BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Uzlaşmayı öğrendik

Uzlaşmayı öğrendik

TGRT Haber TV’de Fuat Bol ve İsmail Kapan’ın sunduğu “Çerçeve’den Yansımalar”a katılan Başkan Uslu, “Batı, işçi ve işveren meselelerini diyalogla çözerken biz sloganlara teslim olmuştuk. İşte bu uzlaşma kültürünü yeni yeni yakalıyoruz. Amaç insanların mutluluğu ise, buna mecburuz” dedi.



>> Hüseyin Türkoğlu İSTANBUL - Hak-İş Konfederasyonu Genel Başkanı Salim Uslu, bugün işçi-işveren ilişkilerinde sendikal hareketin çok iyi bir noktaya geldiğini söyledi. TGRT HABER TV’de canlı olarak yayınlanan “Çerçeve’den Yansımalar” programında Gazetemiz Genel Yayın Müdürü Fuat Bol ile Yazarımız İsmail Kapan’ın bu haftaki konuğu, Hak-İş Konfederasyonu Genel Başkanı Salim Uslu oldu. Uslu, Türkiye’de sendikacılık faaliyetlerinin dünü ve bugünü, AB sürecinde çalışanların durumu gibi konuların ele alındığı programda, Bol ile Kapan’ın sorularını cevaplandırdı. Sendikal hareketin bugün itibarıyla iyi bir noktaya geldiğini belirten Salim Uslu, “Belki rakam olarak henüz arzu edilen noktada değiliz. Ancak bugün dünya sendikacılığında bir durağanlık yaşanıyor. Yoğun bir rekabet var. İşçilerin beklentileri değişiyor. Dolayısıyla oturup durumumuzu yeniden değerlendirmeliyiz. Geçmişimize baktığımızda iş verenlerin sosyal bir kabulü vardı. İşçiler ve sendikalarda ise sloganlar ön plandaydı. Batı ülkelerinde ise endüstrileşmenin paralelinde bir gelişme yaşanmış ve çatışmanın yerine bir uyuşma kültürü oluşmuştur. Bu ülkelerde problemler diyalog yoluyla çözülmüştür. Biz Almanya’nın Fransa’nın, İtalya’nın 50-60 yıl önce oluşturduğu uzlaşma kültürünü ancak yeni yeni yakalıyoruz. Eski Başbakanlar’dan Tansu Çiller’in talimatıyla kurulan Ekonomik ve Sosyal Konsey, mevcut hükümetin gayretleriyle resmiyet kazanmıştır. Batı’daki çatışma yerine uygulanan uzlaşma ve dayanışma kültürüne biz de alışıyoruz” dedi. Akıl, bilgi, özgürlük Akıl, bilgi ve özgürlük gibi 3 anahtar sözcüğü ön plana çıkarmak gerektiğine işaret eden Uslu, “Biz geçmişte bu 3 unsuru ihmal ettik. Türkiye’de uzun yıllar sendikalara karşı kampanyalar yürütülmüştür. Halbuki sendikaları dışlayan bir yaklaşım, bunları ideolojik noktalara itmiştir. Bunda herkesin kabahati vardır. Sendikaların da, üniversitelerin de, siyasilerin de ve işverenlerin de kabahati var. Ama bugün işçi ve işverenlerin uzlaşma noktasıyla geldiği nokta, siyasilerin geldiği uzlaşma noktasından daha ileridedir. Bu Türkiye bakımından önemli bir kazanımdır. Çünkü geçmişten ders almak önemlidir” diye konuştu. Uslu şöyle devam etti: “Bir çok işveren sendikasız ve sigortasız işçi çalıştırmayı rekabet şartlarında önemli bir avantaj sanmaktadır, ama büyük bir yanılgı içindedirler. Sendikalar bir çok önemli konuda sorumluluk üstlenmiştir. Biz eğer sermaye sahibiysek sermayeyi kutsal sayıyoruz; eğer sendikacıysak o zaman sendikayı kutsal sayıyoruz. Halbuki kutsal olan emektir. Amaç insanı mutlu etmek olmalıdır. Geçmişteki vesayetçi sistem herkese belli roller biçmiş ve hepsini kontrol altında tutmak istiyordu. Otoriter yapılarda görülen bu sistem gelişmeyi engellemiştir. Akıl ve bilginin kullanılmadığı o dönemlerde sloganlar ve yumruklar ön plana çıktı. Halbuki bizim vuruşma gibi bir lüksümüz olamaz; bilgi ve aklın getirdiği uzlaşma ve dayanışmaya ile kazanım sağlayabiliriz.” Mesleki eğitim ideolojik endişelerden uzak tutulmalı Türkiye’de artık eğitimin öneminin daha iyi anlaşıldığını belirten Uslu, “2002 yılına kadar eğitime gerekli önem verilmedi. Bu tarihten sonra ise eğitime ayrılan pay daha da artırıldı. Bu çok önemli. Bir de Türkiye’de eğitimin problemleri ideolojik açıdan ele alınıyor. İmam Hatipleri gerekçe göstererek mesleki eğitimi geriletmek ülke açısından önemli bir kayıptır. Halbuki batıda bir çok fon mesleki eğitimi desteklemektedir. Bizde ise fabrikalar mesleki eğitim almış ara eleman bulamıyor. Kaldı ki bununla da bitmiyor. Mesleki eğitim almış elemanların yetiştirilmesi için de kurslar gerekiyor. Bir de meslek değiştirenler var. Bu insanların yeni meslekler edinmesi için gerekli kurslar düzenlenmeli. Ayrıca okulların denklik meselesi var. Türkiye’de Makine Mühendisi olmuş bir kişi Almanya’da mühendis olarak kabul edilmiyor, 2 sene daha eğitim alması isteniyor. Bu örnekleri çoğaltabiliriz. Dolayısıyla ideolojik endişelerden dolayı mesleki eğitimin önü kapatılmamalı” şeklinde konuştu. Türkiye ile Avrupa’nın meslek liseleri bakımından yüzde 65’e karşılık yüzde 35’lik bir ters orantıda olduğunu belirten Uslu, “İdeolojik endişelerden uzaklaşıp da gelişmiş ülkelerdeki örneklere baktığımızda durumu anlıyoruz. Bu konuda bütün sendikaların ortak çalışmaları var. Diğer sendikaların olduğu gibi bizim de Hak-İş olarak çeşitli uygulamalarımız var. Bu noktada AB fonlarından ise yeterince faydalanamıyoruz. Bunun da çeşitli sebepleri var. Türkiye’de şimdi mesleki eğitimin yaygınlaştırılması ve özendirilmesi gerekir. Ülkemizde herkes çocuğunun üniversiteye girmesini istiyor, ancak sistem buna müsaade etmiyor. Dolayısıyla üniversiteye giremeyen bu gençler meslek kazanamıyor. Mesela Türkiye’de bir doktor yardımcısı, avukat yardımcısı gibi bir unvan yok. Ancak Almanya’da bu tür eğitim veren meslek okulları var. İlgi alanı hakkında gençlere gerekli ön bilgileri veriyor” dedi. İyimser olmalıyız Türkiye’nin geleceği bakımından son derece umutlu olduğunu belirten Uslu, “Ancak alınması gereken önemli tedbirler vardır. Ekonomik politikaların ortasına insanı ve istihdamı koymamız gerekir. Sendikalaşmayı yaygınlaştırma ve toplu sözleşmelerden yararlanma oranını artırmalıyız. Genel olarak iyimser olmalıyız. Bir kere gerçekçi bir bütçe yapılmıştır. Olumlu gelişmeler var, ekonomik göstergeler olumlu. Ancak cari açık halen endişe verici boyuttadır. İstihdam meselesi halen var, ancak bunu da çözecek gücümüz var” şeklinde konuştu. >> Özelleştirmeye evet, ama... Türkiye’de artık çatışma kültürü yerine uzlaşma kültürünün hakim olduğunu belirten Hak-İş Genel Başkanı Uslu, “Sendikalar artık hizmetlerini çeşitlendiriyor. Bir sivil toplum örgütü olarak hizmet veriyor. Ülkenin ekonomik ve sosyal problemlerinin aşılması için tezler geliştiriyor. İşveren örgütleriyle ortak aklı üretmeye çalışıyor. Mesela merhum Özal döneminde uygulamaya başlanan Zorunlu Tasarruf Fonu’nda biriken paranın hak sahiplerine ödenmesi konusu, sendikalar ile hükümetin ortak çözüm çalışmalarıyla sağlandı. Özelleştirmeye ‘hayır’, ‘istemeyiz’ anlayışıyla bakmıyoruz. Topyekün karşı çıkmıyoruz. Ancak kamu hizmetlerinin yeni baştan tanımlanması, bunların soğukkanlı bir şekilde tartışılması gerekir. Karabük’te yapılan özelleştirme bu tartışma ve görüşmelerin sonunda bugün yaşıyor. Bizim için tabelanın kamu ya da özel olması önemli değil, oradan hizmet üretilmesi önemli. Bunu kimin ürettiği önemli değil, sonuç olarak ülke kazansın. Ama maalesef Türkiye’de bugüne kadar yapılan özelleştirmelerin hepsi bu kadar başarılı değil” dedi. >> Yeni misyon üstleniyoruz Artık sendikaların gündeminde sadece ücret olayının bulunmadığını belirten Salim Uslu “Sendikalar bir sivil toplum kuruluşu olarak yeni misyonlar da üstleniyor. Küreselleşme konusunda çevreden yeni çalışma ortamlarına, AB sürecinden sürdürülebilir kalkınmaya kadar çok geniş bir alanda sosyal sorumluluk üstleniyor. Küreselleşmeye karşı olamayız. Küreselleşmenin rotasını okuyarak kendimizi yenileyebiliriz. Bu imkan var diye düşünüyorum. Küreselleşmeden gelen etkilere karşı gerekli argümanlar kullanılabilir. Kaldı ki küreselleşme sadece Türkiye’yi etkilemiyor” dedi. Türkiye’nin sendikal durumunun ümit vaad ettiğini kaydeden Uslu, “Biz 2001 krizinde stoklarını artıran bir işverene ‘iş gücü borçlanma’ önerisi götürdük ve o iş verenin işçi çıkarmasını önledik. Bu bizim yasalarımızda olmayan bir uygulamaydı, ancak sonuçta hem işçiler hem de işveren kazandı. Dolayısıyla bugün işçi-işveren ilişkilerinde sendikal hareket çok iyi bir noktaya geldi. Geçmişteki gibi sloganlaşma, yumruklaşma yerine işçi ve işveren 3 gün içinde toplu sözleşmeyi yapıyor. Şu anda Avrupa’daki mantaliteyi okuduk ve kavradık. Sendikaların diğer sosyal alanlarda da müdahil olması halinde bundan herkes kazançlı çıkacaktır” diye konuştu.
Kapat
KAPAT