BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Pazarlama azarlanmaz pazarlanır

Pazarlama azarlanmaz pazarlanır

Başbakanın ülkemizi pazarlama işini kendine vazife bildiğini açıkladığı konuşması haftalar boyu yankılandı. İyi de oldu. Bu sayede pazarlamanın “satmak” değil, “kıymete kıymet katmak”, “eldekini çoğaltmak” olduğu konuşuldu. Pazarlamayı sevenler kadar nefret edenler de açığa çıktı.



Başbakanın ülkemizi pazarlama işini kendine vazife bildiğini açıkladığı konuşması haftalar boyu yankılandı. İyi de oldu. Bu sayede pazarlamanın “satmak” değil, “kıymete kıymet katmak”, “eldekini çoğaltmak” olduğu konuşuldu. Pazarlamayı sevenler kadar nefret edenler de açığa çıktı. Bu konuda akademisyenlerden pek ses çıkmadı. Büyükler Van gezisinde, genç akademisyenler ise, geçim ve unvan peşindeydiler. Seveniyle sevmeyeniyle, basın mensupları, “değer üreten pazarlamayı” tam kavramamış olsalar da, “satmak ve pazarlamak” arasındaki farkı bir ölçüde anlamış göründüler. Toplumdaki “kötü ve bozuk pazarlama imajı”nın, piyasadaki “kötü uygulamacılar”ın eseri olduğu dile getirildi. “Kötü pazarlama iyi pazarlamayı kovuyor”; pazarlamayı kötüler “berbat” ediyordu. İyilerin sesi pek çıkmıyor, pazarlama hâlâ bir “cambazlık” sanılıyordu. “Ülkeyi pazarlamak” tartışmalarının hemen ardından geçen hafta benim “pazarlamanın emekçileri” adını verdiğim firmalar Marketingist 2005 fuarında bir araya geldiler. Ürünlerini, hizmetlerini, başarılarını ve fikirlerini sergilediler. Fuardaki konu başlıkları bile pazarlamanın ne kadar “renkli ve hayatın içinde bir konu” olduğunu görmemize vesile oldu. Konusuna dikkat çekmek ve sevdirmek için konuşmacıların kullandığı başlıklardan bazılarını aktarmak istiyorum: “İş Savaşları / Kahrol Düşman / Ürünün Dönüşü / Reklam Yatırımdır / Perakendede Ülke İçin Fark / İletişim Kendinizi Ona Söylemektir / Aslında Sattığımız Gülün Kokusu / Markalaşmada Genlerin Yeniden Kodlanması / Etkileşimli Pazarlama / Kişisel Rekabet Sanatı: Vazgeçilmez Olabilmek / Bilgi Jeopolitiği: Ağ Savaşları / Müşteri Randevusuna Neden Sadık Kalmıyor? / Endüstriyel Espiyonaj ve Korunma / Retik: Rekabet ve Etik / Gelecekte Yaşamak İçin / Geleceğin Düş Toplumunda / Markama Tecavüz Ettiler, Kime Şikâyet Edeyim? / Pazarlama İletişimi: Pazarlamacı Giremez / Modacı Geldi Hanııım! / Vizyonun mu Var, Derdin Var / Sanal Ama Gerçek / Maç Kazanmak İçin Oynayanlar / Reklamda Rekabetçi Zeka / Biraz da Casusluk Etmelisiniz / Satış Tamam Ama, Ürünü Nasıl Teslim Edeceksiniz? / Krallar Uzun Yırtmaç Sever / Rekabette Tatminkâr Pozisyonlar / Reklâmda Rekabetçi Zekâ / Marka Okulu / Küçük Bütçelerle Sihirli Sonuçlar / Tasarımla Kazanmak / Markayla Değer Oluşturmak / Dış Pazarları Zorlayan Türk Markaları / Almanya’da Markalaşabilir miyim? / Bir Dünya Markası mı? / Bir Ülke Nasıl Marka Olur?” Sahi, bir ülke nasıl pazarlanır? Ülkeyi pazarlamak ve onu dünyada güçlü bir marka yapmak için, bir başbakan ve bir hükümet yetmez. Her meslekten insanın, “devlet”in, bürokratın, siyasetçinin, meslek sahibinin, ailenin, gencin, bireyin, kısacası herkesin bu işe katılması gerekir. Ama her şeyden önce, insanımızın pazarlamanın ne olup olmadığı konusunda aydınlatılmaya ihtiyacı var. Halkımıza, herkese “pazarlamayı sevdirmek”, bir bakıma onlara “pazarlamayı pazarlamak” lazım. Dünyada saygın, değerli, sözü dinlenir, güçlü bir ülke olmak için şirketlerin, kurumların, firmaların, şehirlerin, insanların, politika ve stratejilerin, kültürün, coğrafyanın, hâsılı “bütün değerlerimizin topyekun pazarlanması” gerekiyor. Bunun için bir “Ulusal Pazarlama Strateji Belgesi”ne ve bunun nesiller boyu şaşmadan sürdürülmesine ihtiyaç var. Dünyadaki yatırımcıların, turistlerin, tüketicilerin, medyanın ve hükümetlerin dikkatini çekmek, bize saygı ve güven duyulmasını sağlamak için başka ülkelerle rekabet etmek ve bunun için de pazarlamanın gücünden yararlanmak durumundayız. Pazarlamayı sevdirecek, onu doğru ve iyi anlatacak insanlarımıza büyük görevler düşüyor. Pazarlama azarlanmaz, pazarlanır.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT