BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Bal tefsiri

Bal tefsiri

Bir gün Resulullah Efendimiz, Eshâb-ı güzîn ile oturur idi. Kudretten ortaya bir ak tas geldi. İçi bal ile dolu idi. Üstünde bir ak kıl vardı. Hayret ettiler. Resûlullah Efendimiz buyurdular ki: “Gelin her birimiz bu üçüne bir temsîl getirmeyince el sürmeyelim.”



Bir gün Resulullah Efendimiz, Eshâb-ı güzîn ile oturur idi. Kudretten ortaya bir ak tas geldi. İçi bal ile dolu idi. Üstünde bir ak kıl vardı. Hayret ettiler. Resûlullah Efendimiz buyurdular ki: “Gelin her birimiz bu üçüne bir temsîl getirmeyince el sürmeyelim.” Hazreti Ebû Bekir buyurdu ki: “Resûlullah Efendimiz bu tastan nûrludur. Resûlullah ile konuşmak bu baldan tatlıdır. Resûlullah’ın sünnetini yerine getirmek bu kıldan incedir.” Hazreti Ömer buyurdu ki: “Îmân bu tastan nûrludur. Îmân getirmek bu baldan tatlıdır. Îmân ile gitmek bu kıldan incedir.” Hazreti Osmân buyurdu ki: “Kur’ân-ı kerîm bu tastan nûrludur. Kur’ân-ı kerîm okumak bu baldan tatlıdır. Kur’ân-ı kerîmin buyurduğunu tutmak bu kıldan incedir.” Hazreti Ali buyurdu ki: “Misafirin yüzü bu tastan nûrludur. Misafir ile yemek yemek bu baldan tatlıdır. Misafirin hâtırını yerine getirmek bu kıldan incedir.” Hazreti Âişe buyurdu ki: “Zevcin yüzü bu tastan nûrludur. Helali (hanımı) ile söyleşmek bu baldan tatlıdır. Helalin hizmetini yerine getirmek bu kıldan incedir.” Fâtıma-tüz-zehrâ buyurdu ki: “Kız çocuğunun yüzü bu tastan nûrludur. Annesini-babasını sever olması bu baldan tatlıdır. Kız çocuğunun ayıpsız evlenmesi bu kıldan incedir.” Fahr-i âlem efendimiz buyurdu ki: “Ümmetimin yüzü bu tastan nûrludur. Ümmetim için şefâ’at bu baldan tatlıdır. Şefâ’atin kabûl olması bu kıldan incedir.” (Bal tefsirinin aslı bu kadardır. Ortalıkta dağıtılan bal tefsirindeki bundan sonra yazılanlar ilavedir, uydurmadır.) Bir gün Resûlullah Efendimiz mübârek evine vardı. İnsanlık îcâbı karınları acıkmıştı. Buyurdular ki: “Yâ Âişe! Hiçbir yiyecek var mıdır?” Mübârek sözlerini tamamlamadan, kapı çalındı. Kapıyı açtılar. Gördüler ki, Ebû Bekr-i Sıddîk’tır. Resûlullah Efendimiz buyurdu ki: “Yâ Ebâ Bekr! Bu vakit gelmenize sebeb nedir?” Ebû Bekr-i Sıddîk cevap verdi ki: “Yâ Resûlallah! Üç gündür bir ta’âm yemedim.” Bu konuşma sırasında iken, yine kapı çalındı. Kapıyı açınca baktılar ki, Hazreti Ömer’dir. Sonra Hazreti Ali geldi. Yâ Resûlallah. Üç gündür Fâtıma-tüz-zehrâ ve Hazreti Hasen ve Hazreti Hüseyin de açlıktan kat’î bunalmışlardır. Resûlullah Efendimiz buyurdu: “Üç gündür ben de yemek yemedim. Karnım açtır.” Hazreti Ali dedi ki: Yâ Nebiyyallah! Dün yoldan geçerken, Mu’âz bin Cebel’in bahçesinde olan hurma ağacında hurma gördüm. Bunu söyleyince, Resûlullah Efendimiz buyurdu ki: “Kalkın, Mu’âz’ın evine gidelim! Bizi hurma ile doyursun!”
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT