BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Yarın çok geç olabilir

Yarın çok geç olabilir

Geçen hafta elimi kağıt ve kaleme hiç süremedim. Yayınlanan yazılar, geçmiş yıllarda yazmış olduklarımdan bazı seçmelerdi. Bunu ihmal edilmişlik duygusu içinde algılamayın lütfen.



Geçen hafta elimi kağıt ve kaleme hiç süremedim. Yayınlanan yazılar, geçmiş yıllarda yazmış olduklarımdan bazı seçmelerdi. Bunu ihmal edilmişlik duygusu içinde algılamayın lütfen. Tam tersine bu, gelecek günlere umutla bakmak isteyen genç bir yazarın moral bozukluğu... Yani “Hiç olur mu böyle şey” demeden önce beni böyle davranmaya iten sebebleri düşünün. Bu ülkede kendimi bildim bileli hep itiş-kakışlara şahit oluyorum. Birisi kalkıp bir iş yapıyor sonra milyonlarca insan günlerce bunu tartışıyor. Tam “Bu da bitsin huzura kavuşacağız” derken, yepyeni bir hadise çıkıyor ortaya ve sil baştan... Kendinizi benim yerime koyun. Eğer siz bir günlük siyasi gazetede köşe yazıyor olsaydınız, geçtiğimiz hafta Merve Kavakçı ve türbanı, Fazilet Partisi’nin kapatılma davası ve Anneler Günü konularını atlayabilir miydiniz? Ben cevap vereyim: “Hayır!” Halbuki ben bu konulara değinmek istemiyorum. Anneler Günü neyse de diğer hadiseler konuştukça karışacak ve demagoji yapmaktan öteye yol alınamayacak temcit pilavı niteliğinde bana göre. İki tarafı da ortaya çekmek, asgari müştereklerde buluşturmak mümkün değil. Bu belli olduğuna göre yazı yazmak neye yarar? Bu psikoloji belki de bir yazar için en büyük kâbus demek. Böyle hissettiğinizde yüreğiniz kaleme, kalem de kağıda küsüyor. Ve başlıyor derin bir suskunluk dönemi. İsteseniz de aşamıyorsunuz. Yazılarını zevkle okuduğum Çetin Altan da bazen mükerrer yazı yayınlar. Bunu eleştirenlere “Siz bir şarkıyı sadece bir kez mi dinliyorsunuz” diye sorar. Bu cevabı belli soruda aslında hafif bir nazlanma yatmaktadır. Eğer benim gibi kavgadan ve çekişmeden hoşlanmıyorsanız, insanların televizyon ekranına çıkıp birbirlerine “Dangalak, densiz” gibi kelimeler kullanarak hakaret etmelerine dayanamıyorsanız, haberleri seyretmenin bile zor geldiğini biliyorsunuzdur. Konuşarak anlaşmak insanoğluna tanınmış bir ayrıcalıkken tıslamak ve acayip yüz göz hareketleriyle komik durumlara düşmek, olsa olsa insan olmanın avantajını kullanmamayı tercih etmek olarak anlaşılır. Eh bu da bir seçimdir tabii! Davranış biçimlerini çoğu kez insanın kültür seviyesi ve görgüsü belirler. Dünyada bir üniversite profesörünün çeşme başında, elini beline koyup küfürler ederek kavga ettiğine şahit olmanız güç. Ama dedim ya, Türkiye istisnalar ülkesi. Burada bir haber bültenine çıkıp birbirine bağıran gazeteciler yaşıyor. Geçen hafta Reha Muhtar’ın hazırladığı haber bülteninde iki karşı renkte yer alan tanınmış gazeteciler Nazlı Ilıcak ve Emin Çölaşan nasıl bir sonuç elde ettiklerini düşünüyorlar acaba? Eski gazeteci, yeni milletvekili sayın Nazlı Ilıcak keskin soruları duymazdan gelip laf kalabalığı yaparken kimi kandırdığını sanıyordu? Ya da konuşmanın sonlarına doğru başvurduğu mahalle ağzıyla hangi haklı görüşü savunabilirdi? Ya da yayına Ankara stüdyosundan katılan Sayın Emin Çölaşan hiçbir sınır tanımayan saygısız tavırlarıyla kimleri ikna etmenin peşindeydi? Eli kalem tutan, topluma örnek olması gereken insanların, birbirlerini asla dinlemeden bağıra çağıra kavga etmeleri ve birbirlerini aşağılamaları kime fayda sağladı? Milletvekili, gazetecisi, sanatçısı, böyle konuşan ülke nasıl çağdaşlaşabilir? Böyle giderse bizleri ve çocuklarımızı nasıl bir gelecek bekliyor olabilir? İşte size bir sürü soru işareti? Gelin de moralinizi bozmayın ve hiçbir şey olmamış gibi havadan sudan yazılar yazın. Bir diğerinin fikrini duymaya bile tahammül edemeyenlerin çoğunlukta olduğu bir ülkede gelin de her gün fikirlerinizi açıklayın. Suçlamaların havada uçuştuğu, sokakta halkın polisle çatıştığı, televizyonda milletin birbirini yediği bir ortamda, buyurun sevgiden bahsedin. “Seçim yapılsın bu tatsızlıklar bitecek” dendi. Bir gayretle gittik oy kullandık. Seçim oldu, meclis ilk günden kavgayla açıldı. Kimin haklı olduğu benim artık umurumda bile değil. Ben biraz dinginlik, çokça saygı ve sevgi istiyorum. İnsanların birbirlerine “Siz” diye hitap ettikleri, söyleyeceklerini belli bir üslup içinde söyledikleri bir ortam istiyorum. “Sen şunu yaptın, vah vah, acıyorum sana, haddini bil, zavallı” gibi kelimelerin kullanılmadığı, seviyeli haber programları izlemek istiyorum. Eğer toplumun gözleri önünde bu sataşmalar devam ederse sokakta çıkacak çatışmaların önüne geçemeyiz. Bu durumda kimi kime örnek gösterebiliriz ki? Aydınların kavgacı, politikacıların kafa karıştırıcı, sanatçıların edep özürlü oldukları bir Türkiye hiçbirimize fayda sağlamaz. Biraz kendimize gelmemizin vakti geldi. Okunan okulların, alınan diplomaların, bizi dinleyen insanların hatırına biraz saygılı olmanın şimdi tam zamanı. Yarın çok geç olabilir. SÖZÜN ÖZÜ Hasmın sitemini anlamamak hasma sitemdir. LEVHA Son pişmanlık fayda etmez.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT