BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Dünyanın bilim merkezi olamaz mıyız?

Dünyanın bilim merkezi olamaz mıyız?

Bu gidişle Türkiye, dünyanın bilim merkezi olamaz. Hatta kendi insanı için de olamaz. Bir zamanlar, Edirne dünyanın bilim merkezi idi. İstanbul’un fethinden sonra, İstanbul dünyanın merkezi oldu. Ayasofya başta olmak üzere, kurulan yüzlerce medresede, zamanın modern fen, teknik ve ilahiyat konuları okutulmakta idi. Binlerce yabancı öğrenci de bu merkezlere akıyordu.



Bu gidişle Türkiye, dünyanın bilim merkezi olamaz. Hatta kendi insanı için de olamaz. Bir zamanlar, Edirne dünyanın bilim merkezi idi. İstanbul’un fethinden sonra, İstanbul dünyanın merkezi oldu. Ayasofya başta olmak üzere, kurulan yüzlerce medresede, zamanın modern fen, teknik ve ilahiyat konuları okutulmakta idi. Binlerce yabancı öğrenci de bu merkezlere akıyordu. Mesela tıp konusunda Amasya Medreseleri, Çin’e kadar uzanan bir coğrafyadaki insanlara tababet öğretiyordu. Astronomi dalında Kırşehir Cacabey Medresesi, Harran’daki Nizamiye Medresesi, dünyaca ünlü uzmanlar yetiştiriyordu. Bugün Türkiye’de özel üniversiteler var. Devlet üniversiteleri var. Özeller elbette ki paralı eğitim veriyor. Ancak bu ücretler YÖK tarafından belirleniyor. Bir özel üniversitenin 4 senelik fakültesi için toplam 40.000 dolar ücret belirlenmiş. Bunu Türk öğrencilerin karşılaması hayli zor. Dıştan gelecek yabancı öğrenci için de hiç çekici değil. YÖK bu ısrarından vazgeçip, hiç olmazsa 4 senesi 30.000 dolar deyiverse dışarıdan Türkiye’ye öğrenci yağacak. Bugün Avusturya’da, Almanya’da, Fransa’da, İngiltere’de, Ukrayna’da ve hatta Azerbaycan’da yüzbine yakın gencimiz okuma mücadelesi veriyor. Biz o devletlerin ekonomisine bir yolla katkı yapıyoruz. Bu para ülkemizde kalsa ne olur? Ankara ve İstanbul’dan sonra, taşrada açılan ilk üniversitemiz Erzurum’daki Atatürk Üniversitesidir. Yani ülkenin en köklü eğitim kurumlarından. Bu üniversite bölge insanının ihtiyaçlarına cevap vermek üzere kuruldu. Güçlü bir ziraat fakültesi var. İlk yıllarda bu fakülte tarla günleri adı altında köylü ile tarlasında buluşur ve onun ufkunu açardı. Ne olduysa oldu. Senelerdir bu tarla günleri terk edildi. Fakülte binasının duvarı dibinde birkaç seracıkla, öğrenciye uygulamalı eğitim verilmeye çabalanıyor. Aynı üniversitenin arazisi 55.000 (elli beş bin ) dönümdür. Üniversitenin kampüs alanı 1000 bilemediniz 2000 dönüm. Gerisi maalesef çayırlık. Ve her sene açılan ihale ile bu arazinin çayırlarının, yerinde satışı yapılır. Arazinin bu kadar büyük olmasının sebebi uygulamalar için idi. Şimdi ise çayır ihalesi ile uğraşıyoruz. YÖK’ün sayın başkan ve kurul üyeleri hazır Van’a kadar gitmişken, Erzurum’un bu konusunu da yerinde bir konuşsalardı. Son olayların siyasi yönünü bilmem. Ancak Anayasamıza göre hukuk önünde herkes eşittir. Kimse kimseye ayrıcalık tanıyamaz veya bunu isteyemez. Üstelik YÖK’ün konuya hışımla yaklaşması, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Rektörü Prof. Sayın Yücel Aşkın için de bir eksi puan olmuştur. Ben hukuka değil savcıya söylüyorum lafının mantığı da anlaşılmıyor. Sayın Aşkın kendini savunmaktan aciz mi ki YÖK telaş ediyor. Bence YÖK bu işleri adalete bıraksa da şunlara eğilse ne faydalı olurdu: 1- Her sene açıkta kalan bir milyon yüzbin öğrencinin eğitime kazandırılması için; 2- Özel üniversite ücretlerini makul seviyeye indirerek, Türkiye’nin bölgenin eğitim çekim merkezi olması için, 3- Erzurum’daki çayır ihalesine son vermek ve “Tarla Günleri”nin bütün ziraat fakültelerinde yeniden getirilmesi için, 4- Yazdıkları kitaplarında İntihal yapmış bütün öğretim üyelerinin ve hatta bunlardan halen YÖK üyesi olanlar varsa, onların bile unvanlarını geri alarak, Türk yüksek öğretim hayatına hakiki bilim adamları kazandırması için, çalışmalar yapsa; Türkiye’nin geleceği garantilenmiş olacaktır.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT