BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Arafat hazırlığı son safhada...

Arafat hazırlığı son safhada...

Haccın en önemli vecibelerinden biri olan vakfe günü yaklaşırken hazırlıklar tamamlanmak üzere. Hacı adaylarının Arafat’a intikalleri de yarın öğleden sonra başlayacak. 3 milyondan fazla hacının kalacağı dev çadırlar ve seyyar hastaneler hazır duruma getirildi.



Arafat’a hazırlanırken... Dün akşam Arafat’a intikal etmeye başlayan 3 milyon hacı adayı cuma vakti, Mekke’de toplandı. Kâbe’ye giden yollar, hınca hınç dolarken; cuma namazı kılmak isteyen mü’minler caddelere sığmadı. Terviye gününü (Arefe’den bir gün öncesi) iple çeken hacı adaylarının Arafat bölgesine gidişi, yarın sabaha kadar devam edecek. İntikaller, Arefe günü sabah namazı öncesine dek yaklaşık 14 saatte tamamlanacak. Arafat’a ulaşan hacı adayları geceyi tekbir, telbiye, tehlil ve dualar ederek geçirecek. Öğle ve ikindi namazını Cem-i Takdim eden hacı adayları vakfeye duracak ve “Hac Arafattır” Hadis-i Şerifi’nin müjdesine kavuşacaklar. Ölüm; ebedi felâkete dirilmektir. Ama Mekke’de, Kâbe’nin, Arafat’ın bulunduğu, iki cihan serverinin kara sevdalısı olan, Kur’an-ı Kerim’de övülen beldede, daha çok ebedi güzelliğe dirilmektir. Arzulanandır, özlenendir. Korkulan değil, sevilendir. 5 Ocak Perşembe günü. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın basın merkezindeyiz. Saat, 14.00 sıraları gazetemizin muhasebe servisinde çalışan Ziya Çerik Bey’den bir telefon geldi, “Ağabey, Kâbe’ye yakın yerde bir otel çökmüş, ambulanslar bir biri ardına geçiyor...” dedi. Yüreğime bir acı saplandı. Daha önce yaşanan, tünel facialarını ve yangınları hatırladım. Bununla birlikte de, hacıların geride bıraktıklarını. Kargaşa hakim Minibüse atladık. Diyanet İşleri yetkilileri, sözkonusu otelde Türk hacılarının kalmadığını söyleyince biraz rahatladık. Ateş, hep düştüğü yeri mi yakacak? “Elhamdülillah bizim hacılar değilmiş” diye sevinecek miyiz? Acınması gereken, mukaddes yolculukta, şehit olarak aramızdan ayrılanlar mı, yoksa ölüme ‘bizim’ ayrımıyla bakan bizler mi? Elliye yakın ambulansın bulunduğu olay mahalline geldik. Polisler tarafından çevrilmiş. Bugün kütüphaneye çevrilmiş Peygamber Efendimizin evine 150 metre mesafedeydi. Polisler, ‘memnu (yasak)’ diyerek olay yerine geçmemize müsaade etmedi. Biz, her ne kadar, “Press, muhabir” dediksek de dinletemedik. Bunun üzerine kendi usulümüzle hareket etmeye karar verdik. Her birimiz ayrı bir koldan hücuma geçtik. Kimimiz ara sokaklardan, zayıf noktalardan, kimimiz de sağlık görevlisi gibi otel enkazına ulaştı. Bir kargaşa ki anlatılır değil. Vinç, kepçe ve ambulanstan teşekkül eden yüze yakın araç. Koşturan, moloz yığını haline gelmiş otelin altında kalanları çıkarmaya çalışan bir avuç kişi. Ve onları seyreden, yalnızca emir veren çok sayıda kişi... Enkaz altında kalanlar can derdindeyken biz post derdindeyiz. Bir taraftan fotoğraf çekmeye, bir taraftan da otel, otelde kalanlar, sayıları ve kaç kişinin öldüğü hakkında bilgi almaya çalışıyoruz. Ölü sayısı 76 Bu sırada, ortalık hareketlendi. Enkazdan bir kişi çıkarıldı. Gözleri kapalıydı. Hayatta mı değil mi belli değildi. Pakistanlıya benziyordu. Bir ona baktım, bir kendime. Kim ölü, kim diriydi? Ahirete yakın olan, gözlerinden perde açılan ve ebedi güzelliklere kavuşan mı? Yoksa, Kâbe’ye yakın iken bile, nefsi isteklerin esiri olanlar mı? Olay yerinden ayrıldık. Tam Kâbe yanına geldiğimizde, ikindi ezanı okunmaya başladı. O anda hayat durdu. Herkes, bulunduğu yerde Kâbe’ye doğru namaza durdu. Bizi, acı içinde kıvrananlar durduramamıştı fakat Kâbe çevresinde namaz kılanlar durdurmuştu. Namazı kıldıktan sonra, kaldığımız otele gittik. Son faciada ölenlerin sayısı 76’ya ulaşmıştı. O anda, Diyanet’in kutsal mekanlarda hayatını kaybeden hacı adaylarının listesini verdiği bülteni hatırladım. İçlerinden iki tanesi dikkatimi çekti. Herkese bir ölüm sebebi yazmışlar, çoğunluğuna kalp krizi demişler, bazısına da nefes darlığı. Birine ise kanser yazmışlar, hem de 42 yaşındaymış. Acaba, Hacca gelirken kanserli olduğunu biliyor muydu? Diğerine “Eceliyle ölüm” demişler. Peki diğer ölenler, ecelsiz mi öldüler? Neyse, acele haberi ve fotoğrafları gönderdim. Telefondan ‘tamam, elimize ulaştı’ haberini alınca oh çektim. Ne dersiniz, oh çekmeyi hak eden biz mi yoksa, Mekke’de hac günlerinde otel enkazı altında şehit olanlar mı?.. ‘Hira aşkı’ engel tanımıyor Aşk nelere kadir değil mi? Çıkılmazları çıkılır, aşılmazları aşılır, gidilmezleri gidilir eyliyor. İki cihan serverine ilk vahyin geldiği mağaranın bulunduğu Hira Dağı’nın aşılmaz, geçit vermez yamaçları, sabahın ilk ışıklarıyla birlikte Peygamber aşkıyla yananlarla doluyor. 74 yaşındaki İstanbullu Hüseyin Gündoğdu amca ve hanımı yalnızca bunlardan biri. Tek gayeleri, Peygamber Efendimizi misafir eden, O’nun gözyaşlarından izler taşıyan kutsal mekanın havasını bir nebze olsun teneffüs etmek. Ne yazık ki, bu kutsal dağı niceleri de mekan tutmuş, ilahi aşkla yokuşa tırmananlardan üç beş kuruş sebeplenmek için. Dilenciler, seyyar satıcılar, lokantacılar, deveciler ve de maymunlar. Yanlış duymadınız maymunlar, hem de yankesici...
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 101566
    % 1.76
  • 5.6804
    % -0.1
  • 6.3745
    % -0.15
  • 7.0989
    % 0.44
  • 260.647
    % -0.02
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT