BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > ONUR İMTİHANI

ONUR İMTİHANI

Yer: TBMM’deki ANAP Grup Başkanlığı Odası. Hükümeti kurmakla görevli olan DSP lideri ve Başbakan Bülent Ecevit ANAP Lideri Mesut Yılmaz’ı görevi bağlamında ziyaret ediyor.



Yer: TBMM’deki ANAP Grup Başkanlığı Odası. Hükümeti kurmakla görevli olan DSP lideri ve Başbakan Bülent Ecevit ANAP Lideri Mesut Yılmaz’ı görevi bağlamında ziyaret ediyor. Ecevit söze 55. hükümet sürecinde DSP-ANAP uyumunu ve Yılmaz’ın olumlu katkılarını dillendirerek giriyor ve yeni dönemde de bu birlikteliğin devamına işaret ediyor. ANAP lideri Yılmaz, DSP-MHP-ANAP koalisyon birlikteliğine “yeşil ışık” yakıyor ancak ardından hemen şunları ilave ediyor: “Geçen dönem çoğunluğumuzun olmaması nedeniyle, Meclis denetimi istismar edildi. Soruşturma müessesesi dejenere edildi. Veremeyecek hiçbir hesabım yok. Fakat seçimlerde açıkça görülmüştür ki, bize yöneltilen bu suçlamalar seçmen tercihlerinde etkili olmuştur. Bu nedenle Yüce Divan’a gönderilmem yönündeki komisyon kararının yerine getirilmesine yardımcı olmanızı rica ediyorum.” Mesut Yılmaz’ın bu sözleri üzerine başta Ecevit olmak üzere DSP heyeti şoka giriyor. DSP’nin ahde vefa sembolü olan Hüsamettin Özkan, Ecevit’e dönerek “Efendim Sayın Yılmaz Yüce Divan’a gidip yargılanmak istiyor” diyerek liderini uyarma gereğini duyuyor. Ecevit şaşkın ve üzgün bir edayla: “Ama Sayın Yılmaz biz sizin kabinede yer almanızı bekliyorduk.” Yılmaz: “Teşekkür ederim Sayın Ecevit ancak Meclis’te parmak kaldırılarak aklanmayı içime sindiremiyorum. Korkacak, çekinecek bir şeyim olsaydı elbette öyle bir yolu tercih ederdim. Sizden rica ediyorum; Genel Kurul’daki oylamada benim bu arzum doğrultusunda tavır koyunuz.” Ecevit’teki şaşkınlık ve üzüntü devam ederken Yılmaz devam ediyor: “ANAP kurumsal olarak koalisyonun içinde olacak ve Türkiye için ne gerekiyorsa onu yapacaktır. Ben bu şekilde hükümetin içinde olamam. Zaten Yüce Divan’da yargılanan biri olarak hükümette yer alamam.” Ecevit: “Anlıyorum ve size saygı duyuyorum ama...” Yılmaz tekrar araya giriyor: “Yüce Divan’da aklanırsam hükümete girebilirim. Ne olur beni anlamaya çalışınız.” Evet bu konudaki diyalogun özeti aynen böyle. Yılmaz’ın bu kararlılığını gören Ecevit daha sonra medya önünde sorulan soru üzerine şunları söylüyor: “Sayın Yılmaz’ın haksızlığa uğradığı kanısındayım.” HAYSİYET ÇIĞLIĞI ANAP lideri Yılmaz’ın bu beyanı, yaklaşımı ya da kararlılığı hiç abartmıyoruz uzun bir süredir özlediğimiz politikadaki haysiyet çığlığıdır. Ecevit’in gözlerini yaşartan bu ifadeler siyasetimizde beklenen sestir. Düşünün bir lider Yüce Divan’da yargılanmak üzere ricacıdır ve yardım talep etmektedir. Oysa Yılmaz pekala koalisyona girer ve ortaklarının Anayasa’yı bile değiştirebilecek çoğunluk oyuyla rahatlıkla aklanabilirdi. Aklanırdı zira; verilen o soruşturma önergelerinin 55. Azınlık hükümetine dışarıdan destek olan Deniz Baykal’ın merkez sağ’ı yaralamak için siyasi olarak verdiğini âmâlar ve aptallar bile biliyor ve dolayısı ile yeni koalisyon ortaklarının bundan gocunacakları hiçbir şey yok. Dahası, Türkiye’de parmak hesabı ile aklanmak için koalisyonlar bile kuruldu.. Ama buna rağmen Yılmaz “hayır” diyor ve yargılanmayı talep ediyor. Belli ki Mesut Bey; iddialar siyasi bile olsa parmak hesabı ile aklanmayı içine sindiremiyor ve Adalet’e koşuyor. Yakın demokrasi tarihimizde görülmeyen bu yaklaşım bir ahlak örneği ve hatta modelidir. Partisinin belki tamamının değil ama kendisinin yüzdeyüz dürüst olduğuna kefil olabileceğimiz Yılmaz bu tavrıyla dürüstlüğünü kamuoyunun ötesine taşımak ve mahkemede tescil ettirmek istiyor. Sayın Yılmaz’ı kutluyoruz.. DARISI DİĞERLERİNE Burada bir parantez açıp ANAP lideri Yılmaz için birkaç şey söylemek istiyoruz. Yakından tanıdığımız Yılmaz için aldığı seçim sonuçları bağlamında başarılı olup olmadığı noktasında pek çok şey söylenebilir de, dürüstlüğü ve doğruculuğuna zerre laf edilemez. ANAP’ın başarısızlığında ise 28 Şubat süreci ve merkez sağdaki didişme gibi konjonktürel gelişmelerin büyük payı var. Yılmaz 18 Nisan seçimlerinin günah keçisiydi ve bütün olumsuzluklar ona fatura edildi. Eğer Baykal aculculuk yapmayıp hükümeti yıkmasa ve Öcalan, Yılmaz’ın Başbakanlığı sürecinde yakalansaydı, hiç kuşkunuz olmasın ANAP birinci olur ve hatta CHP bile barajı aşabilirdi. Baykal sadece kendini yaralamadı, Yılmaz’ı da zora soktu. Mesut Bey’in en çok eleştiri alan Türkbank olayında da devletin bir kaybı yoktur. Devlet 300-350 milyon tutarındaki bankayı 600 milyon dolara satmıştır. Ancak orada sergilenen ilişkiler ve de olayın kamuoyuna yansımasıyla Mesut Yılmaz’ın kendini bir TV programında yargılatması, kamuoyunda farklı kanaat zeminlerini inşa etmiştir. Nedense bilemiyoruz Mesut Bey’in markalara karşı özel bir zaafı var. Ama o marka program -ki orada yapılan dürüst programcılığın gereğidir- Mesut Bey’i fevkalade yaralamıştır. Söylemek istediğimiz öyle bir iklimde TV’ye o şekilde çıkmanın yanlışlığıdır. Mesut Bey basın açıklamasıyla konuyu kapatabilirdi. Oysa o programda kaş yapayım derken göz çıkarılmıştır.. İşte bu ve benzer yanlışlarla Baykal’ın taktikleri, ANAP’ı seçimde hezimete uğratmıştır. Şimdi Yılmaz’ın bu kararı fevkalade önem taşıyor. Bize göre Yılmaz’ın aldığı bu karar sadece kendi siyasi geleceğini değil, Türkiye’nin yarınını da aydınlatacaktır. Bu şekilde siyasetimize yeni ve alışık olmadığımız, ama çok çok özlediğimiz bir standart da konmuş oluyor. Herkesin ama herkesin Mesut Bey’in açtığı bu yolda yürümesi zorunludur. Kim, hakkında iddia varsa, Mesut Bey gibi yiğitçe ortaya çıkmalı ve kendini Adalete teslim etmelidir. Etmeyen olursa bu millet onları korktukları için yargıya gitmedikleri argümanı ile peşinen suçlu ilan edecektir haberleri ola..
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT