BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Türkiye beyaz bir sayfa açtı

Türkiye beyaz bir sayfa açtı

Bütün ülkenin beyaza büründüğü birkaç günü televizyona ve yazılı basına fazlasıyla gömülerek yaşadım. Genelde, tüm ülkem gibi “beyaz bir sayfa” açmaya çalışanlar ile beyaz sayfalarda küçük de olsa bir leke oluşturmayı becerenler arasında dolaştım durdum. İşte sizlere kardan adamların, erimeden önceki son durumları...



Bir sinema yönetmeni filmini bitmiş görür, sonra da hayalinde çoktan bitmiş olan filmi çeker. Bir televizyoncu programını önce sanal olarak yapar, sonra icraata geçer. Sunucu kafasında programı çoktan sunmuş olmazsa ve kendini her türlü olumsuz şarta hazırlamaz ise programı zaten sunamaz. Bir gazeteci de haberini, bir sayfa sekreteri de sayfaları bitmiş görür. Bir yayın yönetmeni de gazeteyi tamamlamış halde eline aldıktan sonra hazırlığını başlatır ve nezaret eder. 29 Ocak Pazar gününün Hürriyet gazetesinin üçüncü sayfasını her gün mutlaka en azından bir göz attığım gibi, elime aldım ve inceledim. Solda bir haber: “Bir köpek tarafından ısırılan kadın sokağa çıktı.” Hani şu, Pittbull tarafından yüzü parçalanan kadının izleri yüzünde taşıyan bir fotoğrafı ile süslenen haber. Ona yapışık olarak, hemen yanındaki sütunda Bekir Coşkun yukardan aşağıya yazıyor. Başlığı ise “Veteriner.” Veteriner yeminini anlatıyor. Bulsanız içinizden hemen parçalamak geçen bir köpek ısırması haberi ve veteriner yemininde eksik bırakılmış “hayvan sevgisi..” Federasyon seçimi sabahı, güdümlü olduğu apaçık belli olan bir haber: “FIFA bizi izliyor.” Bu “kalleşçe çomaklamak” sayılmaz mı? Yine 29 Ocak tarihli Posta gazetesinin spor sayfası. Manşet tabii ki Fenerbahçe ve şöyle: “Sabrın sonu çifte bayram.” Fenerbahçe’nin iki kupayı nasıl alacağını anlatan bir haber. Sayfadaki bütün Fenerbahçe haberlerinin olumlu olduğunu söylemeye gerek yok. Tek Galatasaray haberi var ve o da her zamanki gibi olumsuz. Yalçın’ı ziyaret eden arkadaşları çiçek alacak parayı bulamamışlar! Oysa Fenerbahçe haberinin altında kocaman bir olumsuzluk sayfaya leke gibi düşmüş: “Sarıyer Fener’e 4 çekti.” Bilet rüsumlarını kaldırmayı talep etmek, vergileri düşürmeye çalışmak, statların devrini zorlamak nasıl bir kanırtmaktır beyaz sayfayı kirlensin diye. Cavcav’dan intikamı yerin altına indirmek ise cabası. Tomas haberlerine bakıyorum, en doğrucu başkan olan Özhan Canaydın’ın tüm takımı aldatıp, kapalı kapılar ardında gizliden para verdiği yorumları var bir başka gazetede. Huzuru infaz etmeye çalışanlara prim var, yazılı ve görüntülü basında. Yahu... Bu nasıl bir Galatasaray kompleksidir? Galatasaray’ı şu “imkansız” günlerde bile büyütmeye devam eden şey, ona karşı duyulan korkudur ve ona karşı beslenen komplekstir. Ben “beyaz”sayfayı sadece caddelerde görmekten ne zaman kurtulacağım acaba? POST-İT Benim Beşiktaşım tuttuğunu koparır. Tomas dedik. Görüştük ve aldık. Stepan olanını değilse bile Jun olanını aldık. Olsun... Bir Tomas aldık ya... Biz alacağız dedik mi, alırız... O kadar... (Yıldırım Demirören) S-ÖZ Üç beyaz; yani un, şeker ve tuz belli bir yaştan sonra kesin zararlıdır. Zekeriya Beyaz her zaman... Oynatmaya az kaldı!.. Ey Galatasaraylı... Arda, Zafer, Özgürcan, Zafercan, Cafercan diye diye canını çıkardı Canaydın bu işin... Ferhat ve Aydın geldi ama yine bir tereddüt var ne zaman ne kadar oynarlar diye... Kiralıklar satıldı mı aslında diye... Şu Dortmund takımının gösterdiği cesaretin onda birini gösterin de şu kör nişancıların arasında bu çocuklara yer açın. Topa vuruyor, adam geçiyor, adam eksiltiyor. En az 10 maçını seyrettim Aydın’ın. 85. dakikada, “düzünü gol yapmak daha kolay iken” röveşatasını deneyen kör nişancıların arasında bir nimettir bu çocuklar. Dürtse gol olacak iken voleler peşinde koşanların, el oğlu frikikleri içeri sokarken penaltıları bile telef edenlerin laubaliliği arasında bu çocuklar birer ciddiyet abidesidir. Elde kalanları oynatın sayın başkan... Oynattırın... Yoksa camia oynatacak... Ya kafasındaki tahtaları derinden, ya da sizi yerinden... Haydi maça Bizim emektar program Kanal A’da başladı ve anında patladı. Bir ihtiyaca karşılık veren ve beni tüketip bana meydan okuyan tek program tekrar hayata geçti. Emeği geçen ve bizi cesaretlendiren herkese sonsuz şükran. Bir hafta beyaza gömülen Türkiye Ligi gibi biz de başlar başlamaz ara vermek zorunda kaldık. Bu hafta devam. Üstelik Kanal A ekranlarında spor müdürü Murat Çimen ile birlikte cuma ve cumartesi geceleri Afrika Kupası maçlarını, ardından Haydi Maça’yı estireceğiz Allah’ın izniyle. Hepinizi bekleriz... Düveli muazzama Herkes bilsin ki Beşiktaş transferi en isabetli yapan takımdır. En doğru adamları aldığı, aldığı adamların gidişlerinden bellidir. Oynatamamaktadır, o başka... Orada bir sorun var ama aldıkları, yedi düvele nam salmaya devam ediyor. Bakın gönderdikleri Nihat’a... Münch Alman Ligi’nde dimdik ayakta. Karhan Avrupa’nın her takımını dolaştı, şimdi Bundesliga’da aslanlar gibi oynuyor. Ailton bile elde kalmadı da alıcı buldu. Carew zaten ortada. Avrupa’nın en iyisinin yıldızı... Youla bile Fransa Ligi’ne yazdırmaya başladı adını... Demek ki sorun alırken değil, oynatırken ortaya çıkıyor. Bu istatistiğe göre Jun da isabetlidir. Satarken anlaşılacaktır değeri... Ama oynatabilirler mi onu bilemem... Büyük Emrah Benim sözüm Emrah Eren’e, dizide oynayan küçüğüne değil... Takımı sabahın köründe, yöneticisi dahil içtimaya toplayabilen “kifayetsiz muhteris” Vahid Bey’e karşı elini uzatamayacak, hareketinin de arkasında durabilecek cesareti gösteren “Büyük Emrah”adır sözüm. Emrah, koca bir kulübü ve insanlık sorunu olan hocasını boşayabilecek cesareti göstermiştir. Trabzonspor ise bu boşanmayı ertelediği sürece zaman kaybedecektir. Çünkü topçu onu çoktan göndermiştir. Orada olmayan birinin söylediğini de oynayamaz tabii ki... Jun bile giderayak Şenol Güneş ile Vahid Bey’in farkını açıklayıverdi. Defolu gitti Adam defoluydu. Afrası tafrası bol, Brezilya’nın köyünden gelip Türkiye’yi beğenmemek ve hor görmek durumunda, enine topçu, iki vurup bir durup, hücumda forma dolaştırıp yer işgal etti ve gitti. Sevimsiz adam, “İbrahim Akın’ı tokatlayacaktım” dedi ve gitti. Aslında Beşiktaş’ı “tokatladı.” Onun gidişi, “zararın bir yerlerinden dönüldüğü için her halükârda kârdır.” Defolu defolu defolup gitti... * Umarım Cavcav yine bir yerlerden bir kağıt bulup çıkarmaz ortaya Uğur Boral konusunda. Fenerbahçe camiası “Kurtlarla dans” etmeye bayılır çünkü...
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT