BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Depodaki tehlike!

Depodaki tehlike!

Okul, hastane ve apartmanların su depolarını, 6 ayda bir mutlaka temizlemek gerekiyor. Ancak yapılan kontroller buna uyulmadığını gösteriyor ve birçok su deposunun ‘foseptik çukuru’ndan farkı olmadığını ortaya koyuyor. Bazı depolarda fare ölüsüne bile rastlanıyor.



> İrfan Özfatura Geçmiş dönemlerde (özellikle Sayın Sözen devrinde) susuzluktan çok çeken İstanbullular bodrum katlarına, çatı aralarına ve bahçelere depolar yaptılar. Her ne kadar, uzunca bir süredir su sıkıntısı yaşanmıyorsa da halk şebeke suyunu depoda biriktirmeye ve oradan almaya devam ediyor. Yalnız şu var ki apartmanın dış cephesine, merdiven boşluğuna, dış kapısına, posta kutusuna özen gösteren yöneticiler, “depo temizletmeyi” akıl edemiyorlar. Bir depo, “6 ayda bir”, olmadı “her yıl” temizlenmek zorunda. Ancak yıllardır ihmal edilen depolar, küf, pas, tortu ve balçık havuzu haline geliyor. Her türlü bakterinin üremesi için müsait bir “besi yerine” dönüyor ve hastalık saçıyor. Buna okullar ve hastaneler de dahil, mini mini bebeler, zavallı hastalar mikrop yudumluyor. Bakmazsan dağ olur Eskaza depoları hatırlayan apartman sakinleri, ekseri çürümüş bir kapakla karşılaşıyorlar. Suyun içinde mantarlaşmış tahtalar, pastan kızıla kesmiş metaller görünüyor, bazen kedi ve fare leşleri yüzüyor. Bahçelerde yer alan depoların duvarları salyangozdan sümüklüböcekten geçilmiyor. Eğer ağaç kökleri duvarı delmişse depoya birikinti, kum çamur, hatta solucan akıyor. İşin en acı yanı bodrum katlarda yer alan depoların üzerinden atık su boruları geçiyor. En ufak bir sızıntıda lağım, içme suyuna karışıyor. Bazen pislik o kadar birikiyor ki su deposu foseptik çukurunu andırıyor (mesela geçen hafta Avcılarda temizlenen depo). Yine kalorifer borularının çeperine sarılan cam yünlerinin kanserojen oldukları biliniyor ama bunların suya karışmasını kimse umursamıyor. Hiç yoktan alevlenen tifo, kolera, çocuk felci, sarılık, göz, kulak, deri ve mide enfeksiyonlarında depoların payı büyük. Böyle bir depoya klor tableti atmak çare değil, aksine klor berrak olmayan suda organik ve inorganik çökeltilerle reaksiyona giriyor, suyunuzu hepten zehir ediyor. Hastaneler okullar... Evet, baraj çıkışlarında alınan numunelerde şebeke suyu TSE 266 standartlarına uygun çıkıyor. Ancak kimse depo suyundan numune alıp inceletmeyi düşünmüyor. Eğri oturup doğru konuşalım hiçbirimiz senede iki kere depo temizletmiyoruz, bulanık su bile bizi uyandırmıyor. Bu inceliği dikkate alan Hamidiye AŞ. ekipleri İstanbul’daki 2448 okuldan 900 tanesinin deposunu (İlçe belediyelerinin sponsorluğunda) temizledi ancak büyük bir kısmı hâlâ kirli duruyor. Hastaneler (bilhassa özel hastaneler) depo işine hassasiyet gösteriyorlar. Ancak apartmanların sadece % 10’una ulaşılabildi, pek çok kat sakini deposunun nerede olduğunu bile bilmiyor. Alo 4440253 Deposunu temizletmek isteyenler “4440253” numaralı telefondan randevu alabiliyor. Hamidiye AŞ elemanları adresi alıyor ve 9 gezici ekipten biri kapınızı çalıyor. Önce depoyu aydınlatıyor, muhtemel bir metan gazı birikimine karşı içini havalandırıyorlar. Bütün duvarları ve çeperleri 150 Bar basınçlı suyla kazıyor, pislikleri dışarı atıyorlar. Yıkıyor paklıyor, yıkıyor paklıyor ve nihayetinde sodyum hiposülfit ile dezenfekte edip duruluyorlar. İçine su alıp klor seviyesine bakıyor ve tertemiz teslim ediyorlar. Karşılığında deponun büyüklüğüne göre mâkul bir ücret alınıyor. Bu iş kesinlikle kapıcı, amele işi değil, merdiven süpürgesiyle ve cam beziyle depo temizlemeye kalkanlar pisliğe pislik katıyor. Kaldı ki gayretkeş acemiler depoda biriken gazların “zehirleyici” olabileceğini düşünemiyorlar. Hastalığa sudan sebep Apartman yöneticisinin “temizletsek mi acaba” dediği bir depo. On senedir kapağı açılmayan bu depo başka nasıl olabilir ki? Sesimiz duyulmuyor! Hamidiye AŞ Genel Müdürü Kenan Kılıç: “Ne yazık ki İstanbullular depolarıyla ilgilenmiyorlar, hemşehrilerimizi şuurlandırmak için bu günden itibaren bir bilgilendirme çalışması başlatacak, yaklaşık 500 bin eve ulaşacağız. Hamidiye gibi alt yapısı sağlam ve eğitimli ekiplerin sayısının artması lazım. Bu konuda bir yasa çıkarılabilir, standartlar belirlenebilir, hatta zorlayıcı tedbirler alınabilir. Hastane okul ve kamu kurumlarından depoları kaldırmak mümkün değil ama nitelikleri değiştirilebilir. Lakin evlerde bu ihtiyacın kalktığı kanaatindeyim. Apartman sakinleri aralarında mevzuyu tartışsınlar, depolarını kaldırmayacaklarsa temizliğini aksatmasınlar. İş işten geçtikten sonra dövünmenin faydası yok, eğer Malatya’da yaşanan vaka olmasa bu konu konuşulmayacaktı. Biz Hamidiye olarak vazifemizi yaptık ama sesimiz duyulmadı. Aslında bu iş bizim mesuliyetimizde değil ama muhatap olmadığı için üstleniyoruz. Diğer kurumların ve özellikle halkın hassas olmasını istiyoruz. İnsan sağlığının pazarlığı olmaz. Bu depolar bizi ürkütüyor.”
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT