BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Ne olacak bu tekstilin hali?

Ne olacak bu tekstilin hali?

Türkiye’nin bugünlere gelişinde tekstilin rolünü kim inkâr edebilir ki? Bu sene her ne kadar otomotiv başı çekiyorsa da tekstil ihracatın lokomotifi oldu hep. İstihdam için de öyle.



Türkiye’nin bugünlere gelişinde tekstilin rolünü kim inkâr edebilir ki? Bu sene her ne kadar otomotiv başı çekiyorsa da tekstil ihracatın lokomotifi oldu hep. İstihdam için de öyle. Vasıflı, vasıfsız demeden tekstil ve konfeksiyon sanayi istihdam etti onca insanı. Ailelerin içtiği çorbada yine bu sektörün tuzu vardı. Kızını gelin eden, oğlunu evlendiren babalar tekstil sayesinde erdi mürüvvetine. De, bundan sonra da devam edecek mi bu tatlı hayat? Ortada bir Çin gerçeği var çünkü!.. Bu sorunun cevabı, Denizli’de arandı, sektörün önde gelenleri tarafından. Yüzlerce iş adamı, uzman ve üretici arasında müzakere edildi, tartışıldı. Hem de enine boyuna. Babadağlı Sanayici ve İşadamları Derneği BASİAD’ın ev sahipliğini üstlendiği “Tekstil ve Konfeksiyonun Geleceği” konulu “TÜRKONFED 9. Girişim ve İş Dünyası Zirvesi”nde konuşan Zorlu Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Nazif Zorlu, adıyla müsemma zorlu bir konuşma yaptı. İnsanların var olduğu müddetçe, tekstilin de var olacağına işaret eden Zorlu, “Bizim rakibimiz Çin değil, Avrupa, Amerika” dedi. Kalitenin artık vazgeçilmez bir unsur olduğunun altını çizen Zorlu, “Kalitenin üstüne rekabet ve yenilik koymamız lazım” diye sürdürdü sözlerini. Uygulanan teşvik politikalarının çok yanlışlıklara sebep olduğunu da ileri sürdü Ahmet Nazif Zorlu. Sözlerinin sonunda, devletin “Yeşil Kart” uygulamasına gönderme yapan Zorlu, “Al sana yeşilkart” diye diye nasıl vatandaş bedavacılığa alıştırılmışsa, “Al sana dokuma tezgahı” diyerek de sanayicinin haksız rekabete teşvik edildiğini belirtip “İki dönüm bostan, yan gel yat Osman” dedi. Zorlu sözlerini şöyle tamamladı: “Esas Çin bizim içimizde! Birbirimizi taklit etmek yerine, biraz da araştıralım. İç ve dış pazara ne satabilirim, diye soralım kendi kendimize.” İyi ki Çin var Dice Kayek markasının tasarımcısı Ece Ege ile marka yöneticisi Ayşe Ege de vardı konuşmacılar arasında. Avrupa ve Amerika devleri arasında kendilerine görkemli bir yer bulmayı başaran bu iki kardeş “İyi ki Çin var” diye başladılar konuşmaya. Onlara göre marka olmak gerekiyordu ve bu markaları satmak için ise en ideal ve büyük pazar Çin’di. Türkiye’nin 10 bin 800 firmayla gerçekleştirdiği ihracat rakamının sadece iki İtalyan firması tarafından yapıldığına dikkat çeken Ece Ege, “Türk sanayicileri tasarıma, modaya ve farklılığa önem vermeli” dedi. Bunların olabilmesi için de dünyayı dolaşan, kimin ne giydiğini ve hangi zevklerin modaya hakim olduğunu gören tasarımcılara ihtiyaç olduğunu söyledi. Ece Ege ayrıca, Türk tekstilcisinin kültür değerlerini göremediğinden şikayet etti ve “El işlerimiz bitti mesela. Halbuki bunların ihraç edilmesi lazım” dedi. Ayşe Ege ise Türkiye’nin Çin korkusuyla bir yere varamayacağına işaret ederek; “Bazı Çinli tekstilciler şimdiden Güney Afrika ülkelerine yatırım yapmaya başladı bile. Orada işçilik Çin’den daha ucuz çünkü.” Ayşe Ege’nin “Bırakın artık şu Çin korkusunu. Bu işin sonu yok” sözüne katılmamak mümkün mü? Ya, TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Sabancı’nın sözleri? Her Türk vatandaşının ezbere bilmesi gereken altın sözler bunlar: “Türkiye’nin AB ile ilişkiler süreci, ekonomimizin yeniden yapılanması konusunda bize ivme kazandırdı, rehber oldu. Bu süreci hedefimizi gözden kaybetmeden, gereksiz tartışmalara sapmadan uzun vadeli bir bakış açısıyla yönetmeliyiz. Doğru stratejiler kurduğumuz takdirde, Türkiye’nin AB ile ilişkileri ekonomide yıllardır çözemediğimiz sorunların çözümü için kaldıraç olacaktır. Bu bağlamda KOBİ’lerin harekete geçirilmesi gelmektedir. İkinci olarak da bölgelerarası gelişme eşitsizliğinin kaldırılması için ‘Bölgesel Kalkınma’ya hız verilmesi gerekmektedir.”
Kapat
KAPAT