BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Rabbena... Hep bana...

Rabbena... Hep bana...

Şekip mostralık oldu. Serhat Ulueren pazar gecesi Telegol’de “İplik pazarı” kurdu. Federasyonun ikinci adamı Şekip Ağa’yı yani, “Küçük dağları ben yarattım” havasındaki adamı tüm ayıplarıyla sundu. “Savaş, uğruna kolayca gençlerin öldüğü, ihtiyarların ise ardından bolca konuştuğu bir şeymiş”. Federasyonun çöküşü, suçüstü yakalananların ve “Şekip’in mostralık olduğu” bir programla başlamıştır.



Sayın Başkan Aziz Yıldırım bir basın toplantısı yaptı. Kendi camiasının haklarını savunurken, yine bazı doğruları sadece “kendine doğru” olarak gördüğünü gösterdi bana. Kendine yonttu bir kez daha... Basın toplantısında kimlere ihtiyacı vardı? Muhabir ve kameramana... Yani “şerefsiz” dediği, “bak tokatlarım ha” dediği işkolunun temsilcilerine. Çağırdı onları ve tüm ülke dinlesin diye konuştu. Yayınlattı kendini, ekmekleriyle hiç çekinmeden oynayacağını açıkça söylediği elemanlara. Kendi televizyonunu kifayetsiz gördüğü yerlerde “gelsin” ulusal kanalların elemanları, kremaları ise kendi televizyonuna sakladığında “sussun” ulusal kanalların elemanları. BaşkanYıldırım birçok şeyi olduğu gibi medyayı da kullandı, şartları ve insanları kullanma supleksini kullanarak. Sırf şartların ve insanların kendisine karşı oluşan refleksini eleştirmek için. O, Tahkim’i de istiyor. “Rabbena, hep bana” diyor. Doymuyor. 2000’li yıllarda neler olmuştu bir hatırlayın lütfen. G.Saray ile yarışamayacağını anlayınca rakibini engellemek için teşkilatlanıp örgütlenmişti camiası. “Ara açılırsa, bir daha yetişemeyiz” diye manşetler okudum arşivden. Binlerce insanı Bağdat Caddesi’nden ben yürütmedim pankart ve sloganlarla. Rakipleri şimdi sadece sahada ve çıkış tünelinden ortaya kadar yürüyüp ceza aldılar. O zaman ceza verilmemişti ama... 2003’lerde ne oldu? Beşiktaş ile yarışamayacağını anlayınca rakibini nasıl durdurduğunu bir gün tarih yazacak elbette. 2005’ler de ne oluyor? Hiiç.. Rakiplerini onu durdurmak istiyor. Kendi silahı ile vurulmayı hazmedemeyen sayın başkan, elinde olmayan tek şeyi, yani Tahkim’i de istiyor. > POST-İT G.Saray Başkanı olarak basına yaptığım açıklamada “Burası dağ başı mı?” diye sormuştum. Aslında yine kibar davranmışım. Burası orman kanunlarının geçerli olduğu gerçek bir dağ başıymış. Bir dahaki toplantıda ne desem acaba? (Özhan Canaydın) Hiç alakası var F.Bahçe’nin Arena’sı Schalke maçında göstermelik bir görüntüyle açıldı. UEFA gözlemcilerine sunulan görüntü ile seyirciye arz edilen stadın “hiç alakası vardı”. Bizim televizyon stüdyolarımızdaki butafor, yani sıkıştırılmış süngerden oluşan ama muhteşem görüntü veren dekorlar gibi. Maçın çilesini çeken ve 225 YTL verip sırılsıklam olarak dönen dostlarım benden yazmamı istediler. Daracık bir kapı ve 1 kişinin ancak çıkabildiği bir merdivenden tırmanmak. Paravanla kapatılmış olan ve daha önce UEFA temsilcilerine paravansız hali sunulmuş olan bir giriş. Kullanılmayan cam kapılar ve hayali bir tribün. Eziyet.. Aman UEFA duymasın. Korsan var Bir süredir Marmara FM’de 105.3 frekansında maç anlatıyorum. Birçok radyo korsan yayın yapıyor diye adlandırılıyor ve bunu TRT hariç her kanal da bal gibi yapıyor. NTV radyosu biz asla korsan yayın yapmıyoruz diyor ama Konyaspor - Beşiktaş maçında fena halde suçüstü yakalandılar. 9 dakika Digitürk yayını gidince sevgili dostum Akın Göksu radyosunun ilkesini korumak için kendini feda etti ve 9 dakika hayalinden maç anlattı. O arada da Ahmet Hassan golü atıvermez mi?.. Büyük konuşma kanalım, senden büyük Allah var. Biz mesela o tongaya düşmedik. Çünkü yayında değildik. Kibarlıktan kırılmak var ya!.. İşte bu kahrediyor G.Saray taraftarını. Yönetimin yanlışları olabilir. G.Saray taraftarı da bunu göğüsler. Olimpiyat Stadı’na bir yılı da gömer, Tromso gibi bir takıma milyonlarca doları ve ortaya koyduğu unvanını da. Ama göz göre göre hakkının yenmesini ve kibarlıktan ölmek üzere olan camia liderlerinin buna göz yummasına tahammül edemiyor. Tepkisi bunlaradır. Eyyamların rakibe gidip, kendisinin gereğinden fazla adalete maruz kalmasına tahammül edemez. Edemiyor zaten... Senin 50 metreden golünü iptal eden hakeme karşılık, burnunun dibinden puanları alıp senin rakibine verenlerin bir hafta sonra maç almasına, rakibinin bir hafta önceden özellikle doğranıp İstanbul’a öyle gelebilmesine, özür dilemeyi gerektirecek kadar bariz bir hataya zarif bir pankart tepkisi gösterdiği için ceza almaya dayanamaz. Çünkü onların canı yanıyor... Üstelik bu kadar haksız rekabetin içinden çıkan, rakibinin kendisini geçtiğinin kendi yöneticisi tarafından deklare edilmesine hiç tahammül edemez. Sadece son üç haftada bile hakemlerin ligin zirvesiyle ve maçların kaderiyle nasıl bilinçli bir oyuna giriştiğini onlar görüyor ve fakat yöneticisi ligin elinden bir kez daha alınmasına rıza gösteriyor. İşte buna hiç tahammül edemezler... Canaydın’ın son çıkışı yerinde ve doğrudur. Ama orada kalmamalıdır. Hatta desteklenmelidir. Her şeyi yapabilir bir hakem, ama bir oyuncuyu öylesine azarlayamaz. Buna tepki çok daha ağır olmalıdır. Bir tuhaflık var Kürşat’ı beğenenlerdenim. Başta bunu söyleyerek, diyeceklerimi demek isterim. Ancaaak.. Ben bu delikanlının kariyerinde kalitesi ile ters orantılı bir bağlantı seziyorum. Çocuk Rize’de oynadığı süre içinde hocanın biri gitti biri geldi. En son Rıza Çalımbay hocasını gönderdi, ardından Rıza onu Beşiktaş’a aldı. O gidince Rize darmadağın oldu. O geldi Beşiktaş darmadağınık bir manzaraya büründü. Kürşat gitti Trabzonspor’a. O arada Rıza Beşiktaş’tan, Şenol da Trabzon’dan bavul topladı, Kürşat kardeşim geldikten sonra... Vahid hocası ise zorla devam ediyor gibi. Her an o da gidebilir. Haaa.. O arada Milli Takım’a bir gitti, oradan da Ersun’u götürdü Kürşat. Bir tuhaflık yok mu? S-ÖZ Hiçbir şey istemeyen bir adam asla yenilmezdir. (Anonim) Volkan benim 1 numaramdır Geçenlerde Volkan’ın kalitesine değinirken bazı insani sorunlara dikkat çekmeye çalışmıştım. Çocuğun ayağına konuşmuşum. Deneyimsizliğin göbeğinden vuruldu. Oysa Schalke’nin kalecisi Rost, bizim Volkan’ın ayakkabıları kadar etmezdi ve yediği üç golde de hatalıydı. Oysa Volkan hatasız oyununu göze getirdi bir ıskasıyla. Aslında Volkan, Schalke maçında o topa gelirken nereye atacağına bakıyordu ve gözlerini bir an için toptan ayırdı. Takımını ve başlatacağı hücumu düşünüyordu. Şimdi artık kendini düşünecek, hiç riske girmeden bu tür topları en uzağa ya da doğrudan taca vuracaktır. Rüştü topu tutup geri düşmedi mi? Yasin bacak arasından gol yemedi mi? Her kalecinin bu tür hataları olacaktır; önemli olan o hata ile maçın kaybedilmemiş olması ve kariyerinin başlarında yapmış olmasıdır. Bir Türk gencinin geçecek kale bulamadığı bu ülkede Volkan’a kredimiz öyle kolay kolay bitmez. Bitmemeli... Saydığım isimler bu ülkenin yakın dönem en iyi kalecileridir. Volkan da günümüzün... > Hakemlerin başı Ufuk Özerten’in Gençlerli mi Cimbomlu mu olduğu sorusuna cevap aranan maçtan sıkı F.Bahçeli olduğu sonucu çıktı!
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT