BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Anıları içini acıtıyordu!

Anıları içini acıtıyordu!

Mehmet Ali Demir, kızı ve karısını kaybettikten sonra kendisini hayata bağlayan can damarlarından ikisini kopmuş olarak değerlendiriyor, hayatının geri kalan kısmını bir robot gibi geçiriyordu. Tarabya’daki villadan ayrılmış, Anadolu yakasında Bostancı’da başka bir müstakil ev kiralamış, orada oturuyordu.



Mehmet Ali Demir, kızı ve karısını kaybettikten sonra kendisini hayata bağlayan can damarlarından ikisini kopmuş olarak değerlendiriyor, hayatının geri kalan kısmını bir robot gibi geçiriyordu. Tarabya’daki villadan ayrılmış, Anadolu yakasında Bostancı’da başka bir müstakil ev kiralamış, orada oturuyordu. Canından çok sevdiği iki insanı trafik terörüne kurban verdikten sonra o evde oturamayacağını düşünmüş, uşağı Rasim’i, şoförü Muhsin’i de alarak buraya taşınmıştı. Anıları içini acıtıyor, hayatının en kıymetli iki varlığıyla yaşadığı ortamda, onlar olmadan yaşayamayacağını düşünüyordu. Rasim arada bir gidip villanın bakımıyla ilgileniyor, sanki içinde birileri yaşıyormuş gibi temizletiyor ve hazır halde bekletiyordu. O hazin kazadan beri Mehmet Ali Bey bir gün bile uğramamıştı villaya. Çökmüştü adam. Eski neşesinden eser kalmamıştı. Akşamları işinden eve geldiği zaman bir müddet gazetelerle ilgileniyor, yemeğini yedikten sonra odasına çekilip kimseyle konuşmuyordu. Kurulmuş bir makine gibi yaşıyordu artık. Her şeyden elini eteğini çekmişti. Zaten hiçbir yakını yoktu. Karısı ve kızının ölümünden sonra yapayalnız kalmıştı. Sahip olduğu muhteşem servet onun için hiçbir şey ifade etmiyordu. Umurunda bile değildi. Hafta sonları ayrı bir işkenceydi Mehmet Ali Bey için. Yapayalnız geçiriyordu hafta sonlarını. Sabahları evinin elli metre ilerisindeki parkta yürüyüşe çıkıyor, anılarını düşünüyor, onlarla avunuyordu... O cumartesi sabahında da erkenden uyanmıştı. Rasim’in getirdiği köpüklü, orta şekerli kahvesini içtikten sonra eşofmanlarını giymiş ve yürüyüşe çıkmıştı. Hafta içini yoğun geçirmişti. Fabrikaların işinin yoğunluğu, toplantılar derken bütün bir hafta su gibi akıp gitmiş ama yaşlı adamda yorucu bir etki yapmıştı. Ağır adımlarla yürüdü parka doğru. Arkasından gelen Şoför Muhsin arabasını parkın girişine park ederek on adım geriden takip etmeye başlamıştı patronunu. Mehmet Ali Bey parkın girişinde gördüğü bir sokak köpeğini okşadı. Sarı renkli, kırık kulaklı köpek kuyruğunu sallayarak cevap verdi bu şefkatli dokunuşlara. “Sen ne güzel şeysin böyle bakayım...” iye mırıldandı yaşlı adam. Sonra kendisini takip eden şoförüne döndü ve seslendi: - Muhsin, şu hayvana bir şeyler alıp ver, yesin. Belli ki karnı aç... Yürüyüşüne devam etti. Mis gibi bir hava vardı. Büyük ağaçların hışırtılarından ve tek tük cıvıldayan kuşların sesinden başka hiçbir şey duyulmuyordu. Kimse yoktu sabahın bu erken saatinde parkta. Yoluna devam etti. Birden ilerideki ağaçların altında bir kıpırtı fark ederek o tarafa yöneldi. Gördüğü manzara karşısında şaşkınlığını gizleyemedi. Genç bir bayan büzülmüştü bir ağacın dibinde. Üşüdüğü her halinden belliydi. Başındaki eşarp kaymış, kumral, omuzlarına dökülen saçları görünüyordu. Yavaşça yaklaştı Mehmet Ali Bey. Gözleri kapalıydı genç kadının. Hafifçe omzuna dokundu. Birden fırladı çelimsiz kadın. Korkuyla açtı gözlerini ve tedirgin bir şekilde yanı başında dikilen yaşlı adama baktı. Korkudan dudakları titremeye başlamıştı. Mehmet Ali Bey onun yeşile çalan iri gözlerine dikkatle bakınca irkildi. Kaybettiği kızı Ebru’ya benziyordu. İliklerine kadar titrediğini hissetti. Yumuşacık bir sesle fısıldadı: - Korkma kızım... Benden sana kötülük gelmez... > DEVAMI YARIN
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 98028
    % 0.96
  • 5.7029
    % -0.53
  • 6.3956
    % -0.91
  • 7.0772
    % -1.06
  • 258.521
    % -0.48
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT