BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Cömertlikteki mertebesi

Cömertlikteki mertebesi

Hazreti Ali’nin bütün fazîletlerinden, ilmi o seviyede idi ki, bir gün minber basamaklarını şereflendirdiğinde, buyurmuştur ki; rûhum kabza-i kudretinde olan Allahü teâlâya yemin ederim ki, Zebûr, Tevrât ve İncîl konuşabilseler idi, ben onların bütün esrârlarından haber verebilirdim.



Hazreti Ali’nin bütün fazîletlerinden, ilmi o seviyede idi ki, bir gün minber basamaklarını şereflendirdiğinde, buyurmuştur ki; rûhum kabza-i kudretinde olan Allahü teâlâya yemin ederim ki, Zebûr, Tevrât ve İncîl konuşabilseler idi, ben onların bütün esrârlarından haber verebilirdim. Onlar da ittifâk ile beni tasdik ederler idi. İbâdeti o mertebede idi ki, her gece yalnız olarak, farz ve sünnet tekbîrlerinden ayrı olarak bin tekbîr işitilirdi. Hilmi o derecede idi ki, bir gün bir kölesini yedi kere çağırdı. Kölesi cevap vermedi. Sebebini anlamak için çıktı. Köle evin kapısında durmuş idi. Niçin cevap vermediğini sordu. Yâ Efendi! İstedim ki, seni gadablandırayım. Hazreti Ali dedi ki: Ey gâfil! Allahü teâlânın izni ile ben gadablanmam. Fakat seni imtihâna teşvîk edeni (şeytanı) kızdırayım, dedi ve o köleyi âzâd etti. Ömrü oldukça ma’îşet için çalıştı. Tevâzû’u o derecede idi ki, hilâfet zamanında mülkü, doğuda Semerkand’a kadar genişlemişti. Fakat o çok vakit yaya yürür, ata binmezdi. Bir gün bazı ihtiyâçlarını alıp, kendi götürür idi. Hizmetçilerinden birisi dedi ki: Yâ Emîr-el mü’minîn! Bu hizmet bizimdir, biz yapalım. Buyurdu ki: “Âilenin ihtiyâcını te’mîne en çok hakkı olan babadır.” Hizmetçi dedi ki; siz zamanın halifesi ve cihânın sultânısınız. Bu hizmet cenâbınıza hafîflik verir. Buyurdu ki: Iyâlinin, çoluk-çocuğunun ihtiyâcını taşımakla insan kemâlinden bir şey kaybetmez. Sehâveti, cömertliği o mertebede idi ki; bir vakitte dört dirheme mâlik idi. Bir dirhemini gizli, bir dirhemini âşikâre, bir dirhemini gündüz, bir dirhemini gece tasadduk etti, sadaka verdi. Şânlarının büyüklüğü için meâl-i şerîfi “Gece ve gündüz, gizli ve açık, mallarını sarf edenlerin mükâfâtlarını Rableri verecekdir” olan Bekara sûresinin 274’üncü âyet-i kerîmesi nâzil olup, bütün âleme yayıldı ve şöhret buldu. Fakîr-fukarâya çok düşkün idi ki, bu husustaki şânlarının büyüklüğü için, meâl-i şerîfi “Onlar kendileri arzû ettikleri hâlde, yiyeceği, yoksula, öksüze ve esîre yidirirler”olan, Hel etâ [insan] sûresi 8’inci âyet-i kerîmesi nâzil oldu. Kemâl derecedeki ihsânı, meâl-i şerîfi “Sizin dostunuz ancak Allahü teâlâ, Onun Peygamberi ve namaz kılan, rükû’ eden ve zekât veren mü’minlerdir” olan Mâide sûresi 55’inci âyet-i kerîmesi ile sâbit olmuştur...
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT