BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Fenerbahçesiz olmaz, Erzik’le de olmaz!..

Fenerbahçesiz olmaz, Erzik’le de olmaz!..

Ocak’taki Futbol Genel Kurulu’nda “seçilecek olan” yeni federasyonun “Fenerbahçe karşıtlarınca oluşturulacağına dair haberler”, eğer “doğru çıkarsa”, bu Türk futbolunu “bugün geldiği gerilenmiş noktadan da çok daha gerilere götürür!..”



Ocak’taki Futbol Genel Kurulu’nda “seçilecek olan” yeni federasyonun “Fenerbahçe karşıtlarınca oluşturulacağına dair haberler”, eğer “doğru çıkarsa”, bu Türk futbolunu “bugün geldiği gerilenmiş noktadan da çok daha gerilere götürür!..” Aziz Yıldırım’ın, “birçok federasyonun seçiminde” her türlü yolu deneyerek “ya benim olacak ya da benden olacak” şeklindeki yaklaşımının, mesela “Futbol ve Basketbol Federasyonlarını ne hâle getirdiğini, camiaları nasıl bölüp, parçaladığını” ve “bunun sonunun nerelere vardığını” görüp yaşayanlar olarak, “bu defa bu yanlışın tam tersi bir yanlışın yapılmamasının şart olduğunu” anlamamız gerekmiyor mu?.. “Fenerbahçe’nin federasyonları” olmayacağı gibi, “Fenerbahçe’ye karşı federasyonlar” da olamaz; olmamalı!.. Federasyonlar, “bütün kulüplerin federasyonlarıdır”; sporun federasyonlarıdır!.. Görüyorum ki, gerek “futbolun”, gerek “medyanın içinde olan” bazı arkadaşlarımız; “bölünmenin teşvikçisi olmak gibi” bir mücadelenin içindedirler; “kamplaşmayı ve çatışmayı körükleyecek” sözler söylemekte, kulisler yapmakta, haber ve yorumlar yazmaktadırlar!.. “Aklı başında” hiç kimse seçimlerin “Fenerbahçe’ye karşı olan bir organizasyon içinde” yapılmasını ve tamamlanmasını istemez; isteyemez!.. Aziz Yıldırım-Mahmut Uslu-Murat Özaydınlı üçlüsünün “bugüne kadar gelen bu yöndeki olumsuz çabalarına ve girişimlerine” rağmen!.. Bu işin bir yönü!.. İkinci yönü ise; “Şenes Erzik’i Federasyon başkanı yapma” çabalarıdır!.. “Havuz meselesini yüzüne gözüne bulaştırmış”, üç büyük kulüpün baskılarına “boyun eğemeyeceğini” anlayınca da, “bırakıp kaçmış” bir “eski” başkanın, adeta “kuyudan adam çıkarılır gibi” yeniden gündeme getirilmesindeki amaç, ortadadır!.. Ne yapacak Erzik; “o gün ne yapmışsa, o güne kadar ne yapmışsa” onu!.. “Nabza göre şerbet” ve bol bol “mavi boncuk dağıtma!..” Dahası; “onu ben yazmamayım”; Anadolu kulüplerinin “o günleri yaşayan yönetici ve başkanları” çok iyi bilirler “dahasını!..” Dikkat edin; “Erzik” önerileri, neden hep “İstanbul basınından geliyor”; “nedeni” belli değil mi? Ben de, Süleyman Demirel gibi konuşayım: “Vaaa mı, bunun başka bir izah tarzı?..” Riva’ya onay verilmeli!.. Son gelişmelerden, açıklamalardan anlıyorum ki; mesele “Özhan Canaydın” meselesi değildir; “Galatasaray meselesidir!..” Ve Riva Projesi’ne onay vermek, “Canaydın’ı kurtarmak ve onun yeniden seçilmesinin yolunu açmak” değildir; Galatasaray’ı”Faruk Süren-Mehmet Cansun-Özhan Canaydın üçlüsünün peş peşe sürükledikleri ve attıkları bataklıktan kurtarmak adımı” olacaktır!.. Galatasaray’ın “bu bataktan kurtulması için”, bir günün, bir saatin bile önemi vardır!.. “Tekfen, Doğuş, Enka ve Toplu Konut İdaresi gibi önemli ve ciddi kuruluşlar” Riva’ya taliptir ve “Galatasaray’ı bataktan büyük ölçüde kurtaracak bir mâli tablo” Galatasaray’ın önünde durmaktadır!.. “Kurulacak bir komisyonun denetiminde, Riva Projesi’ne onay vermek” şart olmuştur; “marttaki Genel Kurul’a kadar beklemek ve yeni yönetimden medet ummak” doğru gibi görünüyor ama, Galatasaray’ın “nefes almak için 3 ay daha bekleyecek zamanı” kalmamıştır; boğuluyor; Riva Projesi Genel Kurul’dan geçmezse, kulüp, “bankaların hücumuna uğrayacak”, futbolcuların paraları”hiç ödenemeyecek”, koca Galatasaray göz göre göre bitecektir!.. Yönetici Fatih Gökşen’in, “Özhan Canaydın’ın başkanlık çizgisini anlatan” açıklamaları ve “Başkan bir transfere yetebilecek miktarda para bulunduğu zaman Ergun Gürsoy ve Fatih Gökşen’i unutuyor, kriz ortamlarında ise kenara çekilip bu ikilinin öne çıkmasını talep ediyor, deniliyor. Durum böyle mi?” sorusuna karşılık, verdiği “Hakikaten böyle oluyor. Kimse Özhan Canaydın yönetimini sevmiyor. Demek ki sevilmememizi gerektirecek şeyler yapmışız” cevabı, zaten “Özhan Canaydın’ı bitirmiştir”; hatta Gökşen’in “bu açıklamasından sonra” Genel Kurul’da aday bile olamaz!.. Onun için, “Riva Projesi Genel Kurul’dan geçmeli” ve Galatasaray “hemen nefes almaya başlamalıdır!..” Aksi hâlde, yarın çok geç olacaktır!.. Ah şu acûllüğümüz!.. Beşiktaş’ın da dramı ortada!.. “Suç”, hep “ya hakemde, ya federasyonda ya da teknik adamda aranıyor!..” Bir yılda, “ikisi çok ünlü yabancı” ve biri de “camianın çocuğu yerli” üç hoca geldi, üçüncüsü de neredeyse geçiyor; futbol takımındaki düşüş hızla sürüyor!.. Del Bosque’nin gelişinde, hemen “destanlar yazmaya başladık”, sonra “arkasına teneke bağlayarak” yolladık!.. Aynı durum, Rıza Çalımbay’ın başına geldi!.. Şimdi sırada Tigana!.. “Daha dün” yazıyorduk ki; “Müthiş”, bugün yazıyoruz; “Gitti, gidecek, beceremedi, beceremiyor!..” “İyi mi, kötü mü kararı” vermekte de, “hoca değiştirmekte” de “biraz sabırlı olsak”; acaba “doğru olanı” yapmış olmayacak mıyız?.. TJK’da çirkin gelişmeler!.. Türkiye Jokey Kulübü yönetimi, “hataları, yanlışları, devletin müfettişlerinin ve kurduğu denetleme kurullarının raporlarında açık açık yazılı olan yolsuzlukları yazıyorlar” diye, “at yarışı yazarlarına, dergilerine, bültenlerine kelepçe vuracak” uygulamaların, “kabul edilmesi mümkün olmayan bir baskı ve sansür uygulamasının” içine girdi!.. “Hipodromlarda bülten ve dergi satışlarının yasaklanması” gibi, “bültenlere ve dergilere yetişmesin ve dergilerin bültenlerin baskı ve dağıtım işleri aksasın” diye “kesinleşen yarış programlarının dağıtım ve ilân saatleri” geciktirilmeye başlandı!.. Dergi ve bülten sahiplerine, “Bizim istemediklerimizi yazmayacaksınız, yoksa sizi yok ederiz” demekle “eşdeğer” olan “bu uygulamanın” tesiri hemen görüldü!.. “Bunca yılın” Yarış Dünyası dergisinde “bunca yılın” İlyas Çokay’ı son yazısında “Dergime zararı dokunacağı için artık yolsuzlukları yazmayacağım” deyiverdi!.. TJK yönetimine soruyorum: Hipodromlar “babanızın çiftliği mi” ve at yarışları “babanızın malı mı?..” Yüksek Komiserler Heyeti ve Tarım Bakanlığı bu “karakuşi kararları” neden seyrediyor?.. Ne demektir, yarış medyasına baskı ve sansür?.. Ne demektir, yasaklamalar, geciktirmeler?.. Ve hele hele, “hipodromlara girmek için verilen görev kartlarını tamamen TJK Yönetim Kurulu’nun yetkisine almak?..” Bu uygulamanın “Bu iyi yazıyor kart verelim, bu aleyhimize yazıyor kart yok” anlamına geldiğini, bilmem ki, Yüksek Komiserler Heyeti ve Tarım Bakanlığı yetkilileri “görmeyecekler mi?..” Bu işin doğrusu, hipodromlardaki basın tribünlerine giriş kartlarının akreditasyonunun, “tıpkı spor sahalarında ve salonlarında Türkiye Spor Yazarları Derneği tarafından yapılmasına benzer şekilde”, At Yarışı Yazarları Derneği tarafından yapılması değil mi?.. Ya, “TJK yönetimleriyle ilgili davaların açıldığı ve devam ettiği” adliyeler için “kupalı yarışlar konması?..” Yok, “Bakırköy Adliyesi Kupası”, yok “Ankara Adliyesi Kupası”; bunlar ne demektir?.. Bu kupalar “neden” kondu, konuyor?.. “Eş-dost aygırlarına trilyonlar ödenmesine ramak kala”, bu “çarpık” kararı “kamuoyuna duyuran” ve Tarım Bakanlığı’nın “bu haksız ve yanlış uygulamayı durdurmasını” sağlayan medyaya karşı”demokratik bir hukuk devletinde görülmeyecek” uygulamalar başlat, sonra da “TJK davalarının görüldüğü” adliyeler için “kupa koy”; bu nasıl bir zihniyettir?.. Ve, “bu zihniyet” Türkiye’de at yarışçılığını daha ne kadar yönetecektir?.. Beton Mustafa!.. Türk futbolunun, Milli Takım’ın, Ordu Takımı’nın, “3-1’lik”Macaristan Zaferi’nin “unutulmaz” isimlerindendi; Beton Mustafa!.. Ama, “öyle vefasızız” ki; onu unuttuk!.. Federasyon unuttu, oynadığı kulüpler unuttu, asker unuttu, sivil unuttu, medya, spor medyası unuttu!.. “Küçücük” bir-iki “ölüm” haberi, birkaç “vefalı” yazı; işte o kadar!.. Gençlik yıllarımın, spor yazarlığımın kalfalık döneminin “en büyüklerinden” olan koca “Beton Mustafa”; bu dünyadan ne acı ve ne yazık ki, “böyle uğurlandı!..” Yenilgiyi kabul etmeyen, kar-çamur demeden “gerçek bir beton gibi” sahada ayakta kalabilen, karakteri sağlam, özü sözü doğru, cesur, onurlu bir sporcuydu, futbolcuydu; “örnek” bir insandı; nur içinde yatsın!.. Ele verir talkını!.. “Şunu diyorum: Gazeteci, mesleğini, üyesi olduğu veya sempati duyduğu bir kulübün başkanına karşı bir silâh olarak asla kullanamaz. Dikkat!” Bu “çok doğru sözü” kim yazıyor; Kâzım Kanat!.. Peki, yıllardır “bu doğru söze taban tabana zıt olan onlarca ve onlarca yazıyı” kim yazıp geldi; Kâzım Kanat!.. Öyleyse, “Kâzım Kanat’ın verdiği öğüdü”, öncelikle kimin tutması gerek; Kâzım Kanat’ın!.. Durum açık; “kendisi yutmamalı, salkımı!..”
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT