BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını dakika dakika buradan takip edebilirsiniz.
Anasayfa > Haber > Medineli bilge Kinane

Medineli bilge Kinane

Yaşlı âlim ayağa kalkar ve: “Artık bazı şeyleri görmenin vakti gelmedi mi” diye sorar, “gelin nasihatimi dinleyin, ona iman edelim. Son Peygambere eshab olma şerefine erişelim.”



Uhud, harp tarihine galibi olmayan bir savaş “gibi” geçse de Müslümanlara çok şey katar. Bir kere müminlerin birlik ve beraberlikleri artar ve Medine’de Yahudilerden daha büyük bir güç olurlar. Doğuda Zatu’r-Rika, kuzeyde Dumetü’l-Cendele seferlerinden zaferle döner, Mısır, Suriye ve Irak’a giden kervan yollarına el koyarlar. Hepsi bir yana İslâm’a katılanların sayısı her geçen gün artar, müşrikler ve kâfirler bu gidişe mani olamaz, kahrolurlar. O günlerde Medine’de üç Yahudi kabilesi (Benî Nadir, Benî Kaynuka ve Benî Kureyzâ) yaşar ve üçü de Efendimize düşmandırlar. Bunlardan Benî Kaynuka kabilesi kuyumculuk yapar. Zengin ve şımarıktırlar. Günlerden birinde bir mümineye sataşınca, hadiseye şahit olan genç sahabi kızcağızı savunmaya kalkar. Muhatapları küstah ve saldırgandırlar, eller kabzalara gider, kılıçlar kınından çıkar. Genç sahabe yılışık mütecavizi öldürse de üstüne yürüyen kalabalıkla başedemez, şehadet şerbetini yudumlar. Yiğitlikleri tutunca Server-i Kâinat, bizzat Kaynuka pazarına gelir, Azab-ı ilahi’den bahs açıp Kureyşlilerin başına gelenleri hatırlatırlar. Yahudiler sükunet çağrılarını dinlemezler bile, “biz Bedir’de yenilen kavme benzemeyiz” der, meydan okurlar. Bunun üzerine “(Ey habibim) Eğer anlaşma yapan bir kavmin hainliğinde endişeye düşersen ahidlerini ret ettiğini hak ve adalet üzere kendilerine bildir. Zira Allahü teâlâ hainleri sevmez” ve yine “Ey Resulüm! O kâfir olan Yahudilere de ki: Siz muhakkak mağlup olacaksınız ve toplanıp cehenneme sürükleneceksiniz O cehennem ne kötü karargâhtır” mealindeki ayeti kerimeler nazil olur. Habib-i Ekrem (Sallallahü aleyhi ve sellem) ve eshabı derhal Kaynuka Kalesini kuşatırlar. Yahudileri öyle bir korku sarar ki tek ok bile atmadan teslim olurlar. Resulullah onları cezalandırmaz, sadece Medine’den çıkarırlar, o kadar. Aslında Yahudiler Efendimiz’in “ahir zaman peygamberi” olduğunu iyi bilir, ama kabullenmeye yanaşmazlar. Bir keresinde Nadiroğulları, Ser-veri kâinatı yemeğe çağırır, duvar dibine oturturlar. İçlerinden Huyey bin Ahtap “işte şimdi tam sırası, gölgesine oturduğu damın üstüne çıkalım, kafasına büyük bir taş atalım” gibi iğrenç bir teklif yapar. Sellam bin Mişkem “onun peygamber olduğunu hepimiz biliyoruz” diyerek karşı çıkar. “Siz daha duvara çıkmadan Allah, Cebrail’i yollar, bu tuzak asla çalışmaz.” Huyey buna rağmen adamlarını dama çıkarır ancak Allah’ın habibi sessizce sofradan kalkar ve bir şey demeden uzaklaşırlar. Bunun üzerine Kinane adlı bilge ayağa fırlar ve “artık bazı şeyleri görmenin vakti gelmedi mi” diye sorar. “Misafire kast etmek nerede görülmüş? İnanın yaptığınız iş değil. Evinizden barkınızdan ayrılacağınızı, yüklerinizi hayvanlara yükleyip feryad figan içinde Medine’den uzaklaşacağınızı görür gibiyim. Gelin nasihatimi dinleyin, ona iman edelim. Son peygambere eshab olma şerefine erişelim.” Nadiroğulları büyük bir patırtı çıkarır, Kinane’yi sustururlar. Yaşlı adam bunlara karşı koyamaz. Şu işe bakın tek Allah’a inanmalarına ve Tevrat’taki işaretleri görmelerine rağmen ahir zaman peygamberine savaş açar, hatta putperestlerle ittifak kurarlar. Huyey ve arkadaşları Mekke’ye gidip Kureyşlileri kışkırtırlar. “Neden el ele verip güçlerimizi birleştirmiyoruz. Birlikte Muhammed’i öldürüp, Müslümanlardan kurtulsak ya” teklifinde bulunurlar. Sırf müşriklerin gönlünü yapabilmek için putlarına tazim eder, yerlere kapanırlar. Bu hareketleri Tevrat’a da uymaz, kitapsız olurlar. Kervanlar durunca Bağ bahçe işlerinden anlamayan, hayvan bakmayan, sanatla uğraşmayan lâkin ticaretten iyi kazanan Mekkeliler zaten çıkmaz içindedirler, kervanlar kıpırdamaz olunca öylece kalakalırlar. Kaldı ki henüz Bedir mağlubiyetini sindirebilmiş değildirler, o günü hatırladıkça ayaklarını hırsla yere vurur, yüzlerini gözlerini yolarlar. Yahudiler, Kureyşlilerle anlaşmakla kalmaz eteklerini tuttukları gibi Necid’e koşar, parlak vaadlerle Gatafanlıları ayartırlar. Hayber hurmalıklarından elde edecekleri mahsulün yarısını gözden çıkarır, onları da peşlerine takarlar. Yetmez irili ufaklı Arap kabilelerini dolaşarak “dedelerinizin dini elden gidiyor, daha ne duruyorsunuz” der, müşrikleri “put kurtarmaya” çağırırlar. Nitekim Fezare, Süleym, Sa’d ve Esedoğulları da şer ittifakına dahil olurlar. Kureyşliler 4 bin kişiyle yola çıkarlar ki, üç yüzü atlıdır, bin beş yüz de deve bulundururlar. Bunlara Ben-i Nadir Yahudileri ve diğer Arap kabileleri de katılınca sayıları on bini aşar. Dengesiz savaş Sahabelerin sayısı ise sağdan say 3 bin, soldan say yine üç bin çıkar. Medine’de yaşayan Beni Kureyza Yahudileri ise Müslümanların yanında durmayı menfaatlerine uygun bulurlar. Gel gelelim savaşa dövüşe karışmaz, işlerine bakarlar. Ordular üzerlerine gelince Resul-ü ekrem eshabıyla istişare yapar, gencinden yaşlısından tedbir sorar. Sıra Selman-ı Farisi adlı İranlı köleye gelir. Mübarek “bizim ellerde” der, “güçlü düşmanın karşısına çıkmazlar. Emin bir yere çekilir etrafına hendek kazarlar.” Efendimiz, arkadaşlarına bakar ve “ne dersiniz” diye sorar. Hepsi de bu fikri mâkul bulurlar. Eshabı kiram misli görülmemiş bir gayretle kazmalara küreklere sarılır Server-i alem de dahil olmak üzere nefer başına 4 metre hendek kazarlar. Bu hendek adam boylayacak kadar derin (üç kulaç civarında) ve bir atın atlayamayacağı kadar geniş olmalıdır. Tamam, kumlu zemin buna uygundur ama şu azgın orduyu ne kadar oyalar?
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT