BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Oniki İmâm hazerâtı -2-

Oniki İmâm hazerâtı -2-

Sevgili Peygamberimizin terbiyesiyle yetişip büyüyen Hazret-i Hasan, mükemmel bir tahsîl ve terbiye gördü. Hazret-i Hasan, henüz bâliğ olmadan Resûlullah’a bîat eden çocuklardandı...



Dünkü makâlemizde, bazı terimlerle ilgili kısa bir giriş yapıp “Oniki İmâm”ın kimler olduğunu belirttikten sonra, bir nebze, Resûlullah’ın amcazâdesi ve dâmâdı, “Ehl-i Beyt”in ve “Oniki İmâm”ın birincisi, İslâm halîfelerinin ve Cennet’le müjdelenen 10 kişinin dördüncüsü, Evliyânın büyüğü, Vilâyet yolunun reîsi Hazret-i Alî’den bahsettik. Hazret-i Alî’nin Hazret-i Fâtıma’dan Hasan, Hüseyin ve Muhsin adında 3 erkek, Zeyneb ve Ümmü Gülsüm adında iki kızı olmuştur. Hazret-i Fâtıma’dan sonra evlendiği hanımlarından ise 15 erkek, 16 kız çocuğu olmuştur. Bugünkü makâlemizde, birazcık, Hz. Hasan’dan bahsedeceğiz. 2- Hazret-i Hasan (radıyallahü anh): 625 (h. 3) senesinde, Ramazan ayının ortasında, Medîne-i münevvere’de doğan Hazret-i Hasan’ın babası Hazret-i Ali, annesi ise Resûlullah Efendimizin kızı Fâtımatü’z-Zehrâ’dır. Resûlullah’ın torunu, “Oniki İmâm”ın ikincisi, “Ehl-i Beyt”in dördüncüsü, İslâm halîfelerinin beşincisidir. Künyesi “Ebû Muhammed” olup, lakabı “Müctebâ”dır. Sevgili Peygamberimizin terbiyesiyle yetişip büyüyen Hazret-i Hasan, mükemmel bir tahsîl ve terbiye gördü. Hazret-i Hasan, henüz bâliğ olmadan Resûlullah’a bîat eden çocuklardandı. Sekiz yaşına geldiği zaman 632 (h.11)’de önce dedesi, sonra da annesi vefât edince, yetîm kaldı. Bundan sonra da babasının terbiyesinde büyüdü. Peygamber Efendimiz bir gün Fâtıma, Alî, Hasan ve Hüseyin’i (radıyallahü anhüm), abâsı altına alıp, Ahzâb sûresinin “Ey Ehl-i Beyt! Allahü teâlâ, sizlerden ricsi [her kusur ve kirleri] gidermek istiyor ve sizi tâm bir tahâret ile temizlemek irâde ediyor” meâlindeki 33. âyetini okuyup sonra, “Allah’ım! Benim Ehl-i Beytim bunlardır” buyurdu. Hazret-i Hasan, Resûlullah’ın pekçok hadîs-i şerîfi ile taltîf edildi. Meselâ Peygamber Efendimiz, onun hakkında: “Cennet gençlerinin seyyidi (efendisi) dir” buyurdu. Yine bir defasında Sevgili Peygamberimiz: “Hasan ile Hüseyin, Cennet gençlerinin büyükleridir. Babaları onlardan efdâldir” buyurdu. Peygamberimiz Hazret-i Hasan’ı çok sever, ona şefkatle muâmele ederdi. Ebû Eyyûb el-Ensârî, Hasan ile Hüseyin’in (radıyallahü anhüm), Resûlullah’ın huzûrunda oynadıkları sırada huzurlarına girince; “Yâ Resûlallah! Sen bunları çok mu seviyorsun?” diye sordu. Peygamber Efendimiz de: “Nasıl sevmem? Bunlar benim dünyâda öpüp kokladığım iki reyhânımdır” buyurdu. Ebû Hüreyre’nin naklettiğine göre de, bir gün, Resûlullah Efendimiz, Hazret-i Hasan’ı kucağına oturtmuştu. O da, mübârek sakallarıyla oynuyordu. Resûlullah Efendimiz, üç defâ, “Ben bunu çok seviyorum. Sen de sev. Onu sevenleri de sev” buyurdu. Her Müslümanın sevmesi lâzım gelen “Ehl-i Beyt”ten olan Hazret-i Hasan, beyaz ve güzel yüzlü olup, yüzü Resûlullah’a çok benzeyen yedi kişiden biridir. Resûlullah Efendimize ondan daha çok benzeyen kimse yoktu. Hilm (yumuşaklık), rızâ, sabır ve kerem (cömertlik) sâhibiydi. Aldığı bir hediyeye değerinden fazla karşılık verirdi. Bol bol sadaka dağıtırdı. Alış-verişlerinde pazarlık ederdi. Kendisine, “Bir günde binlerce dirhem sadaka veriyorsunuz da, bir şey satın alırken niçin uzun uzun pazarlık edip yoruluyorsunuz?” dediklerinde; “Verdiklerimi Allah rızâsı için veriyorum. Ne kadar versem yine azdır. Fakat alış-verişte aldanmak, aklın ve malın noksan olmasıdır” buyurdu. Yirmi beş kere, yaya olarak hacca gitti. 40 senesinde, babası Hazret-i Alî şehîd edilince, Kûfe’de halîfe seçilmiştir. O da, babası gibi, Kûfe, Basra, Irâk, Îrân, Horasân, Mekke, Medîne, Hicâz ve Yemen ahâlîsine halîfe oldu. Kendisine 40.000 kişi bîat etti. Fakat Mısır ve Şâm gibi diğer memleketlerin ahâlîsi Hazret-i Muâviye’ye bîat etti. Hilâfetin yedinci ayında, Bağdâd yanında Enbâr denilen yerde, iki tarafın ordusu harbe hâzır iken, Müslümân kanı dökülmemesi için, kendi isteğiyle, hilâfeti Hazret-i Mu’âviye’ye bıraktı. Hazret-i Hasan daha küçük yaştayken, Resûlullah Efendimiz ona işâret ederek: “Bu oğlum seyyiddir. Ümîd ederim ki, Allahü teâlâ, onun vâsıtasıyla, iki tarafın arasını bulur” buyurmuştu. Bu hadîs-i şerîf, Peygamber Efendimizin bir mûcizesi olarak tecellî etti. Hazret-i Hasan’ın hilâfetten kendi arzûsuyla çekilmesiyle Müslüman kanı dökülmemiş oldu. Soyundan gelenlere “Şerîf” denir Hazret-i Muâviye ile anlaştıktan sonra, Medîne-i münevvere’ye geldi. Hazret-i Mu’âviye, kendisine dörtyüzbin akça gümüş para verdi. Parayı alıp Medîne’ye geldi; ölünceye kadar orada yaşadı. Hazret-i Mu’âviye, kendisinden sonra Hazret-i Hasan’ın halîfe olmasına karâr verdi. Bu haber her tarafa yayıldı. Fakat, Hazret-i Hasan, 669 (h. 49) yılında Medîne’de, zevcesi tarafından zehirlendi; böylece o da şehîd oldu. Cenâze namazını Saîd bin Âs kıldırdı. Kardeşi Hazret-i Hüseyin, onu Bakî Kabristanına götürdü ve oraya defnedildi. Hazret-i Hasan’ın onbeş erkek ve sekiz kız evlâdı oldu. Onun soyundan gelenlere “Şerîf” denir. Bu makâlemizde de, dünkünde olduğu gibi, Oniki İmâm’dan sâdece bir kişi üzerinde durabildik. İnşâallah bundan sonraki 2 makâlemizde, konuyu tamâmlamak istiyoruz.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT