geride kalan kısmında bulunan hücrelere alınan glikoz şeklinde yakıt temin etmek içindir. Böyle bir kullanım, oksijensiz yani anaerobik bir kullanımdır, glikoz anaerobik olarak yakılarak acilen lazım olan enerjiyi temin eder; böylece o kısmına yeni kan gelene kadar düşük verimli enerji üretecek hücrelerin canlılığını sağlamış olur. Oruç esnasında kalp kasları glokojen depolarını iki misli arttırırlar. Bu, şu manaya gelebilir: Oruçlu iken koroner damarlar tıkanırsa yani bir kalp enfarktüsü geçirilecek olursa, karaciğer hücreleri daha uzun süre (en az iki misli süre) kansızlığa dayanabileceklerdir. Yani ramazan esnasında oruçlu birisi enfarktüs geçirdiğinde sağ kalma ihtimali iki misli daha fazladır. > Seyyahların kaleminden... Kapıları kilitlemek gerekmez ... yankesicilik, dolandırıcılık, anahtar uydurma, kırıcılıkla çalma, pencereden girme vesair süretle yapılan hırsızlıklara gelince, işte o gibi vakalar son derece nadirdir. Bu muazzam payitahtta dükkancı herkesçe malum olan namaz saatlerinde dükkanını açık bırakıp gittiği ve geceleri evlerin kapıları alelâde bir mandalla kapatıldığı halde, senede dört hırsızlık vak’ası bile olmaz. Ahâlisi sırf Hristiyanlardan mürekkep olan Galata ve Beyoğlu’nda ise hırsızlık ve cinâyet vak’alarının duyulmadığı gün yoktur. Son zamanlarda Daily News gazetesinde neşredilen mektubunda bir İngiliz seyyahın anlattığı şu hatırayı lütfen dinleyin: Bugün kendi eşyamla yol arkadaşım olan eski bir Macar zâbitin eşyasını nakletmek üzere bir köylünün yük arabasını kiraladım. Sandıklar, portmantolar, paltolar, kürkler, atkılar hep açıktaydı. Bu sırada bir Türk bana refâkat teklifinde bulundu. Köylü de öküzlerini koşumdan çıkarıp bizim bütün eşyamızla beraber sokağın ortasına bıraktı. Ben onun uzaklaştığını görünce: - Burada birisi kalmalı, dedim. Yanımdaki Türk hayretle sordu. - Niçin? - Eşyalarımızı beklemek için. Müslüman Türk şu cevabı verdi: - Aa! Ne lüzum var. Eşyalarınız bir hafta gece gündüz burada kalsa bile dokunan olmaz. Ben bu sözü kabul ettim ve avdetimle birlikte her şeyi yerli yerinde buldum. Şu noktayı da unutmamalı ki, o sırada İslam askerleri mütemâdiyen gelip geçmekteydi... Bu vak’a bütün Londra kiliselerinin kürsülerinden Hristiyanlara ilân edilmelidir; içlerinden bazıları rüyâ gördüklerini zannedeceklerdir: Artık uykudan uyansınlar!..” A. Ubicini “La Turquie actuelle” - 1855 > ‘Onun tövbesini kabul ettim’ Allahü teâlâ, peygamberi Musa aleyhisselâma hitap edip: “Ey Musa! Filân mahallede, bizim dostlarımızdan biri vefât etti. Git onun işini gör. Sen gitmezsen, bizim rahmetimiz onun işini görür” buyurdu. Hazret-i Musa, emir olunduğu mahalleye gitti. Oradakilere: - Bu gece, burada, Allahü teâlânın dostlarından biri vefât etti mi? diye sorunca: - Ey Allah’ın peygamberi! Allahü teâlâ’nın dostlarından hiç kimse vefât etmedi. Ama, filân evde zamanını kötülüklerle geçiren fâsık bir genç öldü. Fıskının çokluğundan, hiç kimse onu defnetmeye yanaşmıyor, dediler. Musa aleyhisselâm: - Ben onu arıyorum, buyurdu. Gösterdiler. Hazret-i Musa, o eve girdi. Rahmet meleklerini gördü. Ayakta durup, ellerinde rahmet tabakları olup, Allahü teâlâ’nın rahmet ve lütfunu saçıyorlardı. Hazret-i Musa, yalvararak münacaat etti: - Ey Rabbim! Sen buyurdun ki, “O, benim dostumdur’’ insanlar ise fâsık olduğuna şahitlik ediyorlar. Hikmeti nedir? Allahü teâlâ: “Ey Musa! İnsanların onun için fâsık demeleri doğrudur. Ama, günahından haberleri var, tövbesinden haberleri yok. Benim bu kulum, seher vakti, toprağa yuvarlandı ve tövbe etti. Bizim huzurumuza sığındı. Ben ki, Allah’ım! Onun sözünü ve tövbesini kabul ettim. Ona rahmet ettim ki, bu dergâhın ümitsizlik kapısı olmadığı anlaşılsın!” diye buyurdu. ------ > Adana mutfağından İçli köfte Malzemeler: * 500 gr yağsız kıyma * 1 kase un * 250 gr ince bulgur * 1 adet yumurta * 1 kaşık biber salçası * Yeteri kadar tuz İçi için: * 500 gr orta yağlı kıyma * 1 kg soğan * 125 gr margarin * 1 kaşık salça Hazırlanışı: Kıyma, yumurta, un, salça ve bulguru bir tepsiye alın. Elinizi ıslatarak iyice yoğurun (30 veya 45 dakika). Soğanı ufak ufak doğrayıp margarine koyarak kavurun, içine kıyma ve salça ilave ederek pişirin. Hiç suyu kalmayacak şekilde piştikten sonra soğutun ve buzluğa koyup dondurun. (1 gün önceden hazırlarsanız daha güzel olur.) Yoğrulan köftenin içinden mandalina büyüklüğünde parçalar alın, iyice incelterek oyun. Kıymalı harçtan hamur kopararak yuvarlak şekil verin ve tepsiye dizin. Bir tencerede bol su kaynatarak içinde köfteleri haşlayın. Salata ve ayranla ikram edin. Günün Mönüsü: Yayla Çorbası, İçli Köfte, Patates Kızartması, Erik Hoşafı ------ > Ramazaniye İftarlık Ruze-dar-ı şehr-i haver edip ihzariyye Verdi her şehre nüvid-i haber izhariyye Ruz-ı evvelde kebuterle uçurduk kâğıt Hacı Bayram-ı Veli’den gelip ihbariyye Hani arayiş-i takvadan eser zahidde Yevm-i şekdir diye tutmaz eder inkariyye Hacle-i tab’ıma gelmezdi arûs-ı ruze Derdim eşk-i terimi eylesem iysariyye Hak budur şimdi bu ruziyyeye olmaz taklid Şu’ara cem’-i asır etseler ikbariyye Aferin tab’ına hem ruzelik ile Ragıp söyledin bir gazel-i şi’r-i ter iftariye > Koca Râgıp Paşa (1699-1763)
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT