BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

v

Samuel Eto’o... Barcelona’nın keyifle izlenen, özel seyircisi olan yıldızı... Kamerun Milli Takımı’nın gol makinesi... Günümüz futbol dünyasının en iyi uç oyuncusu... Golcü... Zeki... Çabuk, süratli, mücadeleci ve bütün bunların yanı sıra teknik kapasitesi çok yüksek... Vuruş tekniği mükemmel... Hava toplarında iyi ve etkili...



Samuel Eto’o... Barcelona’nın keyifle izlenen, özel seyircisi olan yıldızı... Kamerun Milli Takımı’nın gol makinesi... Günümüz futbol dünyasının en iyi uç oyuncusu... Golcü... Zeki... Çabuk, süratli, mücadeleci ve bütün bunların yanı sıra teknik kapasitesi çok yüksek... Vuruş tekniği mükemmel... Hava toplarında iyi ve etkili... Eeee, Eto’o’yu bize mi tanıtıyorsun? Şimdi bunun zamanı mı diye sorabilirsiniz. Haklı da olabilirsiniz. Ama kazın ayağı da hiç öyle değil... Şayet böyle bir oyuncu henüz 17 yaşını doldurmadan Türkiye topraklarına gelmişse... Kadıköy’ün Moda semtindeki Süleyman Kuaför’de bir köşe iskemlesinde çay içmiş ve iki gün oralarda gezinmişse... O zamanlar Kurbağlıdere’deki idman sahasında çalışan Fenerbahçe’nin idmanına gönderilmek istenmiş de, o günlerin teknik direktörü Otto Bariç tarafından bu teklif geri çevrilmişse... (Aziz Yıldırım’ın başkanlık döneminin ilk günlerine rastlar) Devam edelim mi ? Eto’o ve kendisini elinden tutan memleketlisi menajeri Herve Cinda, bakarlar ki, Türkiye’deki menajerlik ayağı Avukat Ali Kemal Okay’ın çabaları sonuçsuz kalır, valizlerini toparlayıp İspanya’nın yolunu tutarlar... Orada futbolcudan anlayan göz çoktur... Çocuk, Legans adlı bir amatör takıma yazdırılır... Ama o kadar yeteneklidir ki, 17 yaşında ülkesi Kamerun’un milli takımında oynamaya başlar. Hemen ardından Real Madrid’in çatısı altına kapatılır. Sonra oradan Real Majorca’ya kiralanır. Tekrar Real Madrid’e döner ama Mallarco’ya dönmesi de uzun zaman almaz. Orada hızla yükselmeye, Avrupa futboluna ayak uydurmaya başlar... Şimdi yeniden Türkiye’ye dönüyoruz... Türkiye’de birçok futbolcu ve teknik adamın ki (Mosheu’nun da menajeridir) menajeri Hasan Çolakoğlu, Başkan Aziz Yıldırım’a, Eto’o, Song, Geremi ve kaleci Chemeni’yi Fenerbahçe’ye getirebileceğini bildirir. Başkan Yıldırım, o günlerin futbol şubesi sorumlusu Sadettin Saran’a yönlendirir Çolakoğlu’nu... Menajer Çolakoğlu, Saran’dan yukarıda adı geçen futbolcularla konuşma, görüşme, pazarlık etmek için kulübün resmi yetki belgesini alır. Yani Fenerbahçe, Eto’o, Song, Geremi ve Chemeni’yi almaya kararlıdır. Menajer Çolakoğlu girişimlere başlar ve Eto’o ile Song’un işini prensipte bitirir. Birkaç küçük detay hariç... Çolakoğlu bu iş için Paris’e kadar gitmiştir. Şimdi hikayenin acıklı yerine geliyoruz. O sıralarda başkan Aziz Yıldırım, teknik direktörlük için görüştüğü dört adaydan Daum’la anlaşır. Daum’a da, Eto’o ve Song’la anlaşma sağlandığını bildirir ama Alman hocadan “Aman sakın ha... Ben takımda Afrikalı istemem. Afrikalılar profesyonel değiller. Disiplinsiz davranırlar...” diyerek bu müthiş iki transfere karşı çıkar... Başkan Yıldırımda, henüz iş başı yapılmadan maraza çıkmasın diye Daum’un tasarrufuna boyun eğer... Ve Eto’u’yu Barcelona’ya, Song’u da Galatasaray’a bırakır... Geremi, Chelsea’da, kaleci Chemeni de Espanyol’da forma giymeye başlarlar... Evet, hikaye bu... Ama en gerçeğinden... Peki, aynı Daum, Appiah’a nasıl evet dedi diyecekseniz, onu da kendisine sorun... Ya da Eto’o ve Song’un transferine başkan Yıldırım razı gelmedi. O kadarı da onlara ait... Bizden bu kadar... Hani Türkiye’de transferden çok anladığını iddia edenler var ya... Hani, olmadık oyuncuları her transfer döneminde büyük kulüplere aldıranlar var ya... Özellikle Eto’o’yu zevkle izlemeye devam edin... Eeee kaçan balık büyük olur dememişler boşuna...
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT