BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Aşkın şiiri Anadolu’da gizli

Aşkın şiiri Anadolu’da gizli

Bayramın arefesinde Kanal A’da yaptığım canlı yayına şair ve yazar dostumu, Sunay Akın’ı davet etmiştim. Her zamanki gibi anlattığı şeyler beni fazlasıyla etkiledi. Özellikle bir aşk şiirinden söz etti. İletişiminin temelini bir aşk şiirinin oluşturduğunu anlattı. Bu bir çivi yazısıydı ve Kapadokya Bölgesi’nde bulunmuş bir Hitit tabletiydi. Peşine düştük aşkın şiirine meraklı bir ekip oluşturarak. Yani eşim ve ben. İşte hikayesi...



Geçen pazartesi gecesi Sunay Akın canlı yayında anlatıyor. “İlk yazılı belge ne bir siyasi anlaşmadır, ne de bir ticaret belgesi. İlk yazılı belge bir aşk şiiridir, çivi ile kilden bir tablete çakılmıştır ve Kapadokya Bölgesi’nde Ürgüp dolaylarındadır.” Beni büyülüyor bu hikaye. Anlık bir kararla, yol durumu ile kar ve buzlanma ihtimalini bir kenara bıraktık. Gözümüzü aşk bürümüştü. Yola revan olduk. Ankara’da bir “copa del rey” molası verip, Kanal A’da Valencia’nın turunu anlattım ve ver elini Ürgüp. Onlarca yıldır uğramadığım yörenin büyüsüne bıraktık kendimizi bayram sabahı. Sabit yaşamlarını ilahi gücün toprağa gömüp, ardından bugünün insanına tekrar sunduğu dağlara oyulmuş şehirlerin ve binlerce yıldır bir taş parçasının üstünde durabilen bir başka ve daha küçük taş parçasının insan aklının ermediği dengesinin arasında ve bunu sorgulamadan, kurmuş ve sürdüren insanlara sordum; ilk aşk şiirinin izini. Bulduk... Kısa bir süre sonra, adının Bekir Ödemiş olduğunu öğrendiğim bir jeoloji mühendisinin masasının önünde tableti buldum. Büyülenmiş gibi baktık birbirimize. Tablet, eşim ve ben bir aradaydık. Binlerce yıl önce biri bir başka birine aşık oluyor, çiviyi kilden düzlediği bir tablete vurduğu darbelerle aşkını anlatıyor ve bu kadar medeniyeti aşarak gelen bu belgeyi biz elimizde tutuyorduk. Eşimin bakışlarında, “daha iki çivi sesi duymadım senden aşkımıza dair” sorgulaması yok değildi hani. Bekir Ödemiş’in eşi Deniz Ödemiş Hanımefendi de mimar. Konuya fazlasıyla vakıflar yani. Sonra bizi yönlendiriyorlar ve Barış kardeşimle Kayakapısı denilen yeri geziyoruz. Son yıkananın birkaç sene önce öldüğü ve toprağın altından çıkarılmış bir hamamın ortasında tarih, aşk ve şiirle yıkanıyoruz. Keseyi vuran ise Sunay Akın... Gecesi de tarihle birleşiyor. Ertesi gün Mehmet kardeşimle Kaymaklı denilen yerde, yerin yedi kat dibine inmeye çalışıyoruz. Klima sistemi bugünden çok ötede ve taşın niteliğinden dolayı yaz kış, gece gündüz demeden hep 12 dereceye kilitlenen yaşam alanlarında, yani mağaralardaki uygar yaşamın bugünden çok fazlasıyla saf olan ortamında dolaşıyoruz. Bir kat inebiliyoruz. Kalan 6 katı bir başka sefere öteleyip kaleye, oradan Avanos’a geçiyoruz. Program hızlandırılmış ya... Biz de aşkın şiirinin nerelerde nasıl yazıldığının mistik ortamının peşindeyiz ya. Chez Galip de çömlek yapıyor eşim, ben de tarihteki ikinci kil tableti yapabilir miyim diye meseleye kilitlenmiş olarak izliyorum... Yörenin bir yeri National Geographic turları atıyor, diğer bir yeri yıllar öncesinde bile Guiness Rekorlar Kitabı’nda yer almış. Elimizin altındaki nimetin biz farkında değiliz gibi geldi bana ama eloğlu çoktan fark etmiş tarihin aşk ile içiçeliğini. Ovanın başında bir otobüs; Japon iniyor önümüzde taşlara bakmak ve resmini çekmek için. Son gün dönerken aklım ve yüreğim orada kalıyor. Eşiminki benden beter takılı kalmış oraya. Yakında gondolların yüzeceği, şarkıların söyleneceği ıslah edilmiş bir su kenarında aşka yeni şiirler yazılacak Ürgüp de... Hayretim; Fransa’da bir başka ülkenin ressamının tablosunu sergileyen insanın müzeciliği ve oraya milyonlarca insanı getirebilmesine veya Güney Amerika’nın bir yerlerinde iki taşın üstünde duran üçüncü taşı, yani birkaç “dolmen” denilen mezar işaretini binlerce turiste seyrettirebilmesine, yani “olmayanı satabilme” becerisinedir. Milleti millet yapan kültürü oluşturan “müzeciliğin” doğal müzeler arasında inkar edilmesinedir. Sağolasın Sunay Akın kardeşim... Sayende buldum aşkın şiirini... Sen, benim için “içinde bir bebek gizlemiş”, bir şairsin... Bayramda el etek öpüp Federasyon Başkanı olmak rüyası görenlerin, el etek öpmeden el öpüp hayal kuranların, yalandan oynanan hazırlık maçlarının, Daum’un yalandan genç isimleri oynatır gibi yapmasının, Galatasaray’ın para aramaz gibi yapıp aslında aramasının, Beşiktaş’ın umutlar saçmasının, Anelka’nın koşarken düşmesinin arasından bir kil tablete sıkışmış binlerce yıllık aşkın şiirine uzandık. İyi de yapmışız... Haa... Bu arada unutmadan söyleyeyim. Bekir Ödemiş, 24 saat yaşayan Ürgüp’ün Belediye Başkanıdır.. >> S-ÖZ Her şeyin içindedir ama hiçbir şeyde görünmez. (Mevlana) >> POST-İT Ailesinden ve hükümetinden “icazet” alınması modası var ortada. Bu kadar “icazet” ihtiyacından, umarım bir “rezalet” ve “melanet” çıkmaz... (Ümit Aktan) Haydi Maça Böyle bir program vardı zamanında... Herkes bana bunu sordu. Gizli reytingini zaten biliyorduk ve biraz da Kanal A’nın gücünü bize vermesi, biraz da Spor Müdürü Sadık Söztutan’ın, “sen daha ölmedin abi” diyerek beni cesaretlendirmesi vesile oldu ve Allah izin verirse 22 Ocak Pazar günü saat 14.00’de Kanal A’da başlıyoruz. Murat Çimen ve arkadaşları arkamızda olduğu sürece meydan okuyacak kadar da kendimize güveniyoruz. Kocaman bir ekibin yüreği ile tertemiz bir spor programı olacak. Tiryakiler bizi zaten bekliyor da, sanıyorum ki bize yenileri de katılacak... Bu program, 33 yıllık meslek hayatımda bana meydan okuyan, yapamazsın diyen tek programdır. 3 saniye sonra ne olacağını yapımcısı ve yönetmeni dahil, kimsenin bilmediği bir programdır. Çekirdek kadrosunu oluşturan Mehmet Altın, İrfan Söyler, Sema Küçükşahin, Savaş Çorlu, Cenk Şenyavuz gibi televizyoncular geri dönüyor. Televizyon mantığı ve matematiği ne imiş görecek televizyon alemi... İddialıyız ve meydan okuyoruz... Parsayı toplamak... Bu nasıl bir iştir ki, benim aklım ermez. Bazı adamlar, bazı adamların yerine koşar da koşmayanlar parsayı toplar. Parsa, eskiden bayram yerlerinde gösteri yapan halkı selamlarken, halkın içine girip bir şapka içine parayı toplayan adamın şapkasının içinde birikene denir. Herkesin gözü ondadır. Çalınmasından korkarlar ve selam verilirken, gözlerini şapkadan ayırmaz cambazlar... Bazı isimler gösteriye çıkıyor, bazıları da şapkayı halkın arasında dolaştırıyor. Mesela Mahmut Hanefi gösteriye çıkıyor, Anelka da şapkayı dolaştırıyor. Biri terliyor, diğeri de ayakta duracak hali olmaması hakkını kullanıyor. Benden söylemesi, bazı isimler yine orta karar bir Türk takımını, Kadıköy’e zaten ayakları titreyerek gelecek orta karar bir Türk takımını bekliyor. Mesela, Ümit Özat’ın “her yerde oynar” kimliği, “ne iş olsa yapar” kalenderliği ile birleşip; “tehlike anında ilk başvurulacak” niteliğini oluşturması bir nimettir, ama “parsayı” toplamaz. “Her takıma lazım” adam, hala daha taraftarının sevgisinden rütbe alamaz, maç seçen ve ayakta duramaz halinde bile kabul gören bazı adamlar şapkayı dolaştırmaya devam eder. İsim ve örnekler Fenerbahçe’den seçildi, ama bu tür adamlar hemen her takımda var. Bütün mesele siz okurun boşlukları doldurabilmesidir... >> Dünya bir istiridyedir. Sen de bir incisin. Güzel ve sert... Güzel ve sert olan birinin başaramayacağı hiçbir şey yoktur.
Kapat
KAPAT