BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > 2005’e veda ederken...

2005’e veda ederken...

Acı ve tatlı günleri ile, bir yıl daha geride kalmak üzere... 2005 yılı takviminin de; hazan misali, hızla kopup düşen yapraklarından, bugünkü dahil sadece beş tane kaldı...



Acı ve tatlı günleri ile, bir yıl daha geride kalmak üzere... 2005 yılı takviminin de; hazan misali, hızla kopup düşen yapraklarından, bugünkü dahil sadece beş tane kaldı... Zamanın akışı ve yılların geçişi ile alakalı olarak bin yıllardır; âlimler, mütefekkirler, şairler ve sıradan insanlar; hayatı tarassut ettikleri kendi pencerelerinden yorum yapıyorlar. Bu alanda, her biri ayrı ve çarpıcı bir fikir inceliğinin; düşünce derinliğinin ve anlayış güzelliğinin misali olan binlerce, belki on binlerce; mısra, beyit, halk deyişi, atasözü vs. vardır... Mesela Arap edebiyatında çok güzel bir deyiş vardır: “Eşâbe-s-sağira ve efna-l kebira kerru-l ğadâti ve merru-l a’şiyy...” Türkçe’ye şöyle adapte etmek mümkün: Gecelerin (hep peş peşe) gidişi ve yarınların (ard arda) gelişi (yani zamanın geçişi); bebeleri delikanlı, yetişkinleri de pir-i fani yaptı!.. Hele Sadi-i Şirazî’nin bir mısraı var ki; ömrü en güzel şekilde tarif ediyor: “Ömr berfestu der aftâb-ı temmûz...” Ömür temmuz güneşi altındaki kar gibidir!.. Bitmek üzere olan 2005 yılında hayata gözlerini açan da oldu, kapayan da... Tıpkı 2004’te ve daha önceki senelerde olduğu gibi. Dün Güney Asya’daki tsunami felaketinin birinci yıl dönümü idi mesela. 26 Aralık 2004’ün; yaklaşık 220 bin insanın hayatını kaybettiği o müthiş günün üzerinden, tam bir yıl geçmiş. Bu münasebetle dün çeşitli anma törenleri yapıldı. Yakınlarını, arkadaşlarını o büyük felakette kaybeden insanların acıları, üzüntüleri gün boyu televizyon ekranlarına yansıdı. “Hayat hayaldir...” demiş ya büyüklerimiz. Hüzünlü insanlar, dün geçmişteki neşeli günlerini hayal etti. Geçmişi hatırlamak bazen zevk verir, bazen de acı. Ahmet Haşim der ya; “Bize bir zevk-i tahattur kaldı şu kararıp gölgelenen dünyada...” 2005’te de büyük felaketler oldu. Mesela Pakistan ve Keşmir’de meydana gelen büyük deprem... Yüz bine yakın insan hayatını kaybetti. O felakette canlı kalabilen yüz binlercesinin de hayatı tehlikede!.. Amansız bir coğrafyada, dondurucu kışın soğuğu altında; barınaktan, iaşe ve ibate imkanlarından mahrum yüz binlerce insan. Hele bunların arasındaki çocuk, hasta ve yaşlılar... Onların ıstıraplarını anlayan insanlar imkanları ölçüsünde yardım etmeye çalıştı. Hatta bazıları imkanlarını zorlayarak, yardım gayretini sürdürdü. Ama bazıları da hiç oralı olmadı. Birleşmiş Milletlerin, Sivil Toplum Kuruluşlarının, devlet adamlarının vs. çağrılarını duymadılar, duymamazlıktan geldiler. Bu vurdumduymazlığın sebepleri ne olabilirdi?! Felakete maruz kalanlar; kendilerinden olmadığı için miydi acaba? Peki kendilerinin felakete uğramama garantisi var mı acaba? Kimsenin garantisi olabilir miydi acaba? Bunu düşünen var mı acaba?! Pakistan’da, Keşmir’de çaresiz, muhtaç insanlar var. Ama beri tarafta da yeni yılı karşılamak için çılgınca alışveriş edenler, eğlence programlarına milyarlar, trilyonlar harcayanlar var. Bir tarafta bir dilim ekmeğe muhtaç olan insanlar, diğer yanda varlıktan ve bolluktan başı (bir kısmının da gözü) dönmüş insanlar!.. Biri yer, biri bakar... “Kıyamet de ondan kopar” diye ilave etmemi bekliyorsunuz değil mi? Bir büyük kıyamet var, ne zaman kopacağını ancak Allahü teala bilir. Ama bir de küçük kıyamet(ler) vardır. Mesela bir kişinin ölümü onun için kıyametin kopmasıdır... Yani her gün ne kıyametler kopuyor! Acaba bunun ne kadar farkındayız? Zaman akıyor, yıllar geçiyor; ölen ölüyor, kalan kalıyor! Peki nereye kadar? Bu sorunun cevabı çok zor ve herkese göre değişir. Hayattan ne anladığımıza, dünyayı nasıl gördüğümüze ve zamanı nasıl değerlendirdiğimize bağlı... “Deliye her gün bayram” diye bir söz vardır. Ne kadar da manidar. Ama delilik kaç türlü acaba? Bu zor bir soru değil mi? Zor bir soru da merhum Necip Fazıl’dan; “Zaman korkunç daire, ilk ve son nokta nerde?” Kendisi bir açıklama getiriyor: “Bazı geriden gelenler yüz bin devir ilerde...” Biz de acemice bir soru soralım: 2005 yılı ne zaman başladı, ne zaman bitti? Nasıl geçtiğinin farkına vardınız mı?!.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT