BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Acı böbe mi gadayıf mı?

Acı böbe mi gadayıf mı?

Şaphaneli Hasan Usta çocukluk ve gençliğimin geçtiği arastanın en yaşlısı idi. O zamanlar kağnılar halen köyden şehire yük ve insan taşırlardı...



Şaphaneli Hasan Usta çocukluk ve gençliğimin geçtiği arastanın en yaşlısı idi. O zamanlar kağnılar halen köyden şehire yük ve insan taşırlardı, tekerleklerinden çıkan gıcır, gıcır sesleri hâlâ kulaklarımdadır. Hasan Usta da kamyonla kağnı arasındaki taşıma teknolojisinin, yani yaylı at arabalarının ustası idi. İnce uzun zarif elleri ile arabanın en hassas parçası olan tekerleğin ispit ve parmaklarını keseriyle seyrine doyum olmayan bir ustalıkla hazırlardı. Unutmadan, ispit tekerleğin 5 parçadan meydana gelen çevresindeki, parmaklar da ispitle poyra arasındaki radyal parçaların adı, poyra tekerleğin göbeğindeki içine dingilin ucunun girdiği, ağaç tornasında imal edilmiş bir parça. Hasan dede her sanatkar gibi biraz havalı ve de asabi mizaçlı biriydi. Arada bir de karşı komşumuz olan oğluna ya da gelinine bozulur, yatağını yorganını alır bizim dükkanda bir köşedeki sedirin üstünde yatardı. Babam rahmetli de onun gönlünü hoş etmek için uğraşır dururdu. İşte bu Hasan Dede’ye akşamları yemek getirmek işi de çoğu zaman bendenize düşerdi. Hiç unutmam bir gün anacığım kadayıf yapmış. Ben de tatlı hastasıyım. Hasan Dede’ye biraz götür dediler, oldukça heybetli bir parçayı sevinerek götürdüm dükkana. Hasan Dede köşesinde, hava soğuk, mangalını yakmış her zaman yaptığı gibi zehir acısı biberlerini közlemiş ve yemeğini bitirmek üzere. Ben de sevinerek “Hasan Dede’ciğim, sana biraz da kadayıf getirdim, afiyetle ye.” diyerek tabağı kendisine uzattım. Yüzüme sert sert bakarak -Alaşehir ağzıyla yazmaya çalışacağım- “Acı böbe yedim, ağzımın dadını bozumam, götüü git evde yeesiniz” demez mi? O an gerçekten aptallaşıp kalmıştım. Benim için bir ömre bedel kadayıf tatlısını Hasan Dede hem de kararlı bir şekilde reddetmişti. O zamanlar, müşteri odaklı anlayış (customer oriented production), müşteri memnuniyeti ve benzeri kavramları duymamıştım ki, adamcağıza hak vereyim. Biraz da bozularak eve döndüm ve kendi tatlımızı kendimiz yemiştik. Araştırma ve geliştirmede, tasarımda, üretimde, pazarlamada, dağıtımda, satış sonrası serviste ve her ne olursa olsun, her işte müşteriyi ihmal edenlerin hali ne oluyor acaba? Türkiye’de yılda 55 bin yeni kuruluş iş hayatına giriyor. Bunların ne kadarının ilk bir sene içerisinde ne kadarının ilk beş sene içerisinde kapandığına dair bilgiler veren bir istatistik elimizde yok. Amerika’dan gelen bu tip istatistikler aşağıdaki rakamları veriyor; Her yıl bir milyonun üzerinde yeni işyeri kuruluyor. Bu işyerlerinin en azından yüzde 40’ı ilk yılın sonunda işlerini bırakıyorlar. Beş yıl içerisinde bunların yüzde 80’inden fazlası (yaklaşık 800 bin işyeri) kapanıyor. Kalan işyerinin yüzde 80’inden fazlası da ikinci beş yılda tasfiye ediliyor. Bütün bunların sebebi ne? Sizce, bu kadar insan sırf başarısız olmak için iş hayatına atılıyor? Yoksa, benim “kadayıf” örneğinde olduğu gibi müşterinin sesini mi duymuyorlar? Ne dersiniz? İyi haftalar.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT