BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > “Oğlumu senden kurtaracağım!..”

“Oğlumu senden kurtaracağım!..”

Genç adam babasının uzattığı parayı alıp keyifle cebine koydu. Sonra kahvaltıya oturdu. Hiç kimse Gülcan’ın nerede olduğunu sormuyordu. Genç kız kendisine gösterilen odada Pervin’in getirdiği kahvaltıyı yapmış, dünden beri açlıktan kazınan midesini rahatlatmıştı.



Genç adam babasının uzattığı parayı alıp keyifle cebine koydu. Sonra kahvaltıya oturdu. Hiç kimse Gülcan’ın nerede olduğunu sormuyordu. Genç kız kendisine gösterilen odada Pervin’in getirdiği kahvaltıyı yapmış, dünden beri açlıktan kazınan midesini rahatlatmıştı. Günün bundan sonraki kısmı zor geçeceğe benziyordu. Bütün gün odada oturup kimseyle konuşmadan, hiç kimseyi görmeden geçecek yalnız saatler başlamıştı. “Bundan sonra bütün günler böyle geçecek...” diye mırıldandı. Çekip gitmeyi düşünüyordu. Ama babasının vereceği tepkiyi biliyor, hayatının bir anda eskisinden daha korkunç bir kâbusa döneceğinden şüphe duymuyordu. Kaldığı odayı incelemeye başladı. Kapının sol tarafında büyük bir gardırop vardı. Hemen onun karşısında pirinç başlıklı tek kişilik bir yatak, yatağın yan tarafında bir komodin ve karşısında iki koltuk bulunuyordu. Koltukların arasında duran yuvarlak fiskos sehpanın üzerinde kristal bir kül tablası duruyordu. Koltukların arkasında balkona açılan kapı vardı. Kapının sol tarafında ise banyo girişi, hemen banyo kapısının yanında bir çalışma masası ve duvara asılı üç tane rafın üzerinde de çeşitli kitaplar duruyordu. Yerler açık kahverengi halı kaplıydı. Perdelerin güneşlikleri de koyu kahverengiydi. Tavandan orijinal bir avize sallanıyordu. Gülcan odayı sevimli bulmuştu. Pervin’in laf arasında söylediğine göre burası misafirler için hazırlanmıştı. Raflardan bir kitap alarak koltuklardan birine oturdu. Bir romandı elindeki. Sessizce okumaya başladı. Başka yapacak bir işi yoktu çünkü. Birkaç saat sonra oda kapısının hızla açıldığını duyarak irkildi. Aysel Hanım bir kaşı havada karşısında duruyordu. Üzerine açık sarı ipekli bir bluz ve ayağına son derece kaliteli koyu yeşil bir etek giymişti. Saçları yapılıydı. Makyajı oldukça muntazamdı. Gülcan korkarak baktı kadına. Aysel Hanım iki adım attı odanın ortasına doğru: - Burada ne kadar barınacağını sanıyorsun? Oğlumu senden kurtaracağım. İstediğini şimdilik aldın ama kazanan ben olacağım. Ne paramızı ne de oğlumu yediririm sana bunu unutma! Sakın ortalıkta dolaşma. Seni bu evin içinde asla görmek istemiyorum. Çünkü sen bizim için bir yüz karasısın!.. Gülcan donup kalmıştı. Bu derece aşağılanmak gücüne gitmişti. Hiçbir şey söylemesine fırsat vermedi kadın ve geldiği gibi kapıyı çarparak çıkıp gitti. Genç kız dudaklarını ısırdı: “Neyin bedeli bu Allahım, neyin bedeli? Sen bir çıkış yolu ver yarabbî” Oturdu tekrar koltuğa külçe gibi. Kafasının içinden bin bir düşünce geçiyor ama bir türlü hiç birisini sıraya koyamıyor, derleyip toplayamıyordu. Bu şartlar altında bu evliliğin sürmesi mümkün değildi. Ama Gülcan işinden ayrılmıştı. Her şeyden öte babası olacak adam dünyayı zindan edecekti ona. Çünkü Halit, Erol’un oldukça yağlı bir kapı olduğunu düşünüyor, kızının evliliğinden sağlayacağı çıkarların hesabını yapıyordu durmadan. Bunları kaybetmeyi göze alamazdı. Eğer Erol’u terk ederse bunun bedelini şimdikinden daha ağır biçimde ödetirdi Gülcan’a. Çaresizlik genç kızı bunaltmıştı. O sırada odaya giren Pervin onun gözlerinin dolu dolu olduğunu görüp hayretle baktı. Gülümsedi Gülcan: - Kahvaltı çok güzeldi Pervin kardeş... Ellerine sağlık... > DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT