BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Şu topun başına gelenler!

Şu topun başına gelenler!

Bir bayram günü kaleden atılan toplardan biri köprü üzerinde durmakta olan Akkalı bir Hıristiyana isabet eder ve o kimse oracıkta ölür. Topçu askerlerden üçünün rütbeleri sökülüp Akka kalesine hapsolunur ama ramazan toplarının da artık sonu yavaş yavaş gelmiştir. Bu tür elim olaylar neticesinde hükümet top atışlarına bazı kısıtlamalar getirir ve ardından iftar ve imsak ilanı için tüfek veya havai fişek atılması yönünde kararlar alınır.



> Hadis-i Şerîf Sadaka, kabir azabından korur. Kıyamette de sahibini himayesi altına alır. Mallarınızı zekat ile koruyun. Hastalıklarınızı sadaka ile tedavi edin. Bela dalgalarına dua ve tazarru ile karşı koyun. ------ Âhıretde azâbın ve mükâfâtın devâmlı olduğunu bilenlerin nazarında, birkaç günlük belâ ve mihnet, devâmlı râhata sebep olduğundan, ayn-i râhatdır [râhatın tâ kendisidir]. İnsanların dedi-kodularına bakmazlar. [Se’âdet-i Ebediyye: 503.] Ayakların zinâsı, şerî’atin yasak ettiği yere (harâmlara) gitmek. Gözlerin zinâsı, şerî’atin yasakladığı (harâmlara) bakmaktır. [Se’âdet-i Ebediyye: 762.] ------ Eski geleneklerin yavaş yavaş yok olup gittiği muhakkak, işte en son ramazan davulcularının başına gelenler de ortada. Bu yıl İstanbul’daki dört semtte ve Adana’da, davulcular tokmağı ellerine bile alamadı, üstelik bu kararı delenlere de 143 YTL para cezası verildi. İşte unutulup gidenlerin son perdesini de ramazan topları teşkil ediyor ki şahsen bir iftarımı dahi top sesi ile açmış değilim. 1997 yılında İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin ramazan ayı boyunca, her gün iftar ve imsak vakitlerinde, geçmişte olduğu gibi şehrin çeşitli merkezlerinden ramazan topu atılmasına ve havai fişek gösterisine karar verdiğini hatırlıyorum o kadar. Ramazanda top sesiyle oruçlarını açan kaç belde var bilmiyorum ama artık ramazanın o ‘unutulanları’ arasına çoktan girmiş durumda. Pek tanışıklığımız olmasa da sadece İstanbul gibi büyük merkezler değil, Osmanlı’nın hemen her yöresinde adet haline gelen ramazan topları, kimi İslam memleketlerinde hâlâ sürdürülegelen bir gelenek. Özellikle Ürdün, Malezya ve Senegal’de bu âdet, aynı heyecanla yaşatılıyor. Evlerde saatlerin, şehir merkezlerinde ise saat kulelerinin bulunmadığı dönemlerde top atılması hem ucuz, hem de herkesin aynı anda haberdar edilmesi açısından benimsenen bir yöntemdi. Zaten o dönemlerde özellikle İstanbul mahallerinde bekçilerin bir diğer görevi de insanlara saati bildirmekti. Ucu demirli sopasını kaldırım taşlarına saat sayısı kadar vurur, böylece evlerde saatlerden haberi olmayanları uyarmış olurlardı. Hatta bunu buçukları, çeyrekleri bildirerek yapanlar bile vardı. Kale yoksa top da yok! Osmanlı Devleti’nin son dönemlerindeki mübarek günlerde, ramazan ayında, Ramazan ve Kurban Bayramları’nda top atılması için o mahalde mutlaka bir kale bulunması veya şayet şehirler deniz sahilinde iseler oranın limanında savaş gemisi bulunması gerekiyordu. Daha önceleri ise Müslümanların çok değer verdiği bu mübarek günler için mutlaka uygun bir yer ayarlayarak oradan top atılması geleneğinin sürdürülmesine itina gösteriliyordu. Balıkhane Nazırı Ali Rıza Bey’in 1921’de kaleme aldığı, “İstanbul’da Ramazan Mevsimi” isimli kitaptan öğrendiğimize göre ilk defa 1835 yılında 2. Mahmud zamanında Mevlid Kandili münasebetiyle akşam namazından ertesi gün ikindi vaktine kadar her vakit beşer adet top atıldı. Rumelihisarı ve Yedikule’de iftar ve sahur vakti top atılması geleneği ise 4. Mustafa döneminde başladı. Bu gelenek 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren yavaş yavaş tartışılmaya açıldı ve birer birer bunların terki yoluna gidildi veya büyük bir sınırlandırma getirildi. Yanlış yere isabet edince... Aslında ramazan topunun başına gelenleri Başbakanlık Osmanlı Arşivlerindeki belgelerden okumak mümkün. 1861 tarihli bir belge, top atılması sırasında yaşanan menfi olaylardan sadece birini günümüze taşıyor. Ramazan Bayramı toplarının atımı sırasında bir Hıristiyanın ölümüne sebep olan askerlerin rütbelerinin söküldüğü ve Akka Kalesi’nde hapsedildiklerini öğrendiğimiz üç sayfalık belgede yaşanan olayları kısaca özetleyelim: Bayramın ilk günü aşağı kaleden atılan toplardan çıkan bir peşrev tanesi, köprü üzerinde durmakta olan Akkalı bir Hıristiyana isabet etmesi neticesinde o kimse oracıkta ölür. Olayın ardından Miralay İzzettin Şükrü ve Dilaver beyler yapılacak tahkikat komisyonunun başına getirilir. Yapılan incelemeler sonucunda topçuların herhangi bir kastı olmadığı anlaşılır ama top atıldığı esnada dikkatsiz ve kayıtsız kaldıkları sonucuna varılır. Ve komisyonun kararı sonucu topçulardan Ahmed Abduh, Abdullah Şaban ve Hasan adlı şahısların rütbeleri sökülür. Ahmed Abduh ve Abdullah Şaban 1 yıl, Hasan isimli topçu ise 1.5 yıl Akka Kalesi’ne hapsedilir. Abdülkadir Bezri ise suçsuz bulunup serbest bırakılır. Ehil olmayanlar top atmaya! İşte bu tür menfi olayların yaşanmasının ardından sonraki yıllarda top kullanmanın mahzurlu ve tehlikeli olduğu düşüncesi ile top atmak yerine tüfek veya havai fişek atılması gerektiğine dair belgeler yayımlanır. 1912 yılında yayınlanan belgenin kısa özeti ise şöyle: Ramazan-ı şerîf ayında vakitleri bildirmek üzere bazı viyaletler top talep etmiş bulunmaktadır. Muhtelif kazalardan sakınmak için top ilmini bilmeyen kimselerin top atması kanunen mümkün olmayıp, asla izin verilemez. Zaten kale ve tam batarya bulunmayan mahallerde top atılması mahzurlu ve tehlikeli olduğundan yasak edilmiştir. Bu gibi yerlerde tüfek atılması, eğer tüfek sesi de kâfi gelmiyorsa havai fişek atılması uygun görülmüştür... İşte bir zamanlar o mübarek günleri ve geceleri, iftar ve sahurları, bayram günlerini şenlendiren ramazan topları, böylece susup tarihin derinliklerine karışıp gider... ------ > Her güne bir dua Kabir ziyaretinde okunacak duâlar Kabristâna gelen bir kimse, ayakta, “Esselâmü aleyküm, yâ Ehle dâr-il kavm-ilmü’minîn! İnnâ İnşâallahü an karîbin biküm lâhikûn”, der. Sonra, Besmele ile on bir İhlâs ve bir Fâtiha okur. Sonra, “Allahümme rabbel-ecsâdilbâliyeh, vel-ızâmin nahire-tilletî harecet mineddünyâ ve hiye bike mü’minetün, edhıl aleyhâ revhan min indike ve selâmen minnî”, duâsını okumalıdır. “Allahümme innî eteveccehü ileyke bi câhi nebiyyike’l-Mustafa nebiyyi’r-rahme, en lâ tüazzibe hâzihi’l-meyyit”, derse kabirdeki meyyitin günahları afvolur. ------ > Oruç ve sağlık Vücut kendini yeniler Oruç manevi açılımıyla olduğu kadar bir beslenme biçimi sağladığından sağlık için yararlı olduğu tartışılmaz bir gerçektir. Oruçlu insanda uyarılan salgılar azalır. Mide, bağırsak sistemi istirahate çekilir. Yani bir ay süresince bu sistem kendini yeniler ve organize eder. Diğer zamanlarda çokça tüketilen sigara gibi zararlı maddelerin daha az alınması da bu sistemin yenilenmesini hızlandırır. Bu da direkt olarak mide, bağırsak ve karaciğeri hem dinlendirir, hem de kendilerini yenilemelerine fırsat verir. Orucun manevi havası stresi azaltır. Özellikle gastrit, ülser gibi mide rahatsızlıklarının baş düşmanı olan stres, ramazan ayında azalacağı için bu tür hastalarda iyileşme görülür. Sürekli yeme alışkanlığından kaynaklanan obezite (şişmanlık) hastası olanların vücutları dinlenir ve yeme alışkanlıklarını düzenlemeleri için bir fırsat doğar. ------ Benim haccım da bu olsun Abdullah bin Mübârek (736-796), bir sene hacca gitmişti. Hacdan sonra rüyada, meleklerin gökten indiklerini gördü. Meleklerden biri, diğerine sordu: - Bu sene kaç kişi hacca geldi? - Altı yüz bin kişi. - Kaç kişinin haccı kabul edildi? - Hiçbirinin haccı kabul edilmedi. Abdullah bin Mübârek hazretleri bu cevabı işitince çok sıkıldı. Çok üzüldü. - Çok zor iş. Altı yüz bin kul, ihtiyaç ve yalvarma ile dünyanın her tarafından hacca geldiler. Çöller ve diğer zor şartlarda büyük sıkıntılara katlandılar. Bütün yaptıkları boşa gitti. Hiç birinin haccı kabul edilmedi, dedim. Sonra melek: - Şam’da Ali bin Muvaffak adında birisi vardır. O hacca gelmedi. Ama, haccı kabul edildi, Altı yüz bin hacıyı O’na bağışladılar. Hepsinin haccı kabul edildi, dedi. Uyanınca, arkadaşlarımdan ayrıldım. Şam kafilesine katıldım. Şam’a gittim. Ali bin Muvaffak’ın evini araştırıp, buldum. Kapıyı çaldım. Bir kimse kapıya çıktı. Adını sordum. - Ali bin Muvaffak, ya sizinki? - Abdullah bin Mübârek, cevabını vermemle, feryat edip, kendinden geçti. Kendine gelince, gördüğüm rüyâyı kendisine anlattım. - Haccının kabûl edildiğini ve kendi haccı ile beraber altı yüz bin kişinin haclarının da kabûl edildiğini haber vererek, bana nasıl bir hayırlı amel işlediğini anlat, dedim. - Ben ayakkabı tamircisiydim. Otuz seneden beri hacca gitmek arzusundaydım. Bu işimden otuz senedir, üç yüz dirhem (1440 gr) gümüş biriktirdim. Bu sene hacca gidecektim. Hanımım hamileydi. Komşunun evinden yemek kokusu burnuna geldi. Hanımım komşudan yemek istememi söyledi. Komşuya gidip, hanımımın arzusunu söyledim. Komşum ağlayarak: ‘’Ey Ali bin Muvaffak, bizim bu yemeğimiz size helâl değildir. Çünkü üç gündür, çocuklarım bir şey yememişlerdir. Bütün Şam şehrinde hiçbir iş bulamadım. Kimse bana iş vermedi. Ölü bir hayvan gördüm. Ondan çocuklara yemek pişiriyorum. Size helâl olmaz’’ dedi. Bunu duyunca, içime bir acı düştü. ‘’Niçin Kâ’be’ye gideyim. Benim haccım buradadır’’ dedim. Hac azığım üç yüz dirhemi komşuma verdim. ‘’Bunu al ve çoluk çocuğuna nafaka yap. Benim haccım da bu olsun’’ dedim. Abdullah bin Mübârek: - Allahü teâlâ doğru rüyâ gösterdi, dedi. ------ > Nükteler İstifa mı ediyorsunuz? Mahkemede hâkim, Necip Fâzıl Kısakürek’e nasihat ederken: Bak dostum, seni bundan böyle bir daha huzurumda görmeyeceğim, değil mi? der. Necip Fâzıl, taaccüple sorar: Hâkim Bey, yoksa istifa mi ediyorsunuz? ------ > Aydın mutfağından Tavuk Yahni Malzemeler: * 4 adet tavuk but * 2 adet soğan * 2 adet domates * 4 tane kırmızı yağ biberi * 2 çorba kaşığı zeytinyağı * 1 çay bardağı haşlanmış nohut * Tuz, karabiber, toz kırmızı biber
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT