BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Zamanın kıymetini bilin

Zamanın kıymetini bilin

İçinde bulunduğunuz anı nasıl yaşarsınız? Kıymetini bilerek mi, düşüncesizce mi? Güzelliklerini yaşayarak mı, yoksa erteleyerek, hayalleri kara deliklerde hapsederek mi? Keşke demek istemiyorsanız zamanın kıymetini bilin.



Son zamanlarda ne çok duyar oldum bu cümleleri “günü yaşa”. Hakikaten son günlerin söylemi mi bu, yoksa eskiden beri söyleniyordu da ben mi yeni duymaya başladım bilmiyorum. Algıda seçicilik mi başladı acaba? Eğer öyleyse neden? Yaş ilerledikçe günler hızla geçer ve insan zamanı yakalamakta güçlük çekermiş. Oysa çocukluk dönemleri öyle midir? Hatırlıyor musunuz çocukluğunuzu? Günler geçmek bilmezdi değil mi? Uyursunuz, uyanırsınız, oynar, gezer, yer içersiniz de bir şeyler yapacak ne çok zamanınız vardır. Plansızca günü yaşarlar çocuklar. Yetişkinler için oldukça basit oysa onların küçücük dünyaları için anlamı büyük olayların içinde gülerler, ağlarlar. Sevgi, paylaşım, sıcaklıktır tek istedikleri. Oysa ne zor şeydir yetişkin olmak. Yaşınız ilerledikçe sorumluluklarınız artar, roller değişir. Eskiden siz birilerinden bir şeyler beklerken, artık birileri sizden bir şeyler beklemeye başlar. Okula başladığınız andan itibaren de birden ağabey, abla oluverirsiniz. Toplum sizden bunu bekler çünkü. Gençliğe adım atarsınız. Ardından dersler, aile, arkadaşlar derken çeşit çeşit sorumluluğun yer aldığı sepetten siz de payınıza düşeni almaya başlarsınız. Hem beklentileri karşılarsınız, hem de belli kurallar ve kalıplar içinde bağlı bulunduğunuz yetişkinlerin kurallarına ve isteklerine uymaya çalışırsız. Bu durum bazen birtakım çatışmaları da beraberinde getirir. Şayet bunlara direnir ve uymak istemezseniz adınız asiye çıkar. İnsanın içine bir özgürlük duygusu hakim olur. Zaman hızla geçsin, üniversiteye gitsin, bir meslek sahibi olsun , kendi hayatını kursun ister. Zaman oyuncağı Sonrası? İşte burada artık siz isteseniz de yavaşlık yok. Arkanızdan gelenlere yol açmak istercesine zaman sizinle oynamaya başlıyor. Sizi, kendi hızında ama sizin izin verdiğiniz şekilde tüketmeye başlıyor. Bu kimileri için tadı çıkarılarak içilen keyifli bir kahveye, kimileri için de gerekli özen gösterilmediği için köpüğü taşmış, özelliğini kaybetmiş bir kahveye dönüşüyor. Bir düşünürün dediği gibi gün.. Yani bu “gün”.. Yani şu “an”; yaşadığımız an; dakika dakika, saniye saniye yaşadığımız an... Ve ne yazık ki yaşarken bile yaşadığımızın idrakinde, bilincinde, ayrımında olmadığımız an... Geçmişin pişmanlıkları ya da özlemleriyle avunurken veya gelecek güvencesiyle uğraşırken kaçırdığımız, farkına varmadığımız yaşanmakta olan an... Oysa ki Cleric ‘in dediği gibi hayat kaybettikçe kazanılan tek saha bir oyun ve biz dikkat etmediğimiz kıymet bilmediğimiz sürece sahadan ciddi mağlubiyetlerle ayrılmak zorunda kalacağız. ‘An’ı yaşamak ne demektir? ‘An’da neler var dersiniz? Her şeyi boş vermek midir anı yaşamak yoksa gerçekten düşünerek yaşamak mıdır? “Hiç ölmeyecekmiş gibi ve yarın ölecekmiş gibi hareket edebilmektir “ anı yaşamak. Yani her an güzellikleri yaşayabilmek, yaşatabilmek, değerlerine sahip çıkabilmek ve sonsuz hayaller kurabilmektir anı yaşamak. Kıymetini gerçekten bilenler için geleceğin güzel hayalleri, başarılar, planlar, arzular, istekler vardır anda. An ertelemeleri sevmez, bilir ki bu ertelemeler geleceğin coşkusunu, yapabilme, başarabilme gücünü elinden almaktadır. An renklerin değişik olduğunu fark edebilmek ve insanın kendini siyahların içinde kaybetmemesidir. Hayalleri kara deliklerde hapsetmemektir. Unutulmamalıdır ki hayat akıp giderken, umulmadık zamanda, beklenmeyen bir durumla karşılaşmak hepimizin başına gelebilecek bir durumdur ve bu durumun meydana getirdiği kırılma noktasının büyük zarar vermesine izin vermemek bizim elimizdedir. Bunu, iyi bir planlama ve yönetimle, pozitif düşünme ve bu enerjiyi yayma ve motivasyonla ile aşabiliriz. Burada önemli olan istek ve çabadır. > Keşke demeden Hayatın yaşanmaya değer ve de ertelenmeden yaşanmayı gerektirecek kadar kısa olduğunun sırrı sanırım “keşke” kelimesinin anlamında ve kişinin gözlerini kapatıp sevdiği her şeyi ve herkesi bıraktığı anda hissettiklerinde saklı... O halde ; > Etrafınızdaki herkesin sizin kadar saygıyı ve sevgiyi hak ettiğini unutmayın. > Etrafa gülümseyerek bakın. İnsanları önemseyin. > Öldüğünüz zaman arkanızdan güzel şeyler söyleneceğini bildiğiniz bir ömür sürün. > Hırslarınızın sadece sizin isteklerinize hizmet etmesine izin vermeyin. > Sevdiklerinize, zaman ayırın. > Düşünerek ve üreterek yaşayın. > Bol bol okuyun, yazın. > Paylaşın. Bilginizi, ekmeğinizi, verebileceğiniz ve zarar görmeyeceğiniz tüm artı değer ve kazançlarınızdan etrafınızdakileri de faydalandırın. > Kendinize güvenin ve hayallerinizin peşinden gidin. > Karşılık beklemeden vermesini bilin. > Hayattaki artılarınızı görmek ve nelere şükretmeniz gerektiğini görmek ister misiniz? İşte size çok basit bir test: Boşluğu çeşitli maddeler bularak siz doldurun; “...................olmadığıma memnunum” > SEÇİMLERİMİZ “Michael herkesin imrendiği biriydi. Her zaman neşeliydi ve çevresine hep olumlu şeyler söylerdi. Birisi ona nasıl olduğunu sorduğunda: “Daha iyi olamazdım” diye cevaplardı. Doğal bir motivatördü. Eğer çalışanlardan birisi iş yerinde kötü bir gün geçirmişse, Michael ona, durumun olumlu taraflarına bakmasını söylerdi. Michael’ın bu tarzı beni çok meraklandırdı ve bir gün Michael’a gidip sordum; - “Anlamıyorum! Her zaman nasıl bu kadar pozitif biri olabiliyorsun? Bunu nasıl yapıyorsun?” - “Her sabah kalktığımda kendime diyorum ki: Bu gün iki seçeneğin var: Ya iyi bir ruh halinde olabilirsin ya da kötü bir ruh halinde, seçimini yap. Ben de iyi bir ruh halinde olmayı tercih ediyorum. Kötü bir şey olduğunda, ya kendimi kurban olarak görebilirim ya da bu durumdan bir şey öğrenebilirim. Ben de bir şey öğrenmeyi tercih ediyorum. Ne zaman birisi bana derdini anlatsa, onu sadece dinleyebilir, ya da hayatın olumlu taraflarını gösterebilirim. Ben de ikincisini tercih ediyorum.” İtiraz ettim: - “Hayır bu kadar da basit değil.” - “Evet bu kadar basit,” “Hayat seçeneklerden ibarettir. Gereksiz ayrıntıları bir kenara bıraktığında her durumun bir seçenek olduğunu görürsün. Olaylara nasıl tepki vereceğini sen seçersin. İnsanların senin ruh halini nasıl etkileyeceğini kendin seçersin. Nasıl bir ruh hali içinde olacağını kendin seçersin. Hayatını nasıl yaşayacağın da senin seçimine bağlıdır”. Michael’ın söyledikleri üzerinde uzun uzun düşündüm. Bir süre sonra kendi işime başlamak için iş yerinden ayrıldım. Birbirimizle teması kaybettik, fakat hayat hakkında bir seçim yapacağım sırada sık sık onu ve hayata bakış şeklini düşündüm. Bir kaç yıl sonra, Michael’ın ciddi bir iş kazası geçirdiğini duydum. 18 saatlik bir ameliyat ve yoğun bakımdan sonra, Michael sırtına yerleştirilmiş demir çubuklarla hastaneden taburcu edilmişti. Kazadan 6 ay sonra Michael’ı gördüm. Kendini nasıl hissettiğini sorduğumda, “Daha iyi olamazdım, yara izlerimi görmek ister miydin?” diye şakayla karışık cevapladı. Teklifini reddettim, ama kaza esnasında beyninden neler geçtiğini kendisine sordum. “İlk aklıma gelen şey yeni doğacak kızımın sağlığı oldu. Yerde yatarken iki seçeneğim olduğunu düşündüm. Ya yaşayacaktım, ya da ölecek. Ben yaşamalıydım.” “Korkmadın mı? Bilincini kaybetmedin mi?” diye sordum. “İlkyardım görevlileri bana sürekli düzeleceğimi söylediler. Fakat hastaneye getirildiğimde, doktorların ve hemşirelerin yüzlerindeki ifadeyi görünce gerçekten korktum. Gözleri adeta benim öldüğümü haykırıyordu. O anda bir şeyler yapmam gerektiğini anladım. İri cüsseli bir bayan hemşire bana sürekli sorular soruyordu. Benim herhangi bir şeye karşı alerjik olup olmadığımı sordu. “Evet, yerçekimine karşı alerjim var” diye bağırdım. Gülüşmeleri üzerine onlara dedim ki: “Ben yaşamayı seçiyorum. Beni ölü biri gibi değil canlı birisi gibi ameliyat edin!...” Michael hem doktorlarının yeteneği, hem de inanılmaz tavrı sayesinde yaşamayı başardı. Her gün hayatı dolu dolu yaşamak için seçme hakkımız olduğunu ondan öğrendim. Hayata olan tavır ve bakış açımız her şeydir. Bu sebeple yarın için üzülmeyin, bırakın yarın kendisi için üzülsün. Her geçen günün kendine yetecek kadar derdi vardır. Kaldı ki, bugün, dün kaygılandığınız yarındır...
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT