BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Karanlıktan aydınlığa...

Karanlıktan aydınlığa...

Ne çok şikayet ediyor insanoğlu. Dünyanın en büyük dertleri kendi dertleri, en büyük mutlulukları kendi mutlulukları zannediyor. Yanı başında olup biteni görmüyor, duymuyor çoğu zaman... 40 yıldır adeta bitkisel hayata mahkum olan Bayburtlu Zavut ailesinin iki evladının ıstırabı, Türkiye Hastanesi’nde son buldu.



* Türkiye, onların dramını TGRT’de yayınlanan “İnci Ertuğrul Sizin Sesiniz” programıyla öğrendi. ‘Sorumlu medya’ anlayışını ön planda tutan TGRT, 40 yılı aşkın süreden beri yürüyemeyen, kolları tutmayan, ayakta duramayan, kendi başına hareket edemeyen ve en önemlisi de göremeyen Yusuf ve Emine Zavut’un umudu oldu. Onlar, Türkiye Hastanesi’nde hiçbir ücret alınmadan geçirdikleri operasyon sayesinde artık görüyorlar ve hayata daha bir umutlu bakıyorlar... Ne kadar şanslı, ne kadar zengin olduğumuzu fark etmeden geçiyor ömrümüz belki de. Rahatça yürüyüp koşmak, dolaşmak, bir bardak su içebilmenin güzelliği, sevdiklerimizin yüzüne bakmak, bir aile içinde yaşamak ne büyük hazineler anlayamadan, küçücük kaygılara batıveriyoruz. Sonra hayat yolumuza birilerini çıkarıyor. Şükretmeyi hatırlatan..’Farkına var’!’ diyen... Yusuf 45, Emine 40 yaşında. Aynı kaderi paylaşan iki kardeş. 1956 yılında Bayburt’ta evlenen Mevlüt ve Ayşe Zavut’un üç çocukları olur. Adlarını Züleyha, Yusuf ve Emine koyarlar. Evlatları için güzel hayaller kuran anne-baba, 6 yaşından sonra çocuklarının rahatsızlanmasıyla yıkılır. Çocuklar yürüyemez olurlar. Elleri, kolları tutmaz, ayakta duramaz, kendi başına hareket edemez, göremez hale gelirler. Ayşe ve Mevlüt Zavut, çocukları için bir tedavi yolu ararlar, ama nafile... Gidilen doktorlar, çalınan kapılardan boş dönerler. Her geçen gün evlatlarının hareket kabiliyeti azalır. Anne-baba elde avuçta ne varsa harcar, sahip oldukları iki inekten elde edilen sütün parasıyla çocuklarını tedavi ettirmeye çalışırlar. Onlar da herkes gibi yürüsünler, koşsunlar isterler, ama bu gerçekleşemez. Anne de ölünce... Mevlüt Zavut, yıllar sonra o günleri anlatırken gözyaşlarını tutamaz ama şükretmekten de vazgeçmez: “Doktorlar eşimden gelen bir hastalık yüzünden böyle olduklarını söyledi. Doğdukları zaman hepsi normal görünüyordu. Önce emekliyorlardı ama sonra hiç güçleri kalmadı...” Üç çocuklarının eli-kolu, gören gözü olur anne-baba. Yemeklerini yedirir, ihtiyaçlarını giderirler. Kardeşlerden Züleyha bu duruma 29 yaşına kadar dayanır ancak. Onun ölümünden sonra Yusuf ve Emine için yaşamaya devam ederler. 2000 yılına kadar anneleri Ayşe Zavut her şeyleriyle ilgilenir. Her yere sırtında taşır, yemeklerini yedirir, temizliklerini yapar. Onun da hayatını kaybetmesiyle bütün yük babalarının omzuna biner. Mevlüt Zavut, Emine ve Yusuf’la kalakalır... Her şeye rağmen şükretmek Oysa bu yaşında onun bir desteğe, bakıma ihtiyacı vardır. 5 yıldır çocuklarını hayatta tutmak için çalışan Mevlüt Zavut’a komşuları, akrabaları yardım eder. Yemekler aşevinden gelir, yakıt yardımlarla alınır. Yusuf ile Emine ise hiç görmedikleri bir dünyada yaşamaya devam ederler. Yatırıldıkları yerde yardım olmadan başlarını bile başka yöne çeviremeyen, ellerini, ayaklarını oynatamayan bu iki kardeş bütün gün şarkılar, ilahiler dinleyerek geçirirler vakitlerini. Emine, tatlı bir Bayburt şivesiyle yaşadıklarını anlatırken, her şeye rağmen gülmekten vazgeçmiyor, şükür sözcüklerini dilinden düşürmüyordu... “Bir teybimiz var, onda şarkılar, türküler dinliyoruz bütün gün. Bir de ilahiler...” 5 yaşında gördükleriyle avundu Yusuf da, bütün bu rahatsızlığının yanında böbreklerindeki taşların sancısına dayanmaya çalışıyordu. Bir bardak su içmek, boyunlarını sağdan sola çevirmek için bile başkalarına muhtaç olan bu iki kardeşin en çok istediği ise görmekti. Yaşadıkları dünyayı, etraflarındaki insanları görmek istiyorlardı. 4-5 yaşına kadar gördüğünü söyleyen Yusuf’un o günleri anlatırken duyduğu özlem sesine yansımaktaydı... “Dedemin bir dükkanı vardı, küçükken ben oraya giderdim. Oraya subaylar gelirdi ve beni severlerdi, yanağımı okşarlardı. Onların üniformalarını hatırlıyorum...” Onu seven subayların üniformalarını hatırlayan Yusuf’a babasının yüzünü hatırlayıp hatırlamadığını soruyorum “Hayır” diyor. Mevlüt amcanın gözleri bir kez daha yaşarıyor. Stüdyoda herkes sessizce bu iki kardeşi ve onları hayatta tutmaya çabalayan 73 yaşındaki babalarını izliyor. Türkiye Hastanesi devrede Yusuf ve Emine’nin ‘ışığı seçebiliyoruz’ sözleri bizim için umut oluyor. Onları Türkiye Hastanesine gönderiyoruz. Operatör Dr. Nusret Baş’ın muayenesinden sonra sevindirici haber geliyor. Bir operasyondan sonra iki kardeşin de görebileceği müjdesi bu. Bunca yıldır görememelerinin sebebinin katarakt olduğu anlaşılıyor. İmkansızlık yüzünden yıllardır karanlığa mahkum olan iki kardeş ameliyat gününü bekliyor heyecanla... Biri 40 diğeri 45 yıldır bekleyen Yusuf ile Emine ameliyat sırası için yarışıyor. “Önce beni ameliyat et” diye pazarlık ediyorlar doktorlarıyla. Yusuf önceliği Emine’ye veriyor. Ameliyattan sonra da ilk görmek istedikleri kişi doktorları oluyor. Önce gözlerindeki katarakttan kurtuluyorlar, ardından şaşılıkları düzeltiliyor. Dr. Nusret Baş, tam olarak görmenin sağlanabilmesi için zamana ihtiyaç duyduklarını anlatırken gülümseyerek dinliyorlar onu... “Şu anda görüyorlar ama eşleştirmede sorun var tabii ki. Muzu gösteriyorum ‘bu nedir?’ diye elma diyorlar. Objeleri tanımadıkları için beyinde onlarla ilgili bilgiler yok ama zaman içerisinde bu gerçekleşecek. Bundan önce sadece aydınlık ve karanlık vardı onlar için” diye anlatıyor. > Geçen yıllara yazık! Emine ve Yusuf stüdyomuza ikinci kez misafir olduklarında görebiliyorlardı artık. Yıllar süren karanlıktan kurtulmuşlardı. Başlarını çeviremiyor, ellerini hareket ettiremiyorlardı ama görmek onları güçlendirmişti. Hastanede kaldıkları süre içerisinde ellerinde ufak hareketler de başlamıştı. Bu da gösteriyordu ki eğer zamanında ilgilenilseydi, gerekli tedavi ve eğitimle bugün belki her ikisi de elleriyle kendi ihtiyaçlarını karşılayabilir durumda olacaktı. Ama maddi imkansızlıklar bu ailenin de elini, kolunu bağlamıştı. Bir defa daha ülkemizdeki engelli vatandaşlarımıza ne kadar çok şey borçlu olduğumuzu hatırladık Emine ve Yusuf’un hikayesinde. Devletimiz kurum ve kuruluşlarıyla keşke onların eğitimlerini sağlayabilse, toplumsal hayata katılımlarını gerçekleştirebilse diye düşündük. Geçtiğimiz hafta sonu ‘sıkıntılarını’ anlatmak için bile sokağa çıkamayan, gerekli yerlere gidemeyen engellilerin görüntüsü yine canlandı gözümüzde. Ve engelli yakınlarını, ailelerini içten içe kemiren “peki bizden sonra ne olacaklar?” sorusu bir defa daha yankılandı yüreğimizde. Hepimizin birer potansiyel engelli olduğu düşüncesiyle! 73 yaşındaki Mevlüt Zavut’un da biri 40 diğeri 45 yaşında iki evladının bunca yıl sonra görmeye başlamasının mutluluğunu yaşarken, aklından aynı sorunun geçtiği belliydi: “Tamam da, ya benden sonra?..”
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 102459
    % 0.88
  • 5.6399
    % -0.71
  • 6.3294
    % -0.71
  • 7.0547
    % 0.08
  • 260.991
    % -0.06
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT