BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Arefe-bayram günleri ve kurban

Arefe-bayram günleri ve kurban

Kurbân ibâdeti, dünyâya gönderilen ilk insan ve aynı zamanda ilk Peygamber olan Hz. Âdem’den beri bilinen ve yapılagelen bir ibâdettir. Bazı ehliyetsiz kişilerin, bu konudaki kıymetsiz söz ve yazılarına itibâr edilmez...



Takvîmlere göre, inşâallah 2 gün sonra, Müslümanlar için önemli günlerden biri olan “Arefe” gününü, 3 gün sonra da, Allahü teâlânın, ümmet-i Muhammed’e ihsân buyurduğu iki dînî bayramdan ikincisi olan “Kurbân Bayramı”nı idrâk edeceğiz. Sevgili Peygamberimiz: “Ramazan Bayramı, Kurban Bayramı ve teşrîk günleri, biz ehl-i İslâmın bayramıdır; bugünler yeme ve içme günleridir” ve “Ramazan Bayramında namaz ve sadaka-i fıtır, Kurban Bayramında ise, namaz ve kurban vardır” buyurmuşlardır. Bu münâsebetle biz bu makalemizde, birazcık “Arefe Günü” ile “Kurbân”dan bahsetmek istiyoruz. İslâmın beş şartından biri, gerekli şartları taşıyan zenginlerin hacca gitmeleridir. Haccın şartlarından biri ise, “Arefe günü”nde “Arafât”ın “Vâdîy-i Urene” denilen yerinden başka herhangi bir yerinde, öğle ve ikindi namazlarından sonra “vakfe” yapmaktır. Bu ibâdet, vaktinden bir gün önce yapılırsa, hac kabul olmaz. Bu bakımdan haccın kabûlü, “Arefe günü”nün doğru olarak tesbît edilmesine bağlıdır. Arefe gününün kıymeti... Arabî aylar, gökteki hilâlin görülmesi ile başlar. Hilâlin görülmesi, Arefe günü veya Kurban Bayramı’nın birinci günü de, Seyyid allâme İbn-i Âbidîn’in de belirttiği gibi, hesâpla, takvimle anlaşılan günde veya bir sonraki günde olur. Hiçbir zaman bir önceki günde görülmesi mümkün değildir. “Arefe günü”: Zilhicce ayının dokuzuncu gününe, yanî Kurban Bayramı’ndan bir önceki güne denilir. Başka herhangi bir güne, meselâ Ramazan Bayramından önceki güne “Arefe” denmez. “Arefe günü”, İslâm dîninin kıymet verdiği günlerdendir. Müslümanlar her yıl, “Ramazân ayı”nda ve “Arefe günü”nde günâhları afv edildiği için sevinirler, sürûrları avdet eder, tekrâr gelir. Bundan dolayı Ramazân ayını takip eden Şevvâl ayının ilk üç gününe ve Arefe gününü takip eden Zilhiccenin 10-13. günlerine “îd” denilmiştir ki, Arapça olan bu kelime Türkçede “bayram” demektir. Peygamberimiz (sallallahü aleyhi ve sellem) buyurmuşlardır ki: “Arefe gününe hürmet ediniz! Çünkü Arefe, Allahü teâlânın kıymet verdiği bir gündür.” “Arefe günü ibadet edenlerin, oruç tutanların iki senelik günâhları affolur. Biri geçmiş senenin, diğeri de gelecek senenin günâhıdır.” “Arefe gecesi ibâdet edenler Cehennem’den âzâd olurlar.” “Arefe günü bin İhlâs okuyanların bütün günâhları affolur ve her duâları kabûl olur. Hepsini besmele ile okumalıdır.” İmâmeyn (yani İmâm Ebû Yûsuf ve İmâm Muhammed)’e göre, Arefe günü, ya’nî Kurbân Bayramından önceki gün sabâh namâzından, dördüncü günü ikindi namâzına kadar, yirmiüç vakitte hem hâcıların, hem de hacca gitmeyenlerin, erkek-kadın herkesin, cemâ’at ile kılsın, yalnız kılsın, farz namâzlarda veyâ bu bayramdaki farzlardan birini, yine bu bayram günlerinden birinde kazâ edince, selâm verir vermez, “Allahümme ente’s-selâm ...” demeden evvel, bir kerre “Tekbîr-i teşrîk” okumaları vâcibtir. Teşrîk tekbîri, “Allâhü ekber, Allâhü ekber, Lâ ilâhe illa’llâhü, Vallâhü ekber, Allâhü ekber ve li’llâhi’l-hamd” şeklinde getirilir. Bu tekbîr, Cum’a namâzlarından sonra da okunur; bayram namâzından sonra okumak ise müstehabdır. Cenâze namâzından sonra okunmaz. Câmi’den çıktıktan veyâ konuştuktan sonra okumak lâzım değildir. İmâm, bu tekbîri unutursa, cemâat terk etmez. Erkekler yüksek sesle okuyabilirler. Bilindiği üzere kurbân ibâdeti, dünyâya gönderilen ilk insan ve aynı zamanda ilk Peygamber olan Hz. Âdem’den beri bilinen ve yapılagelen bir ibâdettir. Bazı ehliyetsiz ve konunun uzmanı olmayan kişilerin, zaman zaman, radyo ve televizyonlarda kurbân mevzûu ile alâkalı olarak söyledikleri; kitap, dergi ve gazetelerde yazdıkları, nakle ve akl-ı selîme uymayan, indî söz ve yazılarına rastlıyoruz; tabîî ki bu kıymetsiz söz ve yazılara itibâr edilemez. “Her ümmet için!..” Son İlâhî kitap olan Kur’ân-ı kerîmde Hac sûresinin 34. Âyet-i kerîmesinde meâlen şöyle buyurulmaktadır: “Her ümmet için, Allah’ın kendilerine rızık olarak verdiği kurbanlık hayvanların üzerlerine O’nun adını anarak kurban kesmeyi meşrû’ kıldık...” Yine Hac suresinin 36-37. âyetlerinde umûmî olarak kurbân ibâdeti; Mâide sûresinin 27. âyetinde, Âdem aleyhisselâmın 2 oğlunun kestikleri kurbân, 103. âyetinde adak kurbanı; Sâffât suresinin 102-107. âyetlerinde Hz. İbrâhîm aleyhisselâm’ın kestiği kurbân; Bakara 196; Mâide 2, 95, 97 ve Fetih 25’te ise hacda kesilecek kurbânlar zikrolunmuştur. Kevser sûresinde ise, Peygamber Efendimize farz olan, fakat (Hanefî mezhebine göre) ümmetinden zengin olanlara vâcip kılınan, (Mâlikî, Şâfiî ve Hanbelî mezheplerine göre ise sünnet-i müekkede olan) kurbân beyân buyurulmaktadır. Kurbân hakkında, mukaddes kitâbımız Kur’ân-ı kerîmdeki bu bilgilerden başka, Peygamber Efendimizin de birçok hadîs-i şerîfleri mevcuttur. İslâm âlimleri de, gerek konuyla alâkalı hadîs şerhlerinde, gerek fıkıh kitaplarında kurban hakkında çok değerli bilgiler vermişlerdir. 14 asırdan beri, kurbânla mükellef olan bütün Müslümanlar da bu ibâdeti yapagelmişlerdir.
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 97931
    % 0.86
  • 5.7038
    % -0.51
  • 6.419
    % -0.55
  • 7.1289
    % -0.34
  • 259.504
    % -0.11
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT